Image Slider

The Batman 2022 Hakkında (Ağır Eleştiri - Spoiler İçerebilir)

| Tarih:
Çarşamba, Mart 09, 2022

DC'nin yıkılmaz kalesi, Batman fanboi'si beni, delirttiler. Buradan Matt Reeves'e.. 

En sevdiğim karakteri en sevmediğim oyuncunun oynayacağını öğrendiğimde kıpkırmızı olmuştum. Tıpkı afiş rengi gibi.. Önyargılı olmamalıyım Batman'e bunu yapamam bir şans vermeliyim.

Benim için olması gereken Batman; Hafif yaşlı, dik duran ve karizma biridir. Bu yapı dışındaki Batman'in benden puan alması çok zor. Örneğin George Clooney tam bir Batmandir. Her neyse sinirlerimi bıraktım filme geçelim.

Karanlık bir atmosfer eşliğinde Gotham City'nin tıkır tıkır işlenmesini izliyoruz. Ortam güzel yaratılmış. Mutsuz kasvetli insanlar, karanlık ve yağmurlu güzel şehrimiz. Herkes patlamaya hazır bomba gibi. Ana karakter ordumuz "Polisler"i de gördükten sonra Batman'le karşılaşıyoruz. Giriş güzel fakat konu çok yavaş işlenmeye başlayınca sıkıcı bir hal alıyor. The Riddler tam bu noktada devreye girerek yönetmeni kurtarmış. Kötü yanları konuşacağımız kadar iyi yanlarıda söylemem gerek. The Riddler karakteri çok iyi. Joker gibi psikopat fakat daha sakin ve biraz daha zeki. Peki Gotham City'den neden hep Joker tarzı kötüler çıkıyor? Merak konusu. 

Film aynı şekilde devam ederken 5-10 dakika boyunca odaklanmanızı sağlayacak Penguen reis ile bir kovalamaca sahnesi karşımıza çıkıyor. Övdüğüm Riddler artık baymaya başlıyor. Kendimi gazete ekinde sudoku çözüyormuş gibi hissetmeye başladım. Batman filmine geldiğimi sanıyordum. Gotham City'de Bir Hafta yada The Riddler Ve Bulmacaları olmalıydı. Batman'in önüne çok fazla geçiliyor. Belki diyeceksiniz ki Batman'in başlangıç yılları olduğu için amatör bir şekilde. Ozaman böyle bir film yapmayalım. İnsanların kafasındaki Batman yapısına zarar veren hatta düşüren bir senaryo. Değişiklik yapacağız diye bir karakteri öldürmeye gerek var mı? Joker filminde ne dediler, farklı işleyeceğiz psikolojisi olacak dediler. Efsane bir film yapmışlardı. Farklı bir konu işlenmek zorunda değil 2022 yılına göre uyarla. İyi bir müzisyenle anlaş, çok iyi dövüş sahneleri ekle, efektler koy oradan keyif alalım. Süper kahraman filmi izliyoruz çok dehşet değişik bir şey yapılmayacaksa seyircinin beklediği de bu zaten. Düz mantık vb. yorumlar gelecekse takmayacağım. Böyle kötü BATMAN filmi izlemek istemiyordum.

TENET Hakkında / 2020 (Spoiler İçerir)

| Tarih:
Pazar, Eylül 13, 2020

Teneti anlamak için Nolanı anlamak gerek. Nolanı anlamak için Teneti bilmek gerek. Teneti anlamakta Nolanı anlamaktan geçiyor. Filmlerini izleyip neyi sunmak istediğini bilmeniz gerekiyor. Vaktiniz yoksa Nolanı anlamayıp ciyak ciyak eleştirenlerin ağzından konuşayım; Nolan zamanı geriye sardırma, ileriden geriye doğru senaryo sunma gibi sabitliğe takılmış "klişe" bir yönetmen. Tabi yersen.

Tenet kelime anlamı olarak inanç - ilke anlamına geliyor.
 
CIA görev için bir ekibi Ukrayna'da operasyona gönderir. Başrol görevini yerine getirirken inançları doğrultusunda insanların da canını düşünerek yan görevler yapmaktadır. Fakat ekip üyelerinden biri veya -birkaçı- sandığımız kadar ekip ruhunu taşımıyor ve para için bütün ekibi satıyor. Ukraynalı patronlar ekibi yakalayıp dayağa başlar. Bu dayak içerisinde birçok işkence mevcut. Mesela tek tek dişlerini söküp acı çekmelerini izlemek. CIA, ekiplerin yakalanma risklerine karşı intihar etmeleri için birer kapsul verir. Kahramanımız da yakalandığında hapı içmeyi başarır ve asıl olaylar bu noktadan sonra başlar. CIA kendisini satmayacak İNANCI peşinde koşacak İLKEleri olan kahramanlar arıyor. Aslında bu yakalanma bir test. İntihar hapları sahte ve sadece anlık olarak ölü gibi görünmelerini sağlıyor. CIA, testinden geçen kahramanları eliyle bırakmış gibi buluyor.

Bizleri ne bekliyor? Belki de Nolan'ın "klişe"ye düştüğü nokta burasıdır. Kısaca Tenet 3. Dünya savaş muhabbetlerinin farklı bir boyutu. Tenet olgusu gelecekteki büyük bir savaşın habercisi. 

Ekip neyin peşinde. Neler oluyor.. Özetleyelim; Bir kadın profesör zamanı evrilterek normal zaman içerisinde geçmişe gitmenin yolunu bulduğu bir obje yaratıyor. Objeyi kullanabilen kişi zaman içerisinde geçmişe gidip birçok şeyi gelecek için değiştirebiliyor. (yere bir suyun düşeceğini varsayalım ve siz bunu bilerek zaman içerisinde geçmişe gidip suyu ortadan kaldırırsanız zaman ilerlediğinde suda yere düşmeyecektir.) Evriltme hareketinin olumsuz yönleri de var. Zaman olgusu sadece evrilten kişiye göre değişeceğinden dolayı zaman diğerleri için aynı şekilde işliyor. Bu evrilten kişinin etrafı bulanık görmesine, geriye doğru giden hareketlerden ötürü kafasının karışmasına ve en önemlisi nefes alma zorluğu çekileceği için hava tüpleriyle gezmek zorunda kalmasına neden oluyor. 


Profesör buluşun dünya için dert olacağını anladığında objeyi 9 parçaya bölerek saklıyor ve intihar ediyor. Kötüler durur mu? İki büyük patron Sator ve Priya objeleri arıyorlar. -al sana klişe- CIA'de onlardan önce bularak kontrolü ele geçirmek istiyor. -al sana başka klişe. amerikan propagandası bir taraf ruskraynalı slavik patron Sator, diğeri de uzak doğulardan Pakistanlı Priya. Başrolümüze yoldaş olarak Neil isimli bir yardımcı yanaşıyor.

Plütonyum ve Sator hakkında; Üçüncü dünya savaşının asıl silahı Plütonyum. Sator çok küçük yaşta madencilik yaparken maddenin gücünü anlıyor ve bulduğu ilk Plütonyumu ne yaptığını bilerek saklıyor - satıyor. Tecrübesi sayesinde Plütonyumla neler yapabileceğini çok iyi biliyor. Kendisini Tanrı olarak görüyor.

Senaryo anlamaz özeti; iki adam var, cia felan olaya dahil oluyor karşılarında iki kötü tip var işte biri rus kötüsü her filmde var. biribirleriyle savaşıyorlar işte kahramanda bunları dövüyor. olaya kız dahil oluyor kız için bir daha dövüşüyorlar. herkes birbirine herşeyi anlatıyor. sahneleri zaten anlamadık işşte bir ileri gidiyo bir geri gidiyor.

İlk sahnede başrol yakalanırken başka bir ekip üyesi tarafından yardım edilmesi ve o üyenin çantasında görünen kırmızı anahtarlık detayı filmin son sahnelerinde tekrar gösterilerek herkese Neil olduğunu hissettirmiştir. Evet çok basit. Evet çok belli. Ama insanı duygulandıran, bütün seyircinin de istediği bir gerçek. Haksız mıyım? Hepimiz o kişinin Neil olmasını beklemedik mi?

Tenet askerlerinin tamamen başrol tarafından kurulmuş olması ve olaylar yaşanırken Neil'in aslında zaman içinde sürekli olarak sondan başa doğru yaşıyor olması. Yani Neil'in başrolün karşısına çıktığı an aslında başrol tarafından önceden seçilmişti. Neil'in bütün olaylar da soğukkanlı kalabilmesi son sahnede de pekiştiriliyor. "Yaşadıklarımız senin için yeni fakat benim için artık bir son" gibi bir söz kullanılıyor. Belki de başrol siyahi oyuncumuz fakat olayların başkahramanı da Neil'di diyebiliriz.


Film içerisinde çok fazla espiri göreceksiniz ver gerçekten çoğu komik. Aklıma gelenlerden biri, başrolün Sator tarafından yakalanacağı sırada, Sator olayı hikayeleştiriyor ve ölüm hikayesine geçmeden önce nasıl ölmek istersin diye sorduğunda "Yaşlanarak" demesi çok komikti.

Saçma birşey hiç mi yoktu? Dolusuyla vardı. Niel'in Kat'e iğne yaptığı sahneler sağlık bilgisi konusunda basitten öte, vasattı. Steril olmayan ortam mı dersiniz. İğneyi yastık diker gibi sokmasını mı diyeyim bende bilemedim. 

Zamanın içinden geçerken hava tüpleriyle göründükleri sahnelerin çoğu komik görünüyor. Minik bir tüp ve hastane nefes alma borusu kullanılmış yürüyen entübe hasta gibi geziyorlar. Güzel bir maske yapılabilirdi veya hiç değilse askerlerin kullandıkları mekanizmalar kullanılabilirdi. Paldır küldür savaşıyorlar ama kimse birbirinin nefes almasını engellemiyor? Veya ana karakterler tüp takmış birini gördüklerinde sadece şaşırıyorlar bakıp kafalarını çeviriyorlar. Birisi de çıkıp bu nedir demiyor. Gördüğünü seyirciye hissettiriyor ama tepki yok. Sonuncu aklıma gelense gene Kat ile ilgili. Sanki araba sahnesinde ayağının frene deyebilmesi için Kat karakterini oynayan kişi o kadar uzun boylu seçilmiş gibi bir izlenim bıraktı.


Toplama baktığımızda 10/9 verdim. Zamanın içinden geçildiği sahnelerde özellikle Sator'un Kat'i silahla tuttuğu ve başrolün karşılarında durduğu sahne Nolan'ın "geriye sardırma" senaryolarının gelebileceği son halidir. Müthiş bir kurgu ve senaryoya sahipti. Seslerin farklı açılarda geriye sardırılması. Zamanın bir ileri bir geri şeklinde gösterilmesi. Başrolün objeyi bıraktığı yeri yalan söylemesi ve Satorun bunu zaman içinde geriye giderek kontrol etmesi mükemmeldi. Filmin müzikleri inanılmaz. 1 Puanı da Robert Pattinson oynuyor diye kırdım hahahaha. Batmande'de 2 puan kırıcam!

Vivarium - Lorcan Finnegan (Film Analizi)

| Tarih:
Cuma, Mayıs 01, 2020

Sürrealizm ve Postmodernizm temasını taşıyan Vivarium filmini anlamak için, kafanızdaki bütün düşünceleri yanınızdaki bir çekmeceye bırakarak izlemelisiniz.

Vivarium nedir? "Vivaryum, bilimsel amaçlarla hayvanların doğal davranışlarını gözlemlemek ve araştırmak için doğal hayat şartlarının oluşturularak muhafaza edildikleri yerdir." Yani "-yum" adı ile oluşturulmuş alanlar içerisinde gerçeğe en yakın kopya ortam Vivaryumdur.

Filmin açılışı; Kuşların sergilediği tavırlar doğal bir seleksiyon olarak izleyiciye gösterilir. Yavrular kardeş olsalarda içgüdüsel olarak düşmanlar. Annesinden gelecek yemeği yiyebilen tek kişi olmak, hayatta kalmayı başarabilmektir. Doğal yaşamın sergilendiği sahneden sonra kendi hayat alanımızı görüyoruz. Bizim yavrularımız 'insan çocukların' gösterildiği sahne gelir. Doğa ile verdiğimiz yaşam mücadelesi 'rüzgar' teması ile verilerek çocukların doğayı taklit etmesi ile son buluyor.

Tom ve Gemma filmin iki ana karakteri. Günümüz çağına uygun bir çift. Beraber kuracakları yeni yaşam için ev arıyorlar. Martin ile karşılaştıktan sonra hayatları, bizim hayatımızın izleyici önüne çıkarılan bir tiyatrosu olacak!

Martin'in götürdüğü evlerin hepsi aynı, tekdüze ama mükemmel bir yapıda. Hepsinin aynı olması 'kapitalist' düzenin yaratmış olduğundan öte değil. Yani bize ait. Bina ve çevrenin yeşil olması muhtemelen Vivaryum ortamının, sürüngenler için olmasından dolayı doğaya çağrışım yapılmasıdır. Ve tabiki yeşil rengi güveni temsil etmektedir.

Martin aniden kaybolur. Tom ve Gemma tek kalmıştır. Aile olmayı başarıp, başaramayacaklarını göreceğiz. Uzaktan bakıldığında evet, zoraki bir evliliğe sürüklendiler, aslına bakarsak; zaten ikili arasında olacak olan bu değil miydi?

Zoraki yaşamı kabullendikten sonra sıradan bir yaşam onları bunaltmaya başlıyor. Geçmişe özlem duyuyorlar, yemeklerden tat alamıyorlar. Kendi hayatımıza baktığımızda: iş - ev - izinli gün - yemek - uyku döngüsünde yaşıyoruz. Filmde bu döngü, çiftin evden çıkıp diğer evlerin çitlerinden geçerek tekrar kendi evlerine dönmeleriyle gösteriliyor.

9 rakamı: Birçok kültür için yeniden doğuşun sembolüdür. Aynı zamanda sorun olmadığı sürece hepimiz annemizin karnında "9" ay kalıyoruz. Evin kapı numarasının 9 olması da tesadüf değil.

Kutu ile gelen çocuk sahnesi. Sadece izlemek için izlersek biraz saçma gelecektir fakat derinden incelemenizi tavsiye ediyorum. Kutu açıldığı anda bebeğin vücudunda ıslaklık olduğunu göreceksiniz. 9 rakamı ile bebek olgusunun birleşimi, yeni bir hayatta sorumluluk almayı bildiriyor. Büyüklerimiz için çocuğumuzu düzgün yetiştirirsek, dünyadaki görevimizi yerine getirmiş olmuyor muyuz? Gemma çocuğa babasından daha hızlı alışıyor. Davranışları anaçlaşarak basit şeylerle de mutlu olmayı başarıyor. Tom ise duruma alışabilmiş değil, hatta çocuktan sonra eşine uzaklaşıyor.

Birçok kültürde olduğu gibi gece yapacağı kazma çalışması için eşine "sen gelme ben halledebilirim" diyor. Türk kültüründe de olağan dışılık bir durum söz konusu değil.

Stranger Things: Hakkında (1-2. Sezon - Sadettin Teksoy İçerir.)

| Tarih:
Çarşamba, Ağustos 14, 2019

Popüler dizileri izlemeyen duygularım Netflix'in promosyonlarına yenik düştü. 'Sadettin Teksoy'un kullanıldığı promosyon videoları sayesinde Stranger Things izlemeye başladım. Popüler yayın izlemem derken 90'neslinin yakından tanıdığı Sadettin sayesinde ne hale geldik! Videoları gördüğüm an yarın başlıyorum dedim yahu. Sadettin'i yokluğunda özlememiştim fakat sarı yağmurluğu ve yaptığı el hareketlerini görünce beynime kazınan bütün duygular ortaya çıktı.

Fazla konuşup kafa şişirmekte istemiyorum yorumlarda bulunarak hem tavsiye edeceğim hemde yorum yapmış olurum. 

Stranger Things'i anlamak için önceden araştırma yapmalı ve içeriğini bilmelisiniz ya da ne dönüyor? Söylentilere göre "Montauk, MKUltra" gibi projelerin neler yaptığını ve neler yapabileceğini bizlere göstermeye çalışıyor. Bu projeleri yaratanlarda; İnsanların beyinlerini tam olarak kullanabildiğinde ne yapabileceklerini görüyorlar. Tabii bu kullanım şekli öğretme yolu ile değil baskı, şiddet, uyuşturucu ve bunun gibi illegal yöntemlerle iyi olmayan koşullarda gerçekleştiriliyor. Acaba daha düzgün yol ile gerçekleşebilseydi 'özel insan' olmayı başarabildiğimizde yapacaklarımızın sınırı olur muydu. Kendi gücümüzün ne kadar farkındayız. (Zihin kontrol edebilir, telekinezi yapabilir, etkileşim yoluyla başkasının ne yaptığını öğrenebiliriz.)

Projeler Amerikada'ki 51. bölgeden, uzay araştırmalarına kadar birçok zinciri barındırıyor. Ne konuşursam konuşayım birçok bağlantı yoluna gittiğimde telekinezi, güç gibi kavramlar beni 'paralel evren' yapısının gerçekliğine yakınlaştırıyor. Her ne kadar bu an içerisinde var olsakta aynı şekilde başka bir çizgide farklı bir benliğimiz ile "bağ" içerisinde olabiliriz. Yaaanii belkide 'Upside down' gibi.. (Hiç alakası yok ama yaşadığımız yerlerde bile binlerce yıl öncesinde başkaları yaşıyordu. O anları görmek yıllarına göre seçmek, bakmak çok isterdim diyeceğim ama alakasız bir yere doğru giderek iyice akıl karıştırdım.)

1. SEZON: Dizi kültürüne sahip olmadığım için net bir kıyaslama yapamıyorum ancak bildiğim çekimlere göre bir dizi için yeterli hatta üst seviyede çekim açılarına sahip. Oyunculuklarda çocuk dizisi tadında değil kaliteli. Kaldı ki bu kadar çocuğun oynadığı bir diziye göre gerçekten iyi diyebiliriz. Oyunculuğun 'sırıtabileceği' durum riske alınmış ve başarılı olarak sonuçlanmış. Muhtemelen "11" karakteri gelecekte birçok dizi ve filmde yer alacaktır. Rahatsız olduğum tek konu dönüp dolaşıp popüler olmasına laf demem ile sonuçlanacak. Yürüdüğünüz her yoldaki billboardlarda Stranger Things fotoğrafı görmek rahatsız edici. Aşırı kalitesiz izleyici kitlesinin oluşmasınada neden olabilir.

Spoiler vermemeye çalışacağım fakat yazının bu kısımından sonra spoiler içerik olabilir, olursa da merak uyandıran olur. Oturup diziyi yazmak istemiyorum.

Çok fazla karanlık çekim var, çıkıp canavarlı filmi yaz kumsalında çekelim diyemeyeceklerine göre eleştirmemde saçma olabilir. Var yani haberiniz olsun!!! Klasik amerikan yapılarını göreceksiniz.. Gençlerin kendilerine ait bir çadırları, klübeleri olur ve orada toplantılar yaparlar, oyunlar oynarlar. Üst level olarak ülkemizde TRT bile Tozkoparan dizisinde bunu yapmayı başardı. Benimde hayalimdi valla çocukken öyle ortamımız olsun da kimse bize karışmasın aman aman. Bir ara mahalle yaşamını görmüş birey olarak bende arkadaşlarımla tahtalardan kapalı ortam yapıp içerisinden gene kendimizin yaptığı borular yoluyla sivrilttiğimiz kağıtları diğer mahallenin çocuklarına birer avcıymışız gibi üflüyorduk. Bunun telsiz ile iletişimi olan, çadırlarda yaşayan, rpg oyunlar oynayan versiyonunu göreceksiniz. Klasiğimizin devamında; aileleri aşırı rahatlıktan çocuklarının odalarına bile bakmıyor olması devamında odalarında temizlik bile yapmayan bu neslin eve biri mi girmiş, yoksa biri mi kalıyor kimsenin umrunda olmadığı bir ortam.. Bunların yanına "Upside down" öğeleri yerleştirilince klasik falan demeden birden dizinin içinde buluyorsunuz kendinizi. Ama şerif abimiz (Hooper) keşke bütün eyaleti biliyor diye her olayın arkasından çıkmasaydı. Sherlock Holmes'a döndü adam.


Oyuncular dizi için en iyi seçilebilecek oyuncular. Resmen "cuk" oturmuşlar. Diziye hiç yakışmamış diyebileceğiniz karakter yok. Bu kadar giriş konuşması yaptım. Ufak ufak bahsettim ama hala "iyi de dizinin konusu tam olarak ne" diyorsanız; Amerikan yaşantısında mutlu mesut yaşayan bir kaç aile ve çocukları vardır. Hiç sıkıntı çıkmayan eyaletimizde herkes günlük yaşamını rahatça yaşarken nüfusun az olmasından faydalanan bir kuruluş bölgede ana girişte bahsettiğim projelerini gerçekleştirirken bütün olayı ellerine yüzlerine bulaştırarak bir canavarın dünyaya salınmasına neden olmuştur. Şirket sadece bunu yapmakla kalmaz, Amerikaya düşman ülkeler için bir adım öne geçmek amacıyla deneyler, testlerde yapmaktadır. Burada kötü deneylere maruz kalan ve özel güçleri olan bazı çocuklar vardır. "11" isimli kızımız yaşadıklarına daha fazla dayanamaz ve buradan kaçar. Herşeyin koptuğu anda buradan başlar. 11 ile tanışan kimsenin hayatı artık eskisi kadar iyi olmayacak. Birinci sezonun konusu tam olarak bu'dur diyebilirim. Unutmayın canavarımız muhtemelen bir yüze ve göze sahip değil ancak kan kokusunu çok iyi alıyor.

2. SEZON: İlk sezona göre gerilim ve stres olgusu biraz daha azalmış. Muhtemelen izleyici tarafından gelen baskı sonucunda üçüncü sezonun olacağı netleştirilince, ikinci sezon biraz daha karakterler hakkında bilgiler veren sezon haline gelmiş. Birinci sezon giriş, ikinci sezon gelişme olmuş diyebilirim. Üç yeni karakter ile tanışacağız Max > Billy ve Bob. (Bahsetmediğim başka karakterlerde var. Çocukların aileleri, ablaları kardeşleri vb.) Gelen iki karakter 'klasik' okula yeni gelen havalı çocuklar. Bölümler ilerledikçe onlara da ısınacaksınızdır diye düşünüyorum. İlk başlarda çok itici duruyorlar.

Erkek karakterlerimiz Max'a aşık olurken, okulun kızları da Billy'e aşık oluyor. Doğal olarak okuldaki en eski havalı çocuğumuz Steve kendi gücünü göstermek zorunda. Aslında Billy'de kendisini kanıtlamak için Steve ile bir münakaşa yaşıyor. Billy'nin gücü daha ağır basınca, ilk sezonda hiç sevilmeyen Steve aniden seyirci tarafından korunacak, bağrımıza bastığımız bir konuma getiriliyor. Serserilikten çıkmış, iyi bir çocuk gibi. Burada şey hissettim, sanki Steve hep böyle gidecekti ama üçüncü sezon olacak denince yeni bir hikaye uydurmak için rollerde değişiklik oldu. Hemde bir karakteri seyirciye kazandırmış oldular. Hergün bir kız ile yatan Steve en sevilen 'abi' rolüne kadar geldi. Ama söylemeden geçemeyeceğim Eleven'ın Max'ı kıskanıp üzerinde güç kullanması gerçekten ÜBEEEEEEER KLASİK BİRŞEY!! Yabancı yapım dizide beklemiyor insan. Kıskanmak doğru, olması gereken bir eylem ama ne bileyim hiç gittimi böyle kültürde yetişmiş insanlara. (Gülme efekti.) Eleven bu sezon içerisinde tek olmadığını öğrenecek "8" numara bir karakterimizi daha görüyoruz, aynı şekilde onunda özel güçleri bulunuyor. Acaba 1-11 arası kişiler mi var? Bunlar bende hala oturmadı. Olayları çok iyi takip edin Eleven hayatı hakkında ciddi kararlar alıyor. Ortaya çıkışını, neler yaptığını göreceksiniz.

KİMİLERİ İÇİN ÜZÜCÜ OLABİLECEK ÖLÜMLÜ BİR SAHNE GERÇEKLEŞECEK. ŞİMDİDEN KENDİNİZİ HAZIRLAYIN. 

İki sezon arasında çok fark var mı dersek, fazla yok. Hemen hemen yakınlar. Yeni yaratıklar ortaya çıkıyor. Will kardeşimiz asla ve asla onlardan kaçamıyor ve böyle devam ederse saçma olabilir. Her sezon yeni birşey mi çıkacak Will üstünden. Başka birinden çıkartsalar ne köymüş yaav diyebiliriz bu yüzden risk alert. Umarım üçüncü sezonda gene Will üzerinden birşey olmaz. Hiç değilse biri üstünden olmasın artık uzaklardan başka köşelerden birşey çıksın. Yada en mantıklısını diyeyim hiç birinden çıkmasında olayların arkasında birimi var birşey mi var onu görelim de onlar yapsın mücadele olsun yetter.


Pokémon Dedektif Pikachu / 2019 (Azıcık Spoiler İçerebilir.)

| Tarih:
Pazartesi, Mayıs 13, 2019

Pokemon ile büyüyen 1990~1997 neslini çekmeyi başaran film. 2004 yılından sonra Türkiyede vizyona girmiş bir Pokemon filmi (veya animasyon) hatırlamıyorum. Büyük hasretimize Warner Bros son vererek hepimizi Pokemon için sinema salonlarına davet etti.

Dedektiflik hikayesi ile ilk kez karşımıza çıkan Pokemon evreni artık tamamıyla insanlarla iç içe yaşamaktadır. Ryme şehrinin ünlü, özel dedektifi Harry Goodman gizemli bir şekilde ortadan kaybolur ve oğlu Tim olayı çözmek için babasının rolünü üstlenir. Dedektif arkadaşlarının oğlu Tim'e ulaşıp bilgi vermesiyle Tim babasının yaşadığı eve gelir. Bu esnada babasının ortağı yani Dedektif Pikachu ile karşılaşarak yeni maceralara atılır.

Çok büyük bir Pokemon sever olup bütün serileri bilmeyenlerdenim. Hala takip ederim ürünlerini satın alırım ama ilk 3 nesil dışındakilere alışamıyorum, sevemiyorum. Kendi tanıdıklarımdan yola çıkarak (ooo bizde dedektif olduk.) söylüyorum ki aslında 90 neslinden kimse yeni nesil Pokemonları sevmiyor. Yapımcılar da bunu fark etmiş olmalı ki çoğunlukla 1. nesil Pokemonlardan oluşan evren yaratılmış. Bulbasaur, Lickitung, Jigglypuff, Eevee, Psyduck, Mr.Mime, Mewtwo ilk akla gelenler. İzlerken ilk nesil Pokemonları görünce çok mutlu oldum. 8-10 yaşlarıma dönüp tasoları üst üste vurduğumuz dönemlere gidip geldim. (hastalıktan geberirken bile nintendo color alacağım anne, Pokemon oynamak istiyorum beni götürrr dönemimde olabilir.) Kısaca: Dedektif Pikachu gişe rekorları kırarsa muhtemelen bizim gibi olanlar sayesinde olacaktır!!

Hikaye olarak fazla sarmadı. Vasat diyemem ama; İnanmıyorum bunu nasıl düşünmüşler diyemedim. Mr.Mime sahnesi hariç. Çok iyi tasarlanmış insanı kitleyen bir sahneydi. Filmi izlemeyecekseniz bile internetten bakın.

İnsanlar ikiye ayrılmış şekilde bazıları aynı animedeki gibi Liglerde kullanıp savaştırıyor, bazılarıysa Pokemonların savaşmasına karşı olup insanlarla iyi bir şekilde yaşaması gerektiğini düşünüyor. İyi düşünülmüş. (sanki evcil hayvanlarımız Pokemonlarmışta, kötü insanlar hayvan dövüşleri yapıyor diğerleri de hayvan haklarını savunuyor hissiyatı gibi. Böyle düşününce gereksiz oldu sanki. Şimdi de basit geldi.) Acaba diyorum Pokemon anime filmlerine diss mi atıyor. Oradaki savaşlar çok toz pembeyken Dedektif Pikachu'da darkside gibi. (kendi kendine diss???)

2000'li yıllarda Pokemonun bizleri ağlatacak kadar iyi animasyon filmleri çıkıyordu. Ama bu filmde başka açıdan bakılmaya, 90'lı nesile selam verilmeye, Pokemon hala ölmedi ayakta duruyor unutmaya başladınız hadi yeni çıkarttığımız Dedektif Pikachu kartlarından satın alın dercesine göz kırpıyor.


Sahne tasarımları ve Pokemonların animasyonlarına 10/10 veriyorum. Pokemonların hiçbiri sırıtmamış keşke Bulbasaur daha çok görünseydi. Sadece Gengar'ın yüz tipini çok benzetemedim daha iyi yapılabilirdi.

Kötü kötü kötü: Karakterler istedikleri her yere şart ne olursa olsun girebiliyorlar. Terk edilmiş yer olsun, kapatılmış gizli bölge olsun. NE OLURSA OLSUN!! Bu kadar da olmaz yani biri de çıkıp dur kardeşim nereye falan desin. Hadi girsin gene ama azıcık zorlansınlar. Telleri keserler, çatıdan bacadan atlarlar ama gireceklerse girerler, bu kadar da olmaz. Yanlız telleri kesip girdikleri sahnede binaya yukarıdan girerlerken çok iyi kamera açısı verilmişti. O açıyı casus filmlerinde bile göremessiniz. Dikkatli izleyin kamera oyuncuyla birlikte bizim açımızdan dönüyor. Değişik tasarlanmış iddialı kamera hareketlerini seviyorum.

Bir taş attım pencereye tık dedi: Torterra ve Pikachu sahnesinin basitliği. Ormanda koştuklarını sanarlarken birden kendilerini Torterra'nın sırtında buluyorlar. Burada sorun yok ama aşağıya düşüşleri ve kaçışları esnasında tek bir çizik bile almamaları ve ufacık bir taşın Pikachu'ya çarpmasıyla Pikachu'nun anında EX olması aşıırıı derecede basitti. (sen git Charizard ile savaş, Pokemon dünyasının en sevilen Pokemonu ol ama göğsüne mıcır taşı çarpsın ve nakavt ol.)

Hikaye sıradanlıktan çıkartılıp daha fazla Pokemon odaklı, daha çok Pokemon'un olduğu bir hale getirilebilirdi. Kötü adamların sahnesindeki Eevee'nin evrim geçirmesi yeterli gelmedi. Yada Psyduck'un o patlayan özel yeteneği. Tabi bunun ayarını tutturmakta zor. İstediklerimi yapsalar belki bu seferde animedeki gibi Lig savaşlarının olduğu Pokemon dövüşlerine dönebilirdi.

En azından şunu gördük artık öyle bir çağa geldik ki istenirse Pokemon tekrar nasıl geri dönebilirmiş. Nintendo + GameFreak ve Warner abime söylüyorum bir tanede iddialı kavgalı dövüşlü Pokemon filmi çıkartın bakın gişeler nasıl patlıyor.


Ek değil Ekstra: Son dönemlerde başrollerin siyahi olmasını fark ettiniz mi? En son çıkan Spiderman animasyon filminden beri sayıları hızla artıyor. Acaba Hollywood içerisinde siyahi effect mi başladı?


Bu olayıda yazıyı yazarken gördüm ve çok üzüldüm. Kalmış mıdır bilmiyorum. Bazı cinemaximum salonlarında 10'lu yeni Pokemon kartleri hediye olarak verilmiş. Tabi gittiğim salonda yoktu, İstanbulda çok az var daha çok doğu illerimizi seçmişler. Oralarda oturuyorsanız hala vaktiniz olabilir bakın derim. ( Detay İçin: TIK )


Senaryonun vasatlığı, Pokemonların iyi tasarlanışı, Gengarın Blastoise'i yenmesi (nihahah) ve tabiki çok fazla şey yapılabilecekken yapılmamasından ötürü sana puanım 10/6 !!
Mewtwo'yla ilgili gerçeklere inanamayacaksınız. Kendimi çok zor tutuyorum.
Psyduck? Psyduck?
???????????????????????

Alita: Battle Angel Hakkında / 2019 (Azıcık Spoiler İçerebilir.)

| Tarih:
Pazartesi, Mart 04, 2019

Uzun zamandır kız arkadaşım ile birlikte Alita filminin çıkışını bekliyorduk. Veeee sonunda gidebildik! Aslında gitme sürecimiz bile bayağı meşakkatli oldu. Bir haftalık erteleme sonucunda gidelim kararını verdiğimiz gün kar yağsada "Hayır artık hiçbir şey engel olamaz" diyerek filme gittik.

Söylemeliyim ki Alita filmi manga serisinden geliyor. 1993 yılında mangasından esinlenilerek anime filmi yapılmış ve "Gunnm" adını vermişler. 2019 yılında da Robert Rodriguez ve James Cameron neden gerçek filmini çekmedik diyerek Alita: Battle Angel filmini çektiler. İsimler bu noktada çok önemli çünkü James Cameron yönetmenlikten daha çok; Senaryo, yapımcılık ve görüntü anlamında yardımcı olurken asıl yönetmenliği Robert Rodriguez üstlenmiş. James için; Avatar, Titanic, Terminator filmlerinin yapımcısı diyebilirim.

Alita için Avatar 2 film çıkış tarihinin ertelendiği söylenmekte.

Filme dönecek olursak belkide yapıtın en önemli 'artısı' tamamıyla mangaya sadık kalarak çekmeleri. Genelde re:make yaptıklarında saçmaladıklarını düşünüyorum. Bu şekilde yapmaları daha basit kalıyor yada dönemin vermiş olduğu yavanlığı devam ettiriyor diyebilirsiniz ama marvel filmlerinden çok daha iyi senaryosu olduğunu söyleyebilirim.

Konu olarak sıkıcı değildi. Oturup bir daha kaç kere izlerim.. Çok fazla izlerim diyemem. İzlediğime pişman oldum mu? Hayır. Hani bazı filmler vardır olması gerekir azıcıkta olsa birşeyler katar ve keşke şöyle bir film olsaydı yaaa dersiniz içten, işte tamda öyle bir film.

Atmosfer: En çok hoşuma giden atmosferiydi. Küçüklüğümden beri 'Cyberpunk' ortamını çok seviyorum. Bu nedir? Çağ çok ileride uzay çağına geçilmiş kadar ve bir yandan da renkli ama basık bir hava var, insanlar aşırı tedirgin. Genelde halk birkaç gruba ayrılmış. (fakirler, devrimciler, zenginler, yöneticiler.) Bu ileriye dönük teknolojiye adapte olmaya çalışıyorlar. Yada büyük bir kesim olmuş başka bir büyük kesimde olamamış halde. Bu türe Ninja Kaplumbağaları örnek verebiliriz. Hatta ilginç bir örnek olacak ama Stevan Spielberg'ün AI filminide örnek verebilirim.

Alita'da ise insanların yaralanmaları sonucunda robotlaşarak hayata tutunabilmelerini, hatta halkın arasında yaşayan robotik insanların bile olduğu yeni dünyayı bizlere gösteriyor. Bununla birlikte halk zengin ve fakir olarak ikiye ayrılmış. Zenginler aynı dünya içerisinde daha yukarıda fakirlerse aşağıda yaşıyor. Hükümet halk üzerinde askeri bir şekilde yoğun baskı kurmuş. Robot askerler görüldüğünde herkesi ezebilecek hatta cevap dinlemeden öldürebilecek kadar üst konumda.


Kapitalist sistem çok iyi bir şekilde işlenmiş. Birçok bilgiden ve duyarlılıktan uzak orta sınıf her zaman daha üste gidebilmek için birbirini ezebilecek kadar acımasız. Yeraltına kadar düşenlerin para için herşeyi yapabilecek olmaları ve bütün haberlerden uzak, rahat yaşam süren zenginlerin yukarıda başka bir dünyayı yaşıyor olmaları ancak bu kadar iyi verilebilirdi. Ha birde unutmamakta fayda var orta kesimle beraber yaşayan ama zengin olanlar. -günümüzde ki gibi- Orta ve alt sınıfa umut vaad ederler ve orada ekonomik olarak en iyisi olurlar. Fakir olmaktansa kendilerini tatmin edebilecekleri bir ortam her insanı mutlu eder, öyle değil mi?

Film net olarak tamamlanmadığı için mutlaka devamı gelecektir. Yönetmen bu tarz bir göz kırpması yapmış. Tabi Avatar filmlerinin ertelenmesini ve bu sene çıkmış olmasına bakarsak muhtemelen 2 sene içerisinde gelmez.

Dövüş sahneleri ve robotların detaylandırılması iyiydi. 3D çok iyi şekilde değerlendirilmiş. James Cameron'un yeteneğine bağlayabiliriz boşuna yıllarca bu türe emek harcamamış adam.

Klişeleri: İyi, kötü karakterlerin aynı ortamlarda bulunması ve o bölgelerde sanki hiçbir sorunları yokmuş gibi davranmaları özellikle Chiren ve Dr.Ido'nun bu durumu beni çok rahatsız etti.

Kötü yada "avcı savaşçı" olarak adlandırılan mesleki gruba üye kişilerin para ödülleri karşılığında adam öldürmesi biraz basit kaçmış. Evet belki bu senaryoda vardı ama bu kadar sadık kalmakta doğru olmayabilir. Yıllarca birçok filmde kullanıldı, hatta sırf kötü karakterlerin para ödülleri karşılığında turnuvalara çıktıkları, halkı eğlendirdikleri bir ton film var. Kötü karakterlerin gece ortaya çıktığı, karşılarında iyi olanlarla savaşıp güçlerini sergiledikleri senaryolar beni baydı. İlla ki iyi-kötü savaşları olacak ama biraz daha alt metini güçlendirilmeli.

Alita'nın bilmediği yeni dünyada Hugo ile tanıştığı sahnede Dr.Ido aşırı tutucu davranarak Hugo'ya gözdağı veriyor. Hatttaaaaaa beraber iş bile yapıyorlar. Fakat ne işse ilerleyen süreçte Hugo ve Alita'nın yakınlaşması herkes tarafından bilinsede Dr.Ido hiçbir şekilde karışmıyor. -Alita'nın davranışları yediği yemeğe kadar değişsede??? Kızı sebzeyle beslerken çikolata yiyen bir ergene dönüşmesini bile takmadı. Ozaman neden gözdağı verir gibi hareketler yapıyorsun be adam??-

Alitayı önceki yaşamında eğiten "Marslı" olarak adlandırılan ekibin Zalem'e saldırdığı geminin tarihi eser gibi durması ve hiçbir yetkilinin onu araştırmaması da biraz ilginçti. Arkadaşlar kendi aralarında; "Bu gemiyle saldırmışlardı çok iyi değil mi" diyerek Alita'nın gemiye hisleriyle gidip içeriden Cyborg kıyafetine ulaşabilmesi bayağı büyük hata bana göre. Aşağıda yaşayanları izleyen Nova nasıl oluyor da bunu görmüyor? Sorgularım.

Aşırı Spoiler vermemek için söylemediğim bir ton klişede mevcut.

Aşırı klişelere rağmen kötü karakterlerin iyi yapılmış olması, gelecekte olabilecek bir sporun bizlere verilerek merak uyandırması, dövüş sahnelerinin iyi olmasından ötürü benim puanım: 
10/7 olarak kayıtlara geçiyor. 
O yüzden koşun izleyin!



[Japonca Dizi] Love That Makes You Cry (2016) - Dizi İnceleme

| Tarih:
Perşembe, Ekim 06, 2016

Hoş yaşamı arıyorsanız, Japonya hayatını merak ediyorsanız öyle bir alıp götürüyor ki içine sizi. Hayat tecrübeleri, gerçek yaşamlar. Keşke bende yaşasaydım bu anıları dedim kendime. Klasik aşk üçgeni durumu yok. Aşk durumları olsada bunu hissettirmekten çekinmişler, aşktan çok yaşamın içine girebilelim diye. Oynayan karakterlerin yaşadıklarının hiç birini yaşamadım ama öyle ağladığım anlar oldu ki..

Ana karakterimiz olan Ren, köyde dedesinin yanında hayata tutunmaya çalışırken Tokyo'ya gelip hedeflerini yükseltmek, daha iyi bir yer edinmek istemektedir. Orada aynı hayatsal kaderi paylaştığı Konatsu ve Haruta'da yaşamaktadır. Üç dost birlikte Tokyoda ki serüvenlerine başlarlar. Konatsu köyde yaşayamadığı moda hayatını -fashion- durumlarını yaşamak için. Haruta da ne verirseniz ben yaşarım yeterki sizinle olayım kafasında bir genç. Platonik olarak Konatsuyu sevmektedir ama Konatsu bunu öğrendiğinde Ren'den hoşlandığı için hiçbir gelişme olmaz. Aşk üçgeni varmış gibi görünse de herşey zıt bir şekilde ayrıldığı için sizi daha çok olaylara çekiyor. Zaten sadece bu arkadaşlar arasında geçmediği için Tokyo'daki yaşam daha çok tecrübeye dönüşüyor.

Ren Tokyoda yaşadığı süreçte Kihoko adında kendisinden tecrübeli daha önce evlilik yapmış bir kadınla sevgili gibi takılmaktadır. Kihoko parası olan ama mutlu olamayan bir kadın. Evliliğinde yaşayamadığı mutluluğu, saflığı da Ren'den karşılarken aynı zamanda geceleri de eşinin yanına dönmekte. Yani işler biraz karışık. Yönetmenimiz daha da karışsın istiyor ki Ren ve Oto'yu buluşturma peşine düşüyor. Bunun nasıl olduğunu sizi söylemeyeceğim şuana kadar spoiler vermedim vermekte istemiyorum. Dizi gerçekten güzel çünkü.. (Fark ettiyseniz Oto'nun hayatından bahsetmedim sırf meraklanın diye.) Beni mutlu eden izlerken fark ettiğim birşeyden de hemen bahsedeyim. Oto KOBE'de yaşıyor!! Ağlayacağım gitmediğim yeri araştıra araştıra artık öyle bir hale gelmişim ki çevreden tanıyorum..



Sıra geldi Ibuki'ye... Bu beş arkadaştan en zengin, en üst olan abimiz diyebiliriz. Kendisi ilerleyen bölümlerde göreceğiniz iş olanaklarındaki yerin sahibinin oğlu. Hemen hemen her bölümde onu da göreceksiniz ~ Dizide oynasaydım o rol hariç diğer tüm roller de oynardım. Yaşadığı durum içler acısı. Aile hayatının zenginliğin verdiği sorumlulukların yanında birde aşk hayatıyla uğraşmak zorunda.

Yaşamsal mücadeleleri. Hayatta yaşadıkları. Özellikle Oto'nun hayatı ve Ren'in dedesinin yaşadıkları inanılmaz iyi işlenmiş. Bu taraftan bir acı bulamassanız Haruta ve Konatsu'nun birbirlerine bir türlü ulaşamadıkları karşılıksız aşkı da tadabilirsiniz. Veya Kihoko'nun kaderine ne demeli?

Birgün bu aşkı hatırladığımda, kesinlikle ağlayacağım.

Suicide Squad - İlk İzlenim (Film Analiz)

| Tarih:
Cuma, Ağustos 12, 2016

Ülkemizde geç çıkmasına hala sinirliyim, bizde neden bu kadar geç çıktı? 

Uzun zamandır Marvel Vs DC filmleri arasından bu kadar iyi bir film gelmiyordu. Yakın zamanda çıkan filmlerin fiyaskosunu hepimiz biliyoruz. Bkz: Batman Superman'e karşı.

Karakter seçimleri son derece başarılı olmuş. Film her ne kadar Deadshot ve Harley Quinn üzerine kurulmuş olsada totalde diğer karakterlerin başarıları bunun önüne geçerek daha güzel hale getiriyor. Ancak Katana'yı daha baskın, daha çok görmek isterdim. Karen Fukuhara'nın "oyunculuğunu" önceden görsemde resmi olarak ilk büyük filmi diyebiliriz. Diğer karakterlere göre biraz sırıtmış gibi. DC karakteri olarak bu kadar emir adamı değildi sanki? Minik boşluğu tamamlamaktan çok kendi başına aktif olmasını isterdim.

Yabancı hayranlar filmin net bir konusunun olmadığı ve karakterlerin pek tanınmamasından şikayette bulunmuşlar. Bunu izleyip gözlerimle gördüm ki bu sözler tamamen Marvel Fanboyluğu! Yönetmen o kadar iyi şekilde karakterleri sunmuş ki gidip görün diyebiliyorum sadece. Tek tek hayatlarında düştükleri/geldikleri noktalar kısa sahnelerle anlatılmış. Bundan daha iyisi hepsine özel film çekerek yapılabilirdi. (Neden olmasın onada giderim.) (İyiki fikir he?) Pek çok insanın bu filmi izleyene dek Batman'in DC karakteri olduğunu bilmediğine eminim. Yada şu "marvel fanboyluğu" yapanlar diyeyim.. Sırf bu yüzden imdb puanı bu postu attığım tarihte 6.9'a düşürülmüş durumda. Yabancı hayranların diğer bu tarz filmler arasında anlayamadığı -anlamak istemediği- konuysa;


Tipik bir amerikan filmi olması. Sanki biz marvel filmlerinde birer matrix, interstellar senaryosu görmüştük ya, o yüzden bu filmin konusu sönük kalmış. Bu tarz "comic book" uyarlaması filmlerden ne gibi bir konu bekliyorlar acaba? Adamlar çizgi roman konularına inseler 50 tane film yapmak zorunda kalırlar. E filmi yapanlar amerikalı direk ellerine propaganda şansı geçiyor üstüne bu tarz filmlerde yapılabilecek en iyi şey nedir tabikide görsel şölen. Hangisi eksikti? Hiç birinde karakterlerin bu kadar eşit dağıldığını görmemiştim. Karakterler ünlü DC şehri olan Gotham City'nin kötü karakterleridir. Batman ve devlet anlaşmasıyla, diğer karakterler yaptıkları zararlardan ötürü yakalanırlar. Ayrıca devlet gelecekte kendilerini korumak için bu karakterleri yakalayıp kendi adamları haline getirmek istemektedir. Yakalama durumu başladığı sırada şehire saldırı beklenmektedir. Bunun üstüne devletin daha önceden eğittiği ve kötü karakterlerin bir şekilde kontrol altında kalmasını sağlayacak olan "büyücü" karakteri sapıtmaya başlar. Onunda amacı kalbini insanların elinden geri alıp eski gücüne kavuşmaktır. Yani negatif olabilecek her türlü olay üst üste gelmiştir. Aynı zamanda yan olay olarakta Deatshot ve kızıyla olan ailevi ilişkisi, Harley ve Jokerin o mükemmel aşklarını, El Diablo'nun çıldırınca ne hale geldiğinide küçük küçük görüyoruz.

Bitmedii! Ana karakterlerden olan tim lideri aslında büyücünün insan haliyle bir aşkı vardır. Büyücünün o insanı ele geçirip vücudunda hayat bulmasıyla birlikte kendisini olayların içinde bulur. Pardon da başka ne konusu yapacaklardı adamlar ilk filmde? Yabancıların bir kaç yazısını daha okudum, orada da dc comiclerinden çok farklı bir hikayenin işlenmesinden ötürü tepki gelmiş. Bu tepki hem doğru hem yanlış. Çünkü artık film ve uyarlama olmasından ötürü senaryo'ya birebir kalmak zorunda değil. Ama "comic book" hali olsa fena mı olurdu? İyi olurdu gerçekten. Heves kırmamak lazım bu filmin serisi gelecek.

Bulduğum bazı açıklar var. İlk sahnelerde Gotham City'de Batman'in üstünlüğünü göreceksiniz. Peki karakterle olan işler tamamlandıktan sonra Batman nerededir? Bunun ucu çok açık. Batman'in gücü yetmez desek hepsini tek tek yakalamaya yetiyor? Batman bu işlere girmek istemiyor desek sen madem bu kadar iyi niyetlisin bu kadar olay olurken niye yoksun ki.. Ozaman ne anladık? Sanki bir açık var gibi. Hani üstünden geçmişler kimse sorgulamasın gibi olmuş. Bir mantık üzerine mutlaka oturtmak istersek artık en son hali şu olur heralde: Batman devletin işlerine çok karışıyordu halk tarafından da fazla seviliyor bu yüzden geri plana atıldı?

Flash neden 10 saniye gösterildi? O sahne çok zorlama olmuştu. Yani tamamen diğer filmde flash olacak haberiniz olsun! Bunun için çekildiği inanılmaz belli. Filmin bitişi aktıktan sonra ufak bir devam sahnesi oldu, orada yeni karakterlerin ekleneceğini görüyoruz muhtemelen flash ikinci filmde aktif olacak. Peki flash'ın 4 hali vardı o hikayede eklenecek mi?

*Burası spoiler olabilir isterseniz okumayın (sadece burada yazdığım)* Son sahnelere yakın büyücünün kalbi Harley tarafından sökülme durumu. Çok basit değil miydi? Hani bazen sonu tamamlayamazsınız ama olmak zorundadır ya.. Ama yapım sağlam olunca görsel efektlerle onu unutturabilirsiniz, işte tam bu kullanılmıştı. Sen git saatlerce büyücüyü yenmek için uğraş. Diabloyu kaybet. Harley orada Jokercilik yapıp büyücünün kalbini söksün.. *******

Diablo beklediğimden daha iyi oynanmış ve senaryosu çok iyi verilmişti. Bu kadar iyi şeyler beklemiyordum. Anlatılan aile durumuda çok hoştu hatta üyeleri gazlayan en büyük etmenlerdendi! Alevlenmesi, kendini tutamaması. Evrimi çok iyi yapılmış. Şuanda canım acayip dc comiclerine başlamak istedi. Ama comic booklar nedense beni bir süre sonra sıkıyor, mangalar dahil. -_-


Ah benim savunmacı laf dinleyen herkesin yanında olan korkusuz minnak Katana'm seni ileride daha çok görebileceğiz birtanesi değil mi? Bize güzel sahneler yaşatıp mükemmel katanalarınla herkesi öldürecekmisin? Söz ver bakiyim bana hanimiş? Hahahaha. Yanlız filmde acayip deadshot göreceksiniz diye buradan hiç eklemedim farkındamısınız çok fenayım ya!

Kozmos - Reha Erdem (Film Analizi)

| Tarih:
Perşembe, Temmuz 23, 2015

Kozmos, Reha erdemin 2009 yılında çekip yönettiği 122 dakikalık psikolojik-sürrealist bir anlatıma sahip türk filmidir. Ayrıca çekimlerin tamamı Kars'ta geçmiştir. (Reha Erdem bana göre türkiyedeki en sağlam şekilde konu işleyen ve en iyi sürrealist yönetmenlerden biridir. Neden olduğunu analizimle beraber anlayacağız..)

Öncelikle filmde bazı dini ve teorik bilgiler işlenmekte. (Doğa-Tanrıcılık) panteizm gibi. -Herşey ve her yer tanrıdır.- 'Spinoza'

Kozmos tamamıyla bir paradokstur. Doğa ile birlikte iyilik-kötülük arasındaki çarpışmayı izleriz. Erkek karakter Kosmos, hem şifa hemde normal şekilde insanlara yardım etmek istemektedir. Buda bize kosmos'un bulunduğu iyilik durumunu açıklar. Ancak kosmos göründüğü kadar kirden arınmış ve saf değildir, o kendi amaçları ve hedefleri için hırsızlık yapmaktadır. Buda bize kötülüğün durumunu açıklar. Ayrıca çok ince bir detay bulunmakta. Hiç bir şekilde hırsızlık sahnelerinde kosmosu geniş açıdan göremeyiz. Her zaman bel planda gösterilir. Bunun altındaki sebepte çok basit, herşey izleyici yani bizlere yönelik. Bazen insanlar filmleri izlerken karaktere farklı bir göz ile bakar onu çocuğu gibi bile sevebilir. İşte bu algının daha fazla desteklenmesi için herkesin inanmak istediğine bırakır Reha Erdem...

Filmsellik dışında, belgesel bir tarzda hissediyoruz. Bu bizim filme daha kolay adapte olmamızı sağlıyor hemde karakterlerle birlikte insanları, işlenen dönemi tanıyoruz. Karakterlerin hareketleride bir paradokstur. Karakterler doğadan izler taşıdıkları için, aşklarını insanlar gibi değil doğaya daha çok ait olan "hayvanlar, diğer canlılar" gibi yaşamaktadırlar. Hayvansal cilveleri, doğaya ait olmaları bize aşklarını insansı bedenleriyle ancak hayvansal tavırlarıyla veriyorlar. Bir nevi doğa hepimizin ve aslında onlardan hiç bir farkımız yok dercesine.

Gösteren
Yardım-Şifalar
Hırsızlık-Çalmak
Doğa
Erkek Karakterler
Kadın Karakterler
Köy
Hareketler (Hayvansal)
Kahvehane

Gösterilen
İyilik
Kötülük
Panteizm
Eski Türkler
Batısal/Felsefi
Yaşam Koşulları
Aşk
Ataerkil Toplum

(Gösteren ve Gösterilen arasındaki ilişki şu şekilde hepsi birbirine denk gelir. > Yardım ve Şifalar Gösterenken, İyilik gösterilendir. Doğa gösterenken, Panteizm gösterilendir.)

Hayvansal cilveler olarak karakterler, kurt ve kuş gibi cilve yaparlar. Zaten bu durumun görsel olarak kafamızda oluşması için ara sahneler eklenmiş ve normal yürüyen bir kurt görürüz. Buda zaten bize filmde herşeyin altında bir nedenin, bağların sıkı sıkı kurulduğunu göstermekte. Dere kenarında kurtlar gibi cilveleşirler.. Son sahnelerde de kuşlar gibi uçuyor gibi olmaları. (ilişkinin doruğu) Filmin en başı ve en sonu herşeyi özetler gibidir. Açılış sahnesinde kozmos zarzor ve nefessiz kalarak köye gelir. Ama filmin sonunda köyden giderken, eskisi gibi zorluklardan kaçarak istenilmeden gitmektedir. Havaya baktığımızda bir kısım açık güneşli bir kısımsa gri ve kapalıdır. (+ Beyaz karların üzerinde -temizliğin simgelerinden-) Acaba kozmos gelirkende mi dertlerinden kaçıyordu? Yoksa kendini tanımayamı başladı? Ama görüyoruz ki kozmos'un daha çok tecrübeye ve deneyime ihtiyacı var. -İhtiyacımız var.. :) - Yaşadığımız dünyada daha görmemiz gereken o kadar çok şey varki..

Zıtlıklar: İyilik-Kötülük /////////// Karanlık Yapı-Kar


Ve geldik bana göre olan kısma, Kozmosla ilgili verilen cevap hayvanların kesildiği sahnede olduğunu düşünüyorum. Orada kesim yapan adama "Öleceklerini biliyorlar mı?" diye bir soru geliyor.. Adam da, "Onlar için bu kurtuluş" şeklinde cevap veriyor. Peki bize bu kararı veren kim, biz insanlar olarak mı bu kararı veriyoruz yoksa hayvanlar mı? Onlar gerçekten bunu biliyorlar mı... İdrak etmek, yorumlamak insana ait bir özellikse.. Bilmiyorlar elbette.. Belkide kozmos, yani biz.. Bunu kaldıramıyoruz. Bu yüzden çekip gidiyoruz son sahnedeki gibi..

***Filmden sonra biraz araştırma yapmıştım. Neptün bize en uzak 2. gezegen. Adam da hep aşk'ı aradığına göre, yönetmen bize aşkın zorluğunumu, uzaklığınımı hissettirmek istiyor. (Neptun kız karakterin ismi yokken, kozmos tarafından kıza verilen isim..) Film benim efsanelerim arasına girdi. Reha Erdemin çoğu filmide bu şekilde, hoşunuza gittiyse araştırın derim. O kadar çok anlatılacak şey varki daha, hepsine tek tek girip uzatmakta istemiyorum. Bazı kitaplardan çevirme sözler, felsefi konuşmalar hiç birine girmedim.

-Senin adın Neptün olsun, benim de Kosmos. Sol elin başımın altında olsun, sağ da beni kucaklasın.

Analizimi aynı şekilde, gösterge bilim dersinde yazıp 90 almıştım. Umarım bu alanda çalışan ve meraklısı olan herkese bir parça yardımı dokunur. 

Karine Vanasse / Polytechnique - Feminizm

| Tarih:
Perşembe, Kasım 13, 2014

Polytechnique.. Film gerçekten yaşanmış bir olayın, kesin ve net bir şekilde anlatılmış halidir. Aslında "École Polytechnique Katliamı"nı anlatmaktadır. Bu katliam en son neslin görüp görebileceği en büyük "anti-kadın" saldırısıdır bana göre. Ciddi bir şekilde feminist düşmanlığı yaşanmıştır. 6 Aralık 1989 tarihinde Kanada Quebec bölgesinde (fransızlar yoğun olarak yaşamaktadır.) École Polytechnique de Montréal üniversitesinde yaşanmıştır. Katliamı yapan çocuğun, zamanında aile içi şiddete maruz kaldığı söylensede, katliamdan önce okulu + öldüreceği kişilerin çoğunu araştırdığı hatta bunlar hakkında bilgiler verdiğini intihar mektubunda yazmıştır.

Filmde'de bu olay tamamıyla anlatılmaktadır. Olayları daha heyecanlı ve tüylerinizi diken diken hale getirecek moduysa, filmin siyah beyaz çekilmesi ve hem anı yaşayan kadınlardan birinin gözünden, hemde o kıza aşık bir erkeğin gözünden gösterilmesi, inanılmaz... Kadın hakları koruyucusu, destekçisi ve ülkeyi kadınların yönetmesini destekleyen birisi olduğum için film epey ilgimi çekmişti. 5 kere izledim filmi. Geçen sene bir kaç ödevimde de sadece bu film üzerinden anlatımlar yaptım 2'sinden 100'almıştım, o derece etkilendim. Düşünsenize, bir çocuk akli dengesi yerinde değil, kendi hayatı kısaca iş hayatı diyeyim bozuluyor, yerin dibine giriyor ve bunun sebebi olarak "feminist" kızlar olarak görüyor. Rastgele yaşadığı bölgeden üniversite seçip buradaki kişileri takip ediyor, üniversitedeki bölümlerin yerlerini öğreniyor ve planları yaptıktan sonra kendisine ait ruhsatlı silah alıp bir okulu basıyor ve KİMSE FARKINDA DEĞİL.

Sonra bu adam gelsin intihar mektubunda bunlardan bahsetsin. Çoğu öldüreceği kişiyi söylesin.. Bazılarını öldüremesin (?) Okulu o kadar çok çözmüşki, makine ve mühendislik bölümlerini (Bu bölümleri basmasındaki sebepte, böyle bir bölümde okuyan kızların %100 feminist olduğunu düşünmesi, yapılan açıklamalara göre kurtulan 3 kızda kendilerinin feminist olmadığını söylemelerine rağmen dinlemeyip, hayır öylesiniz demiş. Mermi değişim sırasında kaçıp kilitlemişler kendilerini o şekilde kurtulmuşlar..) basıp sınıftaki erkekleri dışarı çıkartıp kızları kurşuna diziyor. 28 ateş ediyor 14 kişiyi öldürüyor (9 tanesi bastığı sınıftan) 14 kişiye yaralıyor. İçlerinde istemeden de olsa okulun koridorlarını dağıtırken erkekte öldürmüş arada. Bu olay medyada çok ses getirince tabi, Kanada'nın silah yasalarından tutun, feminist örgütlerine kadar etkinlikler artarak büyüyor ve ülkede bir süre ciddi olaylar dönüyor. Çocuğa ne oldu derseniz olayı yaptıktan sonra, son mermiyle yüzüne ateş edip intihar ediyor. Bir dönem çocuğun yazdığı mektubun da gizlenmesi, açılan davaların reddedilmesi ama olayın içinde öldürülecek kişiler arasında görülen büyük feminist kişilerden birinin mektubu çalmasıyla gerçek hali yayınlanıyor. Ve kimbilir hangi gerçek hali.? Belkide o politik + ekonomik görülen sebepler, derin devlet gibidir..


Filmin ana karakterlerinden olan Karine, Kanada doğumlu ünlü bir oyuncudur. İzleyip etkilenince biraz araştırmıştım kendisini, birde ne göreyim Twitter'ı varmış.. Eski dönemler tabi benim. Bir heyecanla oyunculuğu ve film hakkında yorum yaptım kendisine, o gün bana cevap attıktan sonra o gün bugündür instagramda falanda takip ederim hep. Çok ciddi sanatsal olayları destekleyen sosyal yardım konularında aktif ve halkla iç içe olan bir ünlü. Böyle kişileri hep desteklemişimdir. Ününü kendisine değil, sosyal olaylara çeken kişiler, gerçek ünlüler ve ünlü olması gereken kişilerdir bana göre. Filmi mutlaka izleyin derim. Sıkılabilirsiniz. Hoşunuza gitmeyebilir ama içindeki duygu ve anlamı görürseniz 5 dakika'da bitmiş gibi hissedersiniz. Koca sınıfta benim dışımda beğenen bir kişi bile görmemiştim ama bazen filmleride beğenmek, eleştirmek için değilde, kamu spotu olarak bile izleyebiliriz. Daha fazla uzatmadan #Polytechnique, gerçek yaşanmış film yapımları üzerine izlediğim en iyi filmdi!

Ayrıca olayla ilgili daha detaylı bilgileri internetten bulabilirsiniz. Yayınlanmış mektubuna kadar.


[Japonca Film] Lesson of the Evil / Aku no Kyouten - 悪の教典 (Spoiler İçerir)

| Tarih:
Çarşamba, Aralık 11, 2013

Tam bir Japon psikopat filmi aslında çokta farklı şeyler beklemeyin. Filmi en başta izleme sebebim, Fujiko Kojima içindi. Ama öyle başrolde falan değil sahnede birazcık görünüyormuş özel bir diyoloğu bile yoktu, figüran gibiydi.. Biraz hayal kırıklığıyla başlasamda filmin ilk 60-70 dakikası çok hoşuma gitti.

Hasumi, öğrenciler tarafından çok sevilen ve karizmatik olan bir ingilizce öğretmenidir. Farklı alanlarda üniversite hayatını devam ettirip, ailesinin ölümüne sebep olduktan sonra Amerikada Harvard Üniversitesinde işletme bölümü okumaktadır, bir süre bu alanda iş yapıp sonra İngilizce öğretmeni olmaya karar vererek Japonyaya döner ve öğretmenlik yapmaya başlar. Ancak Hasumi gerçekte sosyopattır. (Sosyopat: Kısaca çocukluktan gelen bu hastalık diğer insanların haklarına ve hayatlarını umursamayan onlara kötülük yapan bir hastalıktır. Hiç bir şekilde suçluluk duygusu hissetmezler.) Harvard üniversitesinde tanıştığı kendisi gibi bir hastayla ortak iş yaparak insanları beraber öldürürler. Ancak birgün Hasumi ortağına sen insanları zevk için öldürüyorsun ancak bana bunu tanrı yapmamı söylüyor diyerek onuda öldürür.

Japonyaya döndüğündeyse, öğrencilerle çok iyi geçinerek ideal bir öğretmen görüntüsüyle hem öğrencileri hemde ailelerini öldürmeyi planlar. Ancak yakalanmamak için kurduğu ideal kurguyla her seferinde yakalanma riskini ortadan kaldırır.

En baştada dediğim gibi 60-70 dakikası bana mükemmel bir kurgu olarak göründü. Adamın öğrencilere yakın davranması, bazılarını kendine aşık etmesi, kandırması ailelerini falan öldürmesi bana ancak rahatsız bir yönetmenin çekebileceğini hissettirdi. Öyle iyi kurgulanmışki Hasumi okulda tüm olup bitenleri bir şekilde öğreniyordu, kendi kurduğu dinleme aygıtlarıyla veya öğrencilerle yakınlığıyla kendisi hakkında iyi kötü veya dönen olayları herşeyi öğreniyordu. Ha ama benim hala çözemediğim şeyse neden bu okula gelip bunları yapıp tüm çocukların hayatını kararttı o kısmı aklımı almıyor. Belkide adam ruh hastası işte daha derine inmeye gerek yok diye düşünmekte fayda var. Ayrıca filmin son 30-40 dakikası inanılmaz derecede kanlı bu yüzden ona göre izleyin. Filmin sanırım 2. bölümüde çıkacak, kesin sonuda yok. Biraz araştırdığımdaysa, dizisi ve mangası olduğunuda fark ettim.

Psikopat bir film izlemek istiyorsanız, izleyebilirsiniz.. Oyunculuklar iyi, Japonyada tanınan ünlüler oynuyor ama konu olarak pek kayga değer bir durum yok. Amaa bazı kızlar çok tatlıydıı kahküllere bakmaktan izleyemediğim oldu. Bundan sonra film izlerken not alarak izleyeceğim, diyeceğim o kadar çok şey vardı ki hepsini unuttum.

[Japonca Dizi] Sprout - スプラウト (Spoiler İçerir)

| Tarih:
Çarşamba, Kasım 20, 2013

Acımasız bir dizi olarak görüyorum kendilerini.. Acımasız çünkü karakterlere yüklenen o kadar çok zayıflık varki.. Aşk.. Aşk'a artık inanmasam da eskiden inanıyordum ve dizi karakterleride inandıklarına göre daha fazla bazı şeyler için uğraşmalarını beklerdim ama yönetmenimiz zayıflığı ortaya koymuş, bu yüzdende bunu acımasızlık olarak görüyorum..

Miku ve ailesi rahat bir yaşam sürmektedirler. Babasının işten ayrılmasından sonra saklanan paranın bitmemesi için, yaşadıkları büyük evin odalarını öğrencilere kiralamaya karar verirler. Hepimizinde istemeyeceği gibi Mikuda ilk başlarda ailesine kızıp bu durumu istememektedir. Ailesi bu durumu Mikuya alıştırdan sonra öğrenciler eve gelirler. Öğrenciler > Sohei dizinin baş karakterlerinden futbol takımında olan ve Mikunun okul arkadaşıdır. Naoji ise anime karakterine aşık bir şekilde yaşayıp sürekli oyun oynayan tam bir Japon erkeğidir. Son öğrenci Kiyokaysa üniversitede okuyup sürekli erkeklerle takılan evde çok az duran bir öğrencidir. Ayrıca evde tanışma esnasında olan iki kişi daha vardır bunlardan birisi Sohei'nin erkek arkadaşı Hayato ve gene Sohei'nin sevdiği ama okuduğu okul tarafından hiç sevilmeyen bir öğrenci olan Miyukidir. İlk günler evde sürekli mutfak, yiyecek içecek, tuvalet gibi kavgalar çıkar, Miku bir zaman sonra bu durumdan bıkıp herkesin içinde bu durumu istemediğini söyleyecek kadar bile ileri gider. Ama herşey bundan sonra yerine oturur, Sohei Mikunun bu durumunu anlayıp arada onunla konuşmaya çalışır, hatta geceleri muhabbet etmeye başlarlar.. Miku dizinin başında hoşuna giden bir durumun kendisine Sohei tarafından yapıldığını fark edince işler biraz daha aşk tarafına kayar. Ama Sohei'nin Miyukiyi sevdiğini bildiğinden dolayı ona hiç birşey diyemez..

Karakterlere fazla takılmayalım her Asya dizisinde olduğu gibi kısmen aşk üçgeni yapılıp bir son olacağı çok belli. Oyunculardan bazılarının büyük durmasına bakmayın, çok basit hatalar yaptıklarını gördüm, sonradan baktığımda yaşlarının küçük olduğunu görünce pek fazla ses etmedim. Hemde Hayato o kadar cool olmasına rağmen, kendini belli eden o kadar kötü mimikleri varki acayip şaşırırsınız.