Image Slider

TENET Hakkında / 2020 (Spoiler İçerir)

| Tarih:
Pazar, Eylül 13, 2020

Teneti anlamak için Nolanı anlamak gerek. Nolanı anlamak için Teneti bilmek gerek. Teneti anlamakta Nolanı anlamaktan geçiyor. Filmlerini izleyip neyi sunmak istediğini bilmeniz gerekiyor. Vaktiniz yoksa Nolanı anlamayıp ciyak ciyak eleştirenlerin ağzından konuşayım; Nolan zamanı geriye sardırma, ileriden geriye doğru senaryo sunma gibi sabitliğe takılmış "klişe" bir yönetmen. Tabi yersen.

Tenet kelime anlamı olarak inanç - ilke anlamına geliyor.
 
CIA görev için bir ekibi Ukrayna'da operasyona gönderir. Başrol görevini yerine getirirken inançları doğrultusunda insanların da canını düşünerek yan görevler yapmaktadır. Fakat ekip üyelerinden biri veya -birkaçı- sandığımız kadar ekip ruhunu taşımıyor ve para için bütün ekibi satıyor. Ukraynalı patronlar ekibi yakalayıp dayağa başlar. Bu dayak içerisinde birçok işkence mevcut. Mesela tek tek dişlerini söküp acı çekmelerini izlemek. CIA, ekiplerin yakalanma risklerine karşı intihar etmeleri için birer kapsul verir. Kahramanımız da yakalandığında hapı içmeyi başarır ve asıl olaylar bu noktadan sonra başlar. CIA kendisini satmayacak İNANCI peşinde koşacak İLKEleri olan kahramanlar arıyor. Aslında bu yakalanma bir test. İntihar hapları sahte ve sadece anlık olarak ölü gibi görünmelerini sağlıyor. CIA, testinden geçen kahramanları eliyle bırakmış gibi buluyor.

Bizleri ne bekliyor? Belki de Nolan'ın "klişe"ye düştüğü nokta burasıdır. Kısaca Tenet 3. Dünya savaş muhabbetlerinin farklı bir boyutu. Tenet olgusu gelecekteki büyük bir savaşın habercisi. 

Ekip neyin peşinde. Neler oluyor.. Özetleyelim; Bir kadın profesör zamanı evrilterek normal zaman içerisinde geçmişe gitmenin yolunu bulduğu bir obje yaratıyor. Objeyi kullanabilen kişi zaman içerisinde geçmişe gidip birçok şeyi gelecek için değiştirebiliyor. (yere bir suyun düşeceğini varsayalım ve siz bunu bilerek zaman içerisinde geçmişe gidip suyu ortadan kaldırırsanız zaman ilerlediğinde suda yere düşmeyecektir.) Evriltme hareketinin olumsuz yönleri de var. Zaman olgusu sadece evrilten kişiye göre değişeceğinden dolayı zaman diğerleri için aynı şekilde işliyor. Bu evrilten kişinin etrafı bulanık görmesine, geriye doğru giden hareketlerden ötürü kafasının karışmasına ve en önemlisi nefes alma zorluğu çekileceği için hava tüpleriyle gezmek zorunda kalmasına neden oluyor. 


Profesör buluşun dünya için dert olacağını anladığında objeyi 9 parçaya bölerek saklıyor ve intihar ediyor. Kötüler durur mu? İki büyük patron Sator ve Priya objeleri arıyorlar. -al sana klişe- CIA'de onlardan önce bularak kontrolü ele geçirmek istiyor. -al sana başka klişe. amerikan propagandası bir taraf ruskraynalı slavik patron Sator, diğeri de uzak doğulardan Pakistanlı Priya. Başrolümüze yoldaş olarak Neil isimli bir yardımcı yanaşıyor.

Plütonyum ve Sator hakkında; Üçüncü dünya savaşının asıl silahı Plütonyum. Sator çok küçük yaşta madencilik yaparken maddenin gücünü anlıyor ve bulduğu ilk Plütonyumu ne yaptığını bilerek saklıyor - satıyor. Tecrübesi sayesinde Plütonyumla neler yapabileceğini çok iyi biliyor. Kendisini Tanrı olarak görüyor.

Senaryo anlamaz özeti; iki adam var, cia felan olaya dahil oluyor karşılarında iki kötü tip var işte biri rus kötüsü her filmde var. biribirleriyle savaşıyorlar işte kahramanda bunları dövüyor. olaya kız dahil oluyor kız için bir daha dövüşüyorlar. herkes birbirine herşeyi anlatıyor. sahneleri zaten anlamadık işşte bir ileri gidiyo bir geri gidiyor.

İlk sahnede başrol yakalanırken başka bir ekip üyesi tarafından yardım edilmesi ve o üyenin çantasında görünen kırmızı anahtarlık detayı filmin son sahnelerinde tekrar gösterilerek herkese Neil olduğunu hissettirmiştir. Evet çok basit. Evet çok belli. Ama insanı duygulandıran, bütün seyircinin de istediği bir gerçek. Haksız mıyım? Hepimiz o kişinin Neil olmasını beklemedik mi?

Tenet askerlerinin tamamen başrol tarafından kurulmuş olması ve olaylar yaşanırken Neil'in aslında zaman içinde sürekli olarak sondan başa doğru yaşıyor olması. Yani Neil'in başrolün karşısına çıktığı an aslında başrol tarafından önceden seçilmişti. Neil'in bütün olaylar da soğukkanlı kalabilmesi son sahnede de pekiştiriliyor. "Yaşadıklarımız senin için yeni fakat benim için artık bir son" gibi bir söz kullanılıyor. Belki de başrol siyahi oyuncumuz fakat olayların başkahramanı da Neil'di diyebiliriz.


Film içerisinde çok fazla espiri göreceksiniz ver gerçekten çoğu komik. Aklıma gelenlerden biri, başrolün Sator tarafından yakalanacağı sırada, Sator olayı hikayeleştiriyor ve ölüm hikayesine geçmeden önce nasıl ölmek istersin diye sorduğunda "Yaşlanarak" demesi çok komikti.

Saçma birşey hiç mi yoktu? Dolusuyla vardı. Niel'in Kat'e iğne yaptığı sahneler sağlık bilgisi konusunda basitten öte, vasattı. Steril olmayan ortam mı dersiniz. İğneyi yastık diker gibi sokmasını mı diyeyim bende bilemedim. 

Zamanın içinden geçerken hava tüpleriyle göründükleri sahnelerin çoğu komik görünüyor. Minik bir tüp ve hastane nefes alma borusu kullanılmış yürüyen entübe hasta gibi geziyorlar. Güzel bir maske yapılabilirdi veya hiç değilse askerlerin kullandıkları mekanizmalar kullanılabilirdi. Paldır küldür savaşıyorlar ama kimse birbirinin nefes almasını engellemiyor? Veya ana karakterler tüp takmış birini gördüklerinde sadece şaşırıyorlar bakıp kafalarını çeviriyorlar. Birisi de çıkıp bu nedir demiyor. Gördüğünü seyirciye hissettiriyor ama tepki yok. Sonuncu aklıma gelense gene Kat ile ilgili. Sanki araba sahnesinde ayağının frene deyebilmesi için Kat karakterini oynayan kişi o kadar uzun boylu seçilmiş gibi bir izlenim bıraktı.


Toplama baktığımızda 10/9 verdim. Zamanın içinden geçildiği sahnelerde özellikle Sator'un Kat'i silahla tuttuğu ve başrolün karşılarında durduğu sahne Nolan'ın "geriye sardırma" senaryolarının gelebileceği son halidir. Müthiş bir kurgu ve senaryoya sahipti. Seslerin farklı açılarda geriye sardırılması. Zamanın bir ileri bir geri şeklinde gösterilmesi. Başrolün objeyi bıraktığı yeri yalan söylemesi ve Satorun bunu zaman içinde geriye giderek kontrol etmesi mükemmeldi. Filmin müzikleri inanılmaz. 1 Puanı da Robert Pattinson oynuyor diye kırdım hahahaha. Batmande'de 2 puan kırıcam!

Osamu Dazai (Tsushima Shūji) - Hakkında

| Tarih:
Pazar, Ağustos 30, 2020

 


Osamu Dazai (Gerçek adı: Tsushima Shūji) 19 Haziran 1909 yılında Aomori'de doğdu. 13 Haziran 1948 tarihinde Tokyo'da vefat etmiştir.

Zengin ve politikacı bir babanın altıncı oğludur. Savaş zamanında kitap çıkarmaya devam eden nadir yazarlardan biridir. Dazai hayatı boyunca alkol, esrar gibi kötü alışkanlıklarla boğuşmuş ve kitaplarında kendisini eleştirmiştir. Karanlık dünyasıyla boğuşamadığı zamanlarda dört kez intihara teşebbüs etmiş, son intiharında yağmur sularına atlayarak yaşamına son vermiştir. Dazai'nin cansız bedeni doğum gününde -19 Haziran- bulundu.

Savaş sonrası popülerliğini arttıran Dazai sık sık nihilist olmaya başlayan Japon halkını eleştirmiş ve gözden düşen geleneksel değerleri savunmuştur. Karanlık ve alaycı yazım tekniğiyle tanınmaktadır.

Umutsuz yaşamı, karanlık hayatı kitaplarında yarattığı hayali karakterle okuyucusunun karşına çıkartan Dazai, Japonya'nın en önemli yazarlarından birisidir.

Ülkemizde çevirilen kitapları;
Mor Bir Serserinin Gezi Notları
İnsanlığımı Yitirirken
Buruk Ayrılık
Batan Güneş

Japonya'da Anti-Maske Protestoları

| Tarih:
Salı, Ağustos 11, 2020

Korona vakaları artmaya devam ederken, Japonya'da maske takmayı reddeden bir oluşum ortaya çıktı.

Japonya'da maske takmamanın cezası bulunmuyor fakat kalabalık ve kapalı alanlarda maske takmayan kişiler halk tarafından hoş karşılanmıyor. Maske, virüs öncesinde de Japon halkı için günlük yaşamın bir parçasıydı. Fakat korona virüsü başka oluşumların ortaya çıkmasına sebep oldu. Anti-Maske grubu sadece maskeye karşı değil korona virüsüyle gelen bütün kısıtlamalara karşılar.

Anti-Maske grubunun liderliğini ünlü bir Japon Youtuber ve "Popular Sovereignty" -liberal görüşlü- parti lideri Masayuki Hiratsuka üstleniyor. Liderler "Korona virüsü arayı açan bir soğukluktur" sloganıyla hareket ediyorlar ve bu görüşe katılan birçok takipçi bulunuyor.


Destekçiler 9 Ağustos'ta Shibuya istasyonunda toplanarak; "Maske Sosyal Uzaklıktır", "Kendimizi Kısıtlama Gerekli Değil" şeklinde pankartlar açarak durumu protesto ettiler. Hiratsuka protestodan bir gün önce Youtube kanalına Yamanote İstasyonuna maskesiz giriş yaparken insanları da kendisine katılmayı teşvik ettiği bir video yükledi. Video yayılmadan önce eylem bazı kaynaklara daha önce düşünce Yamanote hattına giden kişiler istasyon hoparlör'lerinden uyarıldı. Maskesiz kişilerin aynı zamanda "Korona virüsü yalan", "5G Katildir" şeklinde tişörtler giydikleri görüldü.
Yamanote hattında ikinci bir protesto'nun olması beklenirken eylemler halk tarafından kınandı.

Maske takmak Japon kültürüne o kadar yerleşmiştir ki, büyük bir salgın bir yana kişi burnunun aktığını fark ettiğin de bile maske takmak için ikinci kez düşünmez. Anti-Maskeler grubu statükoya meydan okuduğunu belirtsede Japonya'da maske takmanın sadece sizi korumakla kalmayıp başkalarını da koruduğu yaygın bir şekilde anlaşılmış haldedir.

İşine Geldiği Gibi Korona

| Tarih:
Cumartesi, Ağustos 08, 2020
İnsanları eve kilitleyen, dükkanların kapanıp sokakların "kiralık" hale dönüşmesine neden olan Korona, işine geldiği gibi Korona'lanıyor.

Kilitli kalmak ihtişamlı bir mutluluk saçtı. Yorgunluğun atılmasıyla gelen ana menü 'yasalar' insanlığı kurtaran itici bir güç oldu.
KOD ADI: KÇÖ! Bu tatlı o kadar lezzetliydi ki sokağa çıkmadan da yaşamayı öğretti.
Sonra ne mi oldu; maske/sosyal mesafe/eldiven/kolonya/dezenfektan/sokağa çıkma yasağıyla boş gezen otobüsler, tuhafiyecisine kadar yerleri boydan boya kaplayan sosyal mesefa stickerları. Saniyelik öğrendiğimiz ateş ölçümleri.

Uzun süredir ne zaman Japonya gibi olacağız diye söylenip dururdum. Artık maske takınca bulaşıcı hastalıklı, iğrenç biri gibi değil de sağlık için takıldığını öğrenmiş olduk. 

İşine geldiği gibi korona bölümü tatlının güneş altında bozulmasıyla başladı. Yokuşlar, merdivenler hatta düz yollarda nefesi kesilen insanlarımız; "amaan başlarım maskesine de, koronasına da" diyerek başta saydığım herşeyi saniyelik işine geldiği gibi korona'ladı. Mağaza mağaza gezip "Korona diye birşey yok" diyen büyüklerimiz kasa kuyruklarında beklemeye gelemeyince kuyruğun sosyal mesafe kurallarına uygun bir şekilde uygulanması için etrafa bağırma eylemiyle meşgul oluyorlardı. Polis çağırırım o maske kapanacak!

Bir diğer sevdiğimse; Korona çıktığı an boşalan AVM görüntülerine "Korona sayesinde AVM'lerin ne kadar gereksiz olduğunu herkes gördü" yorumları yapıp bayram günü çoluğa çocuğa ne alacağız derdiyle kapılarında kuyruklar oluşturdular. Üç ay önce; bu kadar insan ölüyor dışarı adım atmam diyenlerin şuanda son tatil, son deniz düşüncesiyle vakaların artmasına sebep olduklarını gördük. Ne oldu da ne değişti? Sıkıntı mı, parasızlık mı, yaz ayının enerjisi mi. = Hepsi.

Yanlız burada ki dezenfektan bitmiş.
Şöhhyle doldur da koldan aşağıya bir ıslatalım kendimizi.
Siz cimri falan olabilir misiniz. Minnacık damlatıyhhyorda bu dezenfektan!
Bonus: Maskeni ters takmışsın.

Mor Bir Serserinin Gezi Notları / Osamu Dazai

| Tarih:
Perşembe, Temmuz 09, 2020

Mor bir serserinin gezi notları yolculuğunda şehir yazısı yazacağı sanılırken, Dazai turşu kurmuş edebiyatçılar arasından sıyrılıp kitabı bir otobiyografi haline getirmiştir.

Çok güçlü bir ailenin güçsüz hisseden oğluydu aslında Dazai. Ekonomik olarak iyi olsalar da Dazai dışarıya bile çıkmaya korkardı. Büyüyene dek annesinin tam olarak kim olduğunu algılayamıyordu. Roman Tsugarunun hikayesi olmaktan çıkarak Dazainin duyguları haline geldi. Peki ya her şey kurguysa?

Kurgu vardı ancak romanın tamamen kurgu olması imkansızdı! Benim için değil. Verilen duygular kurgu olma ihtimallerini gizleyerek sadece saklıyordu. İsimler değişiyor, mekanlar yanıltıyor verilen bilgilerin zamanları yer değiştirerek Dazai tarafından bilerek saptırılıyordu. Fakat bütün gerçek ortadaydı. Dazai ailesinden uzak kalmış, geri dönmek için kendisini cesaretlendiremiyordu. Arkadaşı Tsugaru hakkında yazı yazmasını istediğinde bütün kapılar açılmış oldu. Tsugarulular her ne olursa olsun asla yenilmeyi kabul etmezlerdi!

Dazai'nin iki karaktere büründüğünü görüyorum. Arkadaşlarıyla, kendi işini yaptığı sırada cesaretliyken, ailesine ulaştığında duygusal boşlukta, titreyen, ne yapacağını bilmeyen koca bir adam oluyordu.

Tsugaru hakkında konuşurken her zaman dürüst ve objektif olmaya çalışmıştır. Bu konuda en ufak şüphem yok hatta memleketi Tsugaru olduğu için öveceğini düşünenler olmasın diye küçümsemeye çalışmıştır. Verdiği bilgiler bizlere birer gerçek kaynaktır. -şehir hakkında verilen bilgiler okurken zorlanmanıza neden olacak- Dazai'nin akıcı hikayesi içinde kaybolurken birden bir sayfaya takılmış bulacaksınız kendinizi. Kitabın son 15 sayfasında isimlerin, bölgelerin açıklaması bulunuyor. Ne demek istediğimi okurken anlayacaksınız.

Ailesine karşı kendisini kanıtlama, konuşabilme isteğiyle yanıp tutuşuyor. Babası ile olan ilişkisi yok denecek kadar az bilhassa korkuyor. Babası öldükten sonra bu korkunun sebebi abisi oluyor. Fakat abisi ilginç bir şekilde hem kolluyor hemde babası gibi ayar veriyor. Abisiyle geçen bazı bölümleri eksik yazmış çünkü birçok kez intihar teşebbüsünde bulunup kurtulmuştur. Yanında olan kişi de her zaman abisiydi. Bazen bir olaydan bahsederken durduk yere "Abim bana artık çok kızgın muhtemelen geçmeyecek bazı şeyler var" dediğini göreceksiniz. Çoğunu intihar ve yaşadığı kötü ilişkilere bağlıyorum.

İnsanlar sık sık ihanete uğrar ve herkesin arasında rezil olur!

Dazai doğduğun da annesi hastalık geçirir ve teyzesi ile bakıcıları olan Take bakımı üstlenir. Take, Dazai için süper anne rolündedir. Ona ulaşma çabası Tsaguru hikayesinin temellerini oluşturuyor. Utanmayacak olsa gidip Takeye saatlerce sarılıp ağlamak isterdi. Sadece bu hisleri taşıyan bir yetişkin kitabın sonunda böylesine gerçek betimlemeleri hazırlayabilir.