Image Slider

Yakınlık/Uzaklık Duymak ≡ Reenkarnasyon İlgisi Olabilir Mi?

| Tarih:
Salı, Mayıs 19, 2020
Birçok kaynaktan bilgi paylaşımında bulunmadım. Sadece kendi kendime konuşmayı başarabildim.

Genetik kodlarımız, anlık davranışlarımız üzerinde etki ederek şuan ki konumumuza göz kırpıyor olabilir mi?
*genetik kodu açmam gerekirse fiziksel değil tam anlamıyla root hali.

Lise yıllarımda reenkarnasyona farklı açılardan bakmaya çalıştım. İnsanlar reenkarne muhabbetini duyduğu zaman "büyük biri" olduğu hakkında hayallere dalarak konuşmaya başlar. Mutlaka üst yönetim geçmişi vardır. En kötüsü Roma soylusudur. Biz bu açıdan çıkalım. Reenkarne gerçekten varsa ve bahsedeceklerim bu kadar basit olsaydı muhtemelen birçoğumuz üst kişi değildik.

Örneğin önünüze üç farklı meyve koyuldu. Sevdiğiniz olanı almanız tesadüf olmayacaktır. Peki ya neden o meyveyi seviyorsunuz? Örneğe aynı meyveler üzerinden farklı kişileri eklersek, seçilen meyvenin kişiye göre değişeceğini biliyoruz. Kodlarımız geçmiş-anlık zaman aralığına yardımcı oluyor olabilir mi.

Farklı konulara bakalım. Bir kişinin Fransayı çok sevdiğini ve özel hisleri olduğunu varsayalım.
*sevgi konusunu açmakta fayda var. Merak etmekten, gezme isteğinden çok daha öte bir sevgi olmalı. Sevgiden bağlılık yoluna gidercesine. Marşını öğrenmek isteyecek kadar. Belkide Fransaya gitmiş, oraya ait olmasa bile o kültürü içinde hissetmeye devam ediyordur. -kültür karmaşası değil-

Düşüncelerim anti tez tarafınada bakmama yardımcı oluyor. Birçok kişi Fransaya karşı bu tarz duygular hissedebilir. Kenya yada akla gelebilecek finansal açıdan düşük, sosyo-kültürel anlamda kapalı olan ülkelere karşı sevgi taşıyan kişi sayısı neden az? Elbette Kenya'ya karşı "sevgi" hisleri taşıyan birileri olacaktır, fakat güçlü olan ülkelere göre daha az olacaktır. Burada mantığımı devreye sokarak düşünüyorum. Düşük seviyede olan bir ülkeye karşı sevgi hisseden kişi sayısının fazla olmayacağı sonucuna varıyorum. Muhtemelen kodlarımız Kenya tecrübesini hatırlasa da, iyi anıları olmadığı için "sevgi" hislerini çokta aktif etmiyor olabilir.

Bahsettiğim duygular bu noktaya kadar sevgi ile ilgiliydi. Alanımızın konseptini değiştirelim. Çok yakın arkadaş olduklarımız ve dost olarak gördüklerimiz. Etrafımızda binlerce insan varken sınırlı sayıda seçtiğimiz kişileri neden seçiyoruz? Belki bu konuda biraz sevgi ile ilgili. Ancak meyve veya ülke örneklerinden farklı bir sevgi. Çok iyi bir örnek olacak; bazen tanıştığımız kişilere karşı ön yargımız olmadan çok samimi ve içten buluruz. Veya yüzlerce ünlü varken bazılarını takip etmeyi seçeriz. Kısacası yapılan minimal seçimlerin önceki yaşantımızla alakası olabilir. Konuşmamın hiçbir yerinde reenkarnasyonun olup olmadığını tartışmadım ancak böyle durum varsa yaptığımız seçimlerde kodlarımızın geçmiş tecrübelerini bizlerle paylaştığını düşünüyorum. Varsayım örneklerinin sonu yok, geri çekilme ve sessiz kalma tecrübelerini de yaşıyoruz. Örneğin bir kişi resime ilgi duyuyor fakat kendisini harekete geçirmiyor. Sergilere gidiyor, sosyal medyada çizerleri takip ediyor fakat iş "kişinin" yapmasına geldiğinde hep bir tıkanıklık yaşıyor. Burada geçmiş kodlarımızın yaşadığı kötü bir tecrübe bizi engelliyor olabilir mi? -tembellik muhabbetine girmeyelim tembellik örneğim değil-

Düşüncelerimi doğru bir şekilde nasıl aktarabilirim bilmiyorum ama yakınlık veya uzaklık duyduklarımıza karşı itici bir gücün olduğunu düşünüyorum. Elbette herşeyi öncesinde yaşamadık. Kodlarımız hala yeni tecrübeler kazanmaya devam ediyor.

Japonyada Koronavirüs Sebebiyle Evsizler Baskı Altında

| Tarih:
Pazar, Mayıs 10, 2020

Japon hükümeti koronavirüs sebebiyle gönüllü olarak dükkanların kapatılması için ricada bulundu. İnsan yoğunluğunun fazla olduğu internet kafeler dükkanlarını kapattı.

İnternet kafeler kapandıktan sonra birçok evsiz, tekrar sokaklarda kalmaya başladı. Moyai Dernek Başkanı Ren Ohnishi; 2020 Yaz Olimpiyatları ertelendiği için sporcuları konaklayacak Olimpiyat alanlarının evsizlere açılması için çağrıda bulunarak çevrimiçi bir şekilde 53.000'den fazla imza topladı.

Olimpiyat alanları yaklaşık 11.000 sporcuyu konaklayabilecek kapasiteye sahip.

Japonyadaki internet kafeler kuruldukları dönemde sadece internet hizmeti verirken isteğe bağlı olarak konaklama, özel kabin, duş sistemi gibi hizmetler de vererek popüler bir hale gelmiştir.

Hükümetin bildirisine göre internet kafeleri uyumak, duş almak için kullanan en az 4.000 kişi bulunuyor.

Şehir yetkilisi Kazuo Hatananaka, "Kapanan internet kafelerden dolayı sokaklara dönmek zorunda kalan evsizler için yaklaşık 500 oda hazırladık. İlerleyen dönemde oluşacak yığılma içinde hazırlıklıyız." dedi.

Tokyo Valisi Yuriko Koike'de; Konaklama alanlarının ortaklık içeren gayrimenkul girişimi olduğunu söyleyerek birçok bölümünün satışa sunulduğunu, hastanelerde yoğun bakıma ihtiyaç duymayan hastaların barınması içinde uzun süredir bu alanların kullanıldığından bahsetti.

Vivarium - Lorcan Finnegan (Film Analizi)

| Tarih:
Cuma, Mayıs 01, 2020

Sürrealizm ve Postmodernizm temasını taşıyan Vivarium filmini anlamak için, kafanızdaki bütün düşünceleri yanınızdaki bir çekmeceye bırakarak izlemelisiniz.

Vivarium nedir? "Vivaryum, bilimsel amaçlarla hayvanların doğal davranışlarını gözlemlemek ve araştırmak için doğal hayat şartlarının oluşturularak muhafaza edildikleri yerdir." Yani "-yum" adı ile oluşturulmuş alanlar içerisinde gerçeğe en yakın kopya ortam Vivaryumdur.

Filmin açılışı; Kuşların sergilediği tavırlar doğal bir seleksiyon olarak izleyiciye gösterilir. Yavrular kardeş olsalarda içgüdüsel olarak düşmanlar. Annesinden gelecek yemeği yiyebilen tek kişi olmak, hayatta kalmayı başarabilmektir. Doğal yaşamın sergilendiği sahneden sonra kendi hayat alanımızı görüyoruz. Bizim yavrularımız 'insan çocukların' gösterildiği sahne gelir. Doğa ile verdiğimiz yaşam mücadelesi 'rüzgar' teması ile verilerek çocukların doğayı taklit etmesi ile son buluyor.

Tom ve Gemma filmin iki ana karakteri. Günümüz çağına uygun bir çift. Beraber kuracakları yeni yaşam için ev arıyorlar. Martin ile karşılaştıktan sonra hayatları, bizim hayatımızın izleyici önüne çıkarılan bir tiyatrosu olacak!

Martin'in götürdüğü evlerin hepsi aynı, tekdüze ama mükemmel bir yapıda. Hepsinin aynı olması 'kapitalist' düzenin yaratmış olduğundan öte değil. Yani bize ait. Bina ve çevrenin yeşil olması muhtemelen Vivaryum ortamının, sürüngenler için olmasından dolayı doğaya çağrışım yapılmasıdır. Ve tabiki yeşil rengi güveni temsil etmektedir.

Martin aniden kaybolur. Tom ve Gemma tek kalmıştır. Aile olmayı başarıp, başaramayacaklarını göreceğiz. Uzaktan bakıldığında evet, zoraki bir evliliğe sürüklendiler, aslına bakarsak; zaten ikili arasında olacak olan bu değil miydi?

Zoraki yaşamı kabullendikten sonra sıradan bir yaşam onları bunaltmaya başlıyor. Geçmişe özlem duyuyorlar, yemeklerden tat alamıyorlar. Kendi hayatımıza baktığımızda: iş - ev - izinli gün - yemek - uyku döngüsünde yaşıyoruz. Filmde bu döngü, çiftin evden çıkıp diğer evlerin çitlerinden geçerek tekrar kendi evlerine dönmeleriyle gösteriliyor.

9 rakamı: Birçok kültür için yeniden doğuşun sembolüdür. Aynı zamanda sorun olmadığı sürece hepimiz annemizin karnında "9" ay kalıyoruz. Evin kapı numarasının 9 olması da tesadüf değil.

Kutu ile gelen çocuk sahnesi. Sadece izlemek için izlersek biraz saçma gelecektir fakat derinden incelemenizi tavsiye ediyorum. Kutu açıldığı anda bebeğin vücudunda ıslaklık olduğunu göreceksiniz. 9 rakamı ile bebek olgusunun birleşimi, yeni bir hayatta sorumluluk almayı bildiriyor. Büyüklerimiz için çocuğumuzu düzgün yetiştirirsek, dünyadaki görevimizi yerine getirmiş olmuyor muyuz? Gemma çocuğa babasından daha hızlı alışıyor. Davranışları anaçlaşarak basit şeylerle de mutlu olmayı başarıyor. Tom ise duruma alışabilmiş değil, hatta çocuktan sonra eşine uzaklaşıyor.

Birçok kültürde olduğu gibi gece yapacağı kazma çalışması için eşine "sen gelme ben halledebilirim" diyor. Türk kültüründe de olağan dışılık bir durum söz konusu değil.

Japonya'nın Kuzeyinde: Büyük Yengeç Kıskacı (Monbetsu)

| Tarih:
Salı, Nisan 21, 2020

1983 yılında "Buz Sanat Tasarımları" festivalinde Toshi Nagasaki tarafından yapılmıştır. Yengeç kıskacı'nın boyutu 12 metre / kilosu 7 tondur.

Monbetsu (紋別市, Monbetsu-shi);
1889:Monbetsu köy ofisi kuruldu.
1909:Mobetsu ve Monbetsu birleşerek köy oldu.
1919:Monbetsu köyü > kasaba oldu.
1954:Shoko köyü, Kamishokotsu köyü ve Monbetsu köyü birleşerek Monbetsu'nun şehirleşmesini sağladı.

Bölgenin nüfusu yaklaşık 30.000'dir. Japonya'daki en iyi yengeç türlerine ev sahipliği yapmaktadır.

Monbetsu tüyleri olan yengeçlerle ünlü olsada heykel Kırmızı Kral Yengeç türünden esinlenerek modellenmiştir. Heykel bir şekilde Monbetsu için ikonik bir hal aldı.

(Tüylü Yengeç Monbetsu Örneği.)

Ziyaretçiler çevredeki marketlerden birer yengeç atıştırması alıp fotoğraf çekiyor. -özellikle yengeçli cup noodle- Heykele sarılmak, fotoğraf çekilmek tamamen ücretsiz! Unutmamakta fayda var; bölge fazlasıyla soğuk.. Günlük ortalama sıcaklığı -5 / -10 arasında değişmektedir.

-

Sessizlik / Şusaku Endo Hakkında

| Tarih:
Cuma, Nisan 10, 2020
Tanrı neden hala sessizdir?
Japonya dışarıya kapalı, ürkek bir halde Edo dönemini yaşarken birçok batılı bu fırsattan yararlanmak istercesine Hristiyanlığı Japonya'da yaymaktadır. Yüzlerce ticaret gemisi Hristiyanlığın köklerini yerleştirecek rahipleri teker teker adaya taşımaktadır. Sessizliğin sonunda Japonya her zamankinden farklı yeni bir dine kavuşmak üzeredir.

Hristiyanlık inancı yayılsa bile Japonların düşündüğü Tanrı ya farklıysa. Kökleri sağlam olduğu düşünülen adada ki yeni din herkesce aynı mı anlaşılıyordu. Japon hükümeti sonuca varmayı beklemek istemedi. Yayılan dinin önüne geçme vakti. Duyurular hızlıca başlamalı. Artık Avrupalı ticaret gemileri denetlenecektir. Özellikle Portekiz ve Hollanda gemileri çok daha sıkı takip edilecek. İlerleyen süreçte ne olacağını az çok tahmin edebiliyorum. İrtibatları bile olmayacak, Japonyada yaşayan bütün Rahipler geri dönmek zorundadır! Bütün Samuraylar, halk, herkes kendi yönetimi ve dinine bağlı yaşayacak. Başka hiçbir dine geçmeyecektir.

Rodrigues ve Garrpe din düşmanlığına karşı gelmek için okyanusları feth edip, herşeyi eski hale döndürmek istemektedir. Rahipler bunca yıldır tüm bilgilerini yayarken hükümetin ani kararıyla dejenere oldular. Rodrigues ve Garrpe nasıl olurda bunca işi kendi başlarına, basitçe halledebileceklerini düşünürler? Kimseyi dinlemeden bütün güçleri ve birikmişleriyle yoldalar. Yanlarında Avrupa'nın gücü sayesinde gelen paraları ve paranın peşinden koşabilecek bazı yoksul insanlarda bulunuyor. Kuçijiro da onlardan biri. Japonca bilmesi ve ada hakkında fikri olmayan ikiliye yardım edebilecek olması Kuçijiroyu diğerlerinden farklı kılmaktadır. Kuçijiro gibi asil bir Japon nasıl olurda bu kadar korkak olabilir? Söyleyebilir misiniz muhteşem güçlü Avrupalılar. Nasıl olurda Kuçijiro Japonya'ya dönememiştir. Japon hükümeti başarılı bir şekilde Hristiyan öğretilerini kırdı ve özlerine kavuşan yoksul halkına tekrar sahip oldu. Fakat farkında olmadıkları bazı şeyler var. Vergi ödemekten bıkmış, ezilen halk Hristiyanlıktan gördüğü iyi niyet ve fikirlerle mutlu olmayı başarmıştı. Kırılan cesaretlerini Rodrigues ve Garrpe tekrar güçlendirdi. Eğer yoksulluk içinde 300 gümüş para için satacak birileri yoksa tabi...

Hristiyanlığın "kökünü" adaya taşımaya çalışan iki rahip çok farklı ihanetlerle karşılacaklar. Bu yolda değişik olaylar, tek kalmışlık, açlık, ölümler de peşlerini bırakmayacak. Fakat bir rahip için ne kadar zor olabilir ki? Rahibin asıl görevi dini yaymak mı olmalıdır yoksa kendisini 'dinen kurtarmak için' yaşananları görmezden gelerek fikirlerini sunmaya devam mı etmelidir. Sorunun cevabını birçok betimlemeyle göreceksiniz.

Garrpe.. Eğer biz ölürsek bütün Hristiyanlık ve kilise de bizimle birlikte ölür! 

Japon bir yazar için son derece cesur kitap. Kuçijironun betimlemeleri tamamen Japon halkının tasviri iken Samurayların gücü, fikirleri de 'tamamıyla' Japon hükümetinin tasviridir. Bütün eleştiriler ve ihanetler birleşerek karşınıza çıkacak. İhtişamlı bir Samuray tüm köyü dize getirmiş halde sizi de köşeye sıkıştırıp dizlerinizin üzerine çökmenizi bekleyecek ve sonrasında; "Bunca insan sizin kararlarınız yüzünden ölüyor, ne zaman son vereceksiniz. Bu kötülükler de mi sizin Tanrınızın işi?" diyecek. Belkide tir tir titreyerek tek bir cevap dahi veremeyeceksiniz. Halk ile içten kurduğunuz bağ, din, düşünceler değişebilir mi. Din öne geçebilir mi. Yoksullar size inanacaklar, fikirlerinizin peşinden gelecekler. Yemeğinizi verip bakımınızı sağlayacaklar ve size ait fikirleriniz yüzünden idam edilecekler. Rodrigues yada onun gibi rahipler; Hristiyanlık için ölümlere sessiz kalabilecek mi?

Hadi şu Fumie'lere basın ve bu işe son verelim artık. Bütün gün karnınızı doyurup bedavadan bakacak değilim.

Kuçijiro'nun her defasında yaptığı alçak hareketler beni gerçekten bunaltıyor. Ama ben nede olsa sadece bir Pederim. Ve sürekli istediğin günah çıkarma isteğini de geri çeviremem. Bakışların, insanların arkasına sığınarak takip etmelerin gerçekten rahatsız ediyor. Çünkü ben artık Peder değilim. Peki ya eğer tanrı yoksa insanoğlu tekdüzeliğe nasıl nasıl katlanabilir ki? Diyelim ki Tanrı yok... Kapatıldığım mahzene gelen horlama seslerinden bıktım. Gerçekten horlama sesi ise. Ya değilse? O sesler benim yüzümden idam edilen Hristiyanların acı çeken sesleriyse. Budist tapınağının etrafında oturduğumuz 'o gün' söylediklerimi hatırlıyor musun. Hani şu merdivenlerde arkamdan beni gizlice dinleyen çevirmenin olduğu an, Ferreira ile olan sohbetimde. İşte o gün sana şunları demek istemiştim. Biz Japonlara Hristiyanlığı yayıyoruz ama yüzyıllardır onların inandığı Güneş, doğa sembolik olan tüm düşünceleri. Ya bizim İsa'mızdan, Tanrımızdan farklıysa? Hristiyanlığı bizim gibi düşünmüyorlarsa? Bunca tutsaklığı, çekmişliği. Ne için çektik?

Budist tapınağında konuştuğumuzu söylemiştim değil mi. Herşey..