Image Slider

Japonya'da Anti-Maske Protestoları

| Tarih:
Salı, Ağustos 11, 2020

Korona vakaları artmaya devam ederken, Japonya'da maske takmayı reddeden bir oluşum ortaya çıktı.

Japonya'da maske takmamanın cezası bulunmuyor fakat kalabalık ve kapalı alanlarda maske takmayan kişiler halk tarafından hoş karşılanmıyor. Maske, virüs öncesinde de Japon halkı için günlük yaşamın bir parçasıydı. Fakat korona virüsü başka oluşumların ortaya çıkmasına sebep oldu. Anti-Maske grubu sadece maskeye karşı değil korona virüsüyle gelen bütün kısıtlamalara karşılar.

Anti-Maske grubunun liderliğini ünlü bir Japon Youtuber ve "Popular Sovereignty" -liberal görüşlü- parti lideri Masayuki Hiratsuka üstleniyor. Liderler "Korona virüsü arayı açan bir soğukluktur" sloganıyla hareket ediyorlar ve bu görüşe katılan birçok takipçi bulunuyor.


Destekçiler 9 Ağustos'ta Shibuya istasyonunda toplanarak; "Maske Sosyal Uzaklıktır", "Kendimizi Kısıtlama Gerekli Değil" şeklinde pankartlar açarak durumu protesto ettiler. Hiratsuka protestodan bir gün önce Youtube kanalına Yamanote İstasyonuna maskesiz giriş yaparken insanları da kendisine katılmayı teşvik ettiği bir video yükledi. Video yayılmadan önce eylem bazı kaynaklara daha önce düşünce Yamanote hattına giden kişiler istasyon hoparlör'lerinden uyarıldı. Maskesiz kişilerin aynı zamanda "Korona virüsü yalan", "5G Katildir" şeklinde tişörtler giydikleri görüldü.
Yamanote hattında ikinci bir protesto'nun olması beklenirken eylemler halk tarafından kınandı.

Maske takmak Japon kültürüne o kadar yerleşmiştir ki, büyük bir salgın bir yana kişi burnunun aktığını fark ettiğin de bile maske takmak için ikinci kez düşünmez. Anti-Maskeler grubu statükoya meydan okuduğunu belirtsede Japonya'da maske takmanın sadece sizi korumakla kalmayıp başkalarını da koruduğu yaygın bir şekilde anlaşılmış haldedir.

İşine Geldiği Gibi Korona

| Tarih:
Cumartesi, Ağustos 08, 2020
İnsanları eve kilitleyen, dükkanların kapanıp sokakların "kiralık" hale dönüşmesine neden olan Korona, işine geldiği gibi Korona'lanıyor.

Kilitli kalmak ihtişamlı bir mutluluk saçtı. Yorgunluğun atılmasıyla gelen ana menü 'yasalar' insanlığı kurtaran itici bir güç oldu.
KOD ADI: KÇÖ! Bu tatlı o kadar lezzetliydi ki sokağa çıkmadan da yaşamayı öğretti.
Sonra ne mi oldu; maske/sosyal mesafe/eldiven/kolonya/dezenfektan/sokağa çıkma yasağıyla boş gezen otobüsler, tuhafiyecisine kadar yerleri boydan boya kaplayan sosyal mesefa stickerları. Saniyelik öğrendiğimiz ateş ölçümleri.

Uzun süredir ne zaman Japonya gibi olacağız diye söylenip dururdum. Artık maske takınca bulaşıcı hastalıklı, iğrenç biri gibi değil de sağlık için takıldığını öğrenmiş olduk. 

İşine geldiği gibi korona bölümü tatlının güneş altında bozulmasıyla başladı. Yokuşlar, merdivenler hatta düz yollarda nefesi kesilen insanlarımız; "amaan başlarım maskesine de, koronasına da" diyerek başta saydığım herşeyi saniyelik işine geldiği gibi korona'ladı. Mağaza mağaza gezip "Korona diye birşey yok" diyen büyüklerimiz kasa kuyruklarında beklemeye gelemeyince kuyruğun sosyal mesafe kurallarına uygun bir şekilde uygulanması için etrafa bağırma eylemiyle meşgul oluyorlardı. Polis çağırırım o maske kapanacak!

Bir diğer sevdiğimse; Korona çıktığı an boşalan AVM görüntülerine "Korona sayesinde AVM'lerin ne kadar gereksiz olduğunu herkes gördü" yorumları yapıp bayram günü çoluğa çocuğa ne alacağız derdiyle kapılarında kuyruklar oluşturdular. Üç ay önce; bu kadar insan ölüyor dışarı adım atmam diyenlerin şuanda son tatil, son deniz düşüncesiyle vakaların artmasına sebep olduklarını gördük. Ne oldu da ne değişti? Sıkıntı mı, parasızlık mı, yaz ayının enerjisi mi. = Hepsi.

Yanlız burada ki dezenfektan bitmiş.
Şöhhyle doldur da koldan aşağıya bir ıslatalım kendimizi.
Siz cimri falan olabilir misiniz. Minnacık damlatıyhhyorda bu dezenfektan!
Bonus: Maskeni ters takmışsın.

Mor Bir Serserinin Gezi Notları / Osamu Dazai

| Tarih:
Perşembe, Temmuz 09, 2020

Mor bir serserinin gezi notları yolculuğunda şehir yazısı yazacağı sanılırken, Dazai turşu kurmuş edebiyatçılar arasından sıyrılıp kitabı bir otobiyografi haline getirmiştir.

Çok güçlü bir ailenin güçsüz hisseden oğluydu aslında Dazai. Ekonomik olarak iyi olsalar da Dazai dışarıya bile çıkmaya korkardı. Büyüyene dek annesinin tam olarak kim olduğunu algılayamıyordu. Roman Tsugarunun hikayesi olmaktan çıkarak Dazainin duyguları haline geldi. Peki ya her şey kurguysa?

Kurgu vardı ancak romanın tamamen kurgu olması imkansızdı! Benim için değil. Verilen duygular kurgu olma ihtimallerini gizleyerek sadece saklıyordu. İsimler değişiyor, mekanlar yanıltıyor verilen bilgilerin zamanları yer değiştirerek Dazai tarafından bilerek saptırılıyordu. Fakat bütün gerçek ortadaydı. Dazai ailesinden uzak kalmış, geri dönmek için kendisini cesaretlendiremiyordu. Arkadaşı Tsugaru hakkında yazı yazmasını istediğinde bütün kapılar açılmış oldu. Tsugarulular her ne olursa olsun asla yenilmeyi kabul etmezlerdi!

Dazai'nin iki karaktere büründüğünü görüyorum. Arkadaşlarıyla, kendi işini yaptığı sırada cesaretliyken, ailesine ulaştığında duygusal boşlukta, titreyen, ne yapacağını bilmeyen koca bir adam oluyordu.

Tsugaru hakkında konuşurken her zaman dürüst ve objektif olmaya çalışmıştır. Bu konuda en ufak şüphem yok hatta memleketi Tsugaru olduğu için öveceğini düşünenler olmasın diye küçümsemeye çalışmıştır. Verdiği bilgiler bizlere birer gerçek kaynaktır. -şehir hakkında verilen bilgiler okurken zorlanmanıza neden olacak- Dazai'nin akıcı hikayesi içinde kaybolurken birden bir sayfaya takılmış bulacaksınız kendinizi. Kitabın son 15 sayfasında isimlerin, bölgelerin açıklaması bulunuyor. Ne demek istediğimi okurken anlayacaksınız.

Ailesine karşı kendisini kanıtlama, konuşabilme isteğiyle yanıp tutuşuyor. Babası ile olan ilişkisi yok denecek kadar az bilhassa korkuyor. Babası öldükten sonra bu korkunun sebebi abisi oluyor. Fakat abisi ilginç bir şekilde hem kolluyor hemde babası gibi ayar veriyor. Abisiyle geçen bazı bölümleri eksik yazmış çünkü birçok kez intihar teşebbüsünde bulunup kurtulmuştur. Yanında olan kişi de her zaman abisiydi. Bazen bir olaydan bahsederken durduk yere "Abim bana artık çok kızgın muhtemelen geçmeyecek bazı şeyler var" dediğini göreceksiniz. Çoğunu intihar ve yaşadığı kötü ilişkilere bağlıyorum.

İnsanlar sık sık ihanete uğrar ve herkesin arasında rezil olur!

Dazai doğduğun da annesi hastalık geçirir ve teyzesi ile bakıcıları olan Take bakımı üstlenir. Take, Dazai için süper anne rolündedir. Ona ulaşma çabası Tsaguru hikayesinin temellerini oluşturuyor. Utanmayacak olsa gidip Takeye saatlerce sarılıp ağlamak isterdi. Sadece bu hisleri taşıyan bir yetişkin kitabın sonunda böylesine gerçek betimlemeleri hazırlayabilir.

Japonya'nın Geleneksel Sodası "Ramune" Tekrar Yükselişte

| Tarih:
Salı, Haziran 23, 2020

Ramune (ラ ム ​​ネ) ingilizce kökenli, anlamı limonatadan gelen Japonya'nın geleneksel bir sodasıdır. Tadını diğer gazoz - sodalarla değerlendirmek gerekirse sprite, 7-Up, uludağ gazoz veya klasik sade sodalar gibi diyemeyiz. Ramune tamamen Ramune gibi tadı olan bir içecektir!

Japonya'nın geleneksel sodası olsa da bulan kişi İskoç doğumlu Alexander Cameron Sim'dir. (eczacı) Alexander bu içeceği keşfettikten sonra 1884 yılında Kobe de piyasaya sürdü.

Ramuneyi Ramune yapan en büyük özelliği, kendine has bir şişe tasarımına sahip olması ve daha önce bu içeceği içmemiş birinin kolay kolay içemeyecek olmasıdır. Şişe tasarımındaki ilgi çekici noktası: kapak bölümünde misket büyüklüğünde bir bilyenin olması. Ramuneyi her içişinizde bilyenin çıkardığı ses yaz mevsimini çağrıştıracak. -bilyeli şişeler 1872 yılında Hiram Codd tarafından tasarlandı-



Bir dönem o kadar popüler olmuştu ki Tokyo Gazetesi Kolera salgınına karşı Ramune içilmesini tavsiye ediyordu. İşin ilginç tarafı günümüzde yaşadığımız Pandemi (covid19) salgını zamanında da bu tavsiyeye benzer bir durum yaşanıyor. Şuanda McDonald's Ramune içeceklerini Japonya da satışa sundu. -tabi fastfood zinclerine ait olan kutulama ile sattıkları için bilyelerin çıkardığı sesleri duyamayacaksınız!!-

Hasta: 5

| Tarih:
Cumartesi, Haziran 13, 2020

Juri kargaşası; olduğum noktadan çıkıp evime dönmemi sağladı. Ancak geri dönüşüm, problemlerin peşimden gelmesini engelleyemedi.

Evin içinde turlarken salonun sol köşesinde kalan banyodan mutfağa doğru aynanın yansımasını görüyordum. Her geçişimde farklı tiplemelere olan geçişlerimi gösteriyordu. Mutfak, koridor, salon ruh hallerime tanık oluyordu. Mutfaktan salona doğru giderken sinirli, dönerken denizaltı kaptanının bilmesi gereken herşeyi biliyordum. Eksik olan tek şey koordinatlardı. Aynanın başka ne görevi olabilir ki?

Biraz oturmaya ihtiyacım var. Hala juri kargaşasına gülüyorum, komedi filmlerinde görebileceğiniz bütün unsurları taşıyordu.
Bounty satan yer kaldı mı? 
Hastanedeki yemekleri özleyecek miyim.
Yemeklerin olmayan tatları, boşboş düşünmeyi hızlandırıcı bir özelliğe sahip.
Hiçbirinin "tat"ları yoktu....
Uyuya kaldığım sırada aniden televizyondan bir ses geldi. "tat ketçap" reklamının oynadığını gördüğümde bilinç altımın sıkıntılar yaşadığını fark ettim. -en azından bilinç altımın durumunu anlamaya başladım.-

Evin eşyalarını aldığımdan beri ilk kez bu koltuklarda uyuya kalıyordum. Hiç eskimemişlerdi. Tekrar normal yaşamı 'tadan' insanların olduğu dünyaya geri dönmüş, nereden başlayacağımı bilmiyordum. Eski odamda tüm caddeyi gören, eleştiri camım yerine, sizlere göstermek istediğim yeni camım. Buradaki cam hiçbir şey göstermiyor. Üç yıl önce taşınmak zorunda kaldığım, kısaca zorla götürüldüğüm evimde böyle bir camın olduğunu hiç hatırlamıyorum. Cama yaklaştıkça adımlarım yavaşlıyor ve soğuyordu. Uzaktan buhulanmış gibiydi. Küçük adımlarla yaklaşırken üst kattan yürüme sesleri duydum. Bilinç altım mı? Gerçek mi? Yeni odamda eski odamdaki sanrıları mı yaşıyorum? Ayak sesleri boğuk bir şekilde yankılanırken olduğum yerde kaldım. Vücudum isteğimin dışında hareket ediyordu. Adımları tekrar duydum fakat bu seferki çok daha gürültülüydü. Banyodaki ayna ve cam arasında kesişen noktada birşeyler oluyor, burada başkası olsaydı o bile hissedebilirdi. Anlatılamayanı nasıl anlatabilirim ki? Eğer yapabilseydim!

Üst kattan gelen sesin verdiği ürpertiden kurtulabildiğim de camın buhulanmış olduğunu fark ettim. Hiçbir şey görünmüyor diyebilirim heralde. Arka tarafında minik su parçacıkları sağa, sola yavaş yavaş kayıyordu. Bu noktada farklı bir gezegenin saati ve mantığı işliyor. Kesişme noktasına getirdiğim kollarım elastikleşen bir yapıda kopacakmış gibi bir görüntü alıyordu. Korkutucu. Tüm gücümle dokunduğum an gözlerimin önüne binlerce saat görüntüsü geldi. Hepsi farklı saatlerde durmuş. Aynı zaman içerisinde farklı zamanlara, dakikalara parçalanıyor gibiyim. Aslına bakarsanız kocaman bir buzdolabının buzluk bölümünde temizlenmeyi bekleyen, dışarı doğru fırlamış buzlara dokunmuşcasına bir his. Büyük bir duruluk, sessizlik.. "Camın arkasında yaşadığını sandığım insanlar aslında yaşamıyor." Bunları konuşmak için çok erken. Böyle konuşmaya devam edersem muhtemelen kendi evimden kendimi kovabilirim. Yaşayamıyorlarmış! Gülüşmeler artık kulaklarımdan gidebilir mi? Yaşayamıyorlarmış!! Rahatsız edici. Bugün yeterince herşeyi biliyor rolü yaptım. Zihnim bile dalga geçiyor. Zihnim 'bile'. Ayna ile camın arasındaki bağı kavrayabilirsem; denizaltı kaptanlığıma, bilinmeyen konumumdan devam edebilir miyim.

Eski doktoruma yaşadıklarımı söyleseydim; yavaşça gıcırdayan koltuğuna oturup arkasına yaslanırdı. Bir iki dakika konuşmalarımı dinler ve tamamen bitmesini bekledikten sonra her zamanki gibi kendi kendine mırıldanmaya başlardı. Konuşmasına ara vermeden koltuğunun çokça aşağısında kalan bilgisayar kasasına doğru hafifçe eğilerek bilgisayarını açar sonra; denizaltı hakkında. Aramasını yapıp tüm konuyu üstlenirdi. Neler yapabileceğini az çok anladığınızı biliyorum.

Size iki adet arama önerisinde bulunsam birinde anlamsız, diğerinde de korku taşırdınız. Buyrun: ch-1 ve ch-2. Sözde çok zeki olan doktorunuza da bahsedin ki nasıl bir işin içine girdiğini anlayamasın. Muhtemelen aynı aramayı だいいちごうがたくせんてい yada 第1号駆潜艇 olarak yaptırsaydım çok daha farklı sonuçlarla karşılaşırdınız. Aratmak istediğim konu ch-1'e geri dönerdi. Bugüne kadar Harucomic Muragummy'nin kitaplarını okuduğumda, bildiği konuları -herşeyi- gözüme soktuğunu hissederdim. Bu gerçekten onun için utanç verici olmalı. Aynı utancı bende bugun anılarımı okuyan hastane ziyaretçilerime karşı yaşamak istiyorum.