Image Slider

Mor Bir Serserinin Gezi Notları / Osamu Dazai

| Tarih:
Perşembe, Temmuz 09, 2020

Mor bir serserinin gezi notları yolculuğunda şehir yazısı yazacağı sanılırken, Dazai turşu kurmuş edebiyatçılar arasından sıyrılıp kitabı bir otobiyografi haline getirmiştir.

Çok güçlü bir ailenin güçsüz hisseden oğluydu aslında Dazai. Ekonomik olarak iyi olsalar da Dazai dışarıya bile çıkmaya korkardı. Büyüyene dek annesinin tam olarak kim olduğunu algılayamıyordu. Roman Tsugarunun hikayesi olmaktan çıkarak Dazainin duyguları haline geldi. Peki ya her şey kurguysa?

Kurgu vardı ancak romanın tamamen kurgu olması imkansızdı! Benim için değil. Verilen duygular kurgu olma ihtimallerini gizleyerek sadece saklıyordu. İsimler değişiyor, mekanlar yanıltıyor verilen bilgilerin zamanları yer değiştirerek Dazai tarafından bilerek saptırılıyordu. Fakat bütün gerçek ortadaydı. Dazai ailesinden uzak kalmış, geri dönmek için kendisini cesaretlendiremiyordu. Arkadaşı Tsugaru hakkında yazı yazmasını istediğinde bütün kapılar açılmış oldu. Tsugarulular her ne olursa olsun asla yenilmeyi kabul etmezlerdi!

Dazai'nin iki karaktere büründüğünü görüyorum. Arkadaşlarıyla, kendi işini yaptığı sırada cesaretliyken, ailesine ulaştığında duygusal boşlukta, titreyen, ne yapacağını bilmeyen koca bir adam oluyordu.

Tsugaru hakkında konuşurken her zaman dürüst ve objektif olmaya çalışmıştır. Bu konuda en ufak şüphem yok hatta memleketi Tsugaru olduğu için öveceğini düşünenler olmasın diye küçümsemeye çalışmıştır. Verdiği bilgiler bizlere birer gerçek kaynaktır. -şehir hakkında verilen bilgiler okurken zorlanmanıza neden olacak- Dazai'nin akıcı hikayesi içinde kaybolurken birden bir sayfaya takılmış bulacaksınız kendinizi. Kitabın son 15 sayfasında isimlerin, bölgelerin açıklaması bulunuyor. Ne demek istediğimi okurken anlayacaksınız.

Ailesine karşı kendisini kanıtlama, konuşabilme isteğiyle yanıp tutuşuyor. Babası ile olan ilişkisi yok denecek kadar az bilhassa korkuyor. Babası öldükten sonra bu korkunun sebebi abisi oluyor. Fakat abisi ilginç bir şekilde hem kolluyor hemde babası gibi ayar veriyor. Abisiyle geçen bazı bölümleri eksik yazmış çünkü birçok kez intihar teşebbüsünde bulunup kurtulmuştur. Yanında olan kişi de her zaman abisiydi. Bazen bir olaydan bahsederken durduk yere "Abim bana artık çok kızgın muhtemelen geçmeyecek bazı şeyler var" dediğini göreceksiniz. Çoğunu intihar ve yaşadığı kötü ilişkilere bağlıyorum.

İnsanlar sık sık ihanete uğrar ve herkesin arasında rezil olur!

Dazai doğduğun da annesi hastalık geçirir ve teyzesi ile bakıcıları olan Take bakımı üstlenir. Take, Dazai için süper anne rolündedir. Ona ulaşma çabası Tsaguru hikayesinin temellerini oluşturuyor. Utanmayacak olsa gidip Takeye saatlerce sarılıp ağlamak isterdi. Sadece bu hisleri taşıyan bir yetişkin kitabın sonunda böylesine gerçek betimlemeleri hazırlayabilir.

Japonya'nın Geleneksel Sodası "Ramune" Tekrar Yükselişte

| Tarih:
Salı, Haziran 23, 2020

Ramune (ラ ム ​​ネ) ingilizce kökenli, anlamı limonatadan gelen Japonya'nın geleneksel bir sodasıdır. Tadını diğer gazoz - sodalarla değerlendirmek gerekirse sprite, 7-Up, uludağ gazoz veya klasik sade sodalar gibi diyemeyiz. Ramune tamamen Ramune gibi tadı olan bir içecektir!

Japonya'nın geleneksel sodası olsa da bulan kişi İskoç doğumlu Alexander Cameron Sim'dir. (eczacı) Alexander bu içeceği keşfettikten sonra 1884 yılında Kobe de piyasaya sürdü.

Ramuneyi Ramune yapan en büyük özelliği, kendine has bir şişe tasarımına sahip olması ve daha önce bu içeceği içmemiş birinin kolay kolay içemeyecek olmasıdır. Şişe tasarımındaki ilgi çekici noktası: kapak bölümünde misket büyüklüğünde bir bilyenin olması. Ramuneyi her içişinizde bilyenin çıkardığı ses yaz mevsimini çağrıştıracak. -bilyeli şişeler 1872 yılında Hiram Codd tarafından tasarlandı-



Bir dönem o kadar popüler olmuştu ki Tokyo Gazetesi Kolera salgınına karşı Ramune içilmesini tavsiye ediyordu. İşin ilginç tarafı günümüzde yaşadığımız Pandemi (covid19) salgını zamanında da bu tavsiyeye benzer bir durum yaşanıyor. Şuanda McDonald's Ramune içeceklerini Japonya da satışa sundu. -tabi fastfood zinclerine ait olan kutulama ile sattıkları için bilyelerin çıkardığı sesleri duyamayacaksınız!!-

Hasta: 5

| Tarih:
Cumartesi, Haziran 13, 2020

Juri kargaşası; olduğum noktadan çıkıp evime dönmemi sağladı. Ancak geri dönüşüm, problemlerin peşimden gelmesini engelleyemedi.

Evin içinde turlarken salonun sol köşesinde kalan banyodan mutfağa doğru aynanın yansımasını görüyordum. Her geçişimde farklı tiplemelere olan geçişlerimi gösteriyordu. Mutfak, koridor, salon ruh hallerime tanık oluyordu. Mutfaktan salona doğru giderken sinirli, dönerken denizaltı kaptanının bilmesi gereken herşeyi biliyordum. Eksik olan tek şey koordinatlardı. Aynanın başka ne görevi olabilir ki?

Biraz oturmaya ihtiyacım var. Hala juri kargaşasına gülüyorum, komedi filmlerinde görebileceğiniz bütün unsurları taşıyordu.
Bounty satan yer kaldı mı? 
Hastanedeki yemekleri özleyecek miyim.
Yemeklerin olmayan tatları, boşboş düşünmeyi hızlandırıcı bir özelliğe sahip.
Hiçbirinin "tat"ları yoktu....
Uyuya kaldığım sırada aniden televizyondan bir ses geldi. "tat ketçap" reklamının oynadığını gördüğümde bilinç altımın sıkıntılar yaşadığını fark ettim. -en azından bilinç altımın durumunu anlamaya başladım.-

Evin eşyalarını aldığımdan beri ilk kez bu koltuklarda uyuya kalıyordum. Hiç eskimemişlerdi. Tekrar normal yaşamı 'tadan' insanların olduğu dünyaya geri dönmüş, nereden başlayacağımı bilmiyordum. Eski odamda tüm caddeyi gören, eleştiri camım yerine, sizlere göstermek istediğim yeni camım. Buradaki cam hiçbir şey göstermiyor. Üç yıl önce taşınmak zorunda kaldığım, kısaca zorla götürüldüğüm evimde böyle bir camın olduğunu hiç hatırlamıyorum. Cama yaklaştıkça adımlarım yavaşlıyor ve soğuyordu. Uzaktan buhulanmış gibiydi. Küçük adımlarla yaklaşırken üst kattan yürüme sesleri duydum. Bilinç altım mı? Gerçek mi? Yeni odamda eski odamdaki sanrıları mı yaşıyorum? Ayak sesleri boğuk bir şekilde yankılanırken olduğum yerde kaldım. Vücudum isteğimin dışında hareket ediyordu. Adımları tekrar duydum fakat bu seferki çok daha gürültülüydü. Banyodaki ayna ve cam arasında kesişen noktada birşeyler oluyor, burada başkası olsaydı o bile hissedebilirdi. Anlatılamayanı nasıl anlatabilirim ki? Eğer yapabilseydim!

Üst kattan gelen sesin verdiği ürpertiden kurtulabildiğim de camın buhulanmış olduğunu fark ettim. Hiçbir şey görünmüyor diyebilirim heralde. Arka tarafında minik su parçacıkları sağa, sola yavaş yavaş kayıyordu. Bu noktada farklı bir gezegenin saati ve mantığı işliyor. Kesişme noktasına getirdiğim kollarım elastikleşen bir yapıda kopacakmış gibi bir görüntü alıyordu. Korkutucu. Tüm gücümle dokunduğum an gözlerimin önüne binlerce saat görüntüsü geldi. Hepsi farklı saatlerde durmuş. Aynı zaman içerisinde farklı zamanlara, dakikalara parçalanıyor gibiyim. Aslına bakarsanız kocaman bir buzdolabının buzluk bölümünde temizlenmeyi bekleyen, dışarı doğru fırlamış buzlara dokunmuşcasına bir his. Büyük bir duruluk, sessizlik.. "Camın arkasında yaşadığını sandığım insanlar aslında yaşamıyor." Bunları konuşmak için çok erken. Böyle konuşmaya devam edersem muhtemelen kendi evimden kendimi kovabilirim. Yaşayamıyorlarmış! Gülüşmeler artık kulaklarımdan gidebilir mi? Yaşayamıyorlarmış!! Rahatsız edici. Bugün yeterince herşeyi biliyor rolü yaptım. Zihnim bile dalga geçiyor. Zihnim 'bile'. Ayna ile camın arasındaki bağı kavrayabilirsem; denizaltı kaptanlığıma, bilinmeyen konumumdan devam edebilir miyim.

Eski doktoruma yaşadıklarımı söyleseydim; yavaşça gıcırdayan koltuğuna oturup arkasına yaslanırdı. Bir iki dakika konuşmalarımı dinler ve tamamen bitmesini bekledikten sonra her zamanki gibi kendi kendine mırıldanmaya başlardı. Konuşmasına ara vermeden koltuğunun çokça aşağısında kalan bilgisayar kasasına doğru hafifçe eğilerek bilgisayarını açar sonra; denizaltı hakkında. Aramasını yapıp tüm konuyu üstlenirdi. Neler yapabileceğini az çok anladığınızı biliyorum.

Size iki adet arama önerisinde bulunsam birinde anlamsız, diğerinde de korku taşırdınız. Buyrun: ch-1 ve ch-2. Sözde çok zeki olan doktorunuza da bahsedin ki nasıl bir işin içine girdiğini anlayamasın. Muhtemelen aynı aramayı だいいちごうがたくせんてい yada 第1号駆潜艇 olarak yaptırsaydım çok daha farklı sonuçlarla karşılaşırdınız. Aratmak istediğim konu ch-1'e geri dönerdi. Bugüne kadar Harucomic Muragummy'nin kitaplarını okuduğumda, bildiği konuları -herşeyi- gözüme soktuğunu hissederdim. Bu gerçekten onun için utanç verici olmalı. Aynı utancı bende bugun anılarımı okuyan hastane ziyaretçilerime karşı yaşamak istiyorum.

Yakınlık/Uzaklık Duymak ≡ Reenkarnasyon İlgisi Olabilir Mi?

| Tarih:
Salı, Mayıs 19, 2020
Birçok kaynaktan bilgi paylaşımında bulunmadım. Sadece kendi kendime konuşmayı başarabildim.

Genetik kodlarımız, anlık davranışlarımız üzerinde etki ederek şuan ki konumumuza göz kırpıyor olabilir mi?
*genetik kodu açmam gerekirse fiziksel değil tam anlamıyla root hali.

Lise yıllarımda reenkarnasyona farklı açılardan bakmaya çalıştım. İnsanlar reenkarne muhabbetini duyduğu zaman "büyük biri" olduğu hakkında hayallere dalarak konuşmaya başlar. Mutlaka üst yönetim geçmişi vardır. En kötüsü Roma soylusudur. Biz bu açıdan çıkalım. Reenkarne gerçekten varsa ve bahsedeceklerim bu kadar basit olsaydı muhtemelen birçoğumuz üst kişi değildik.

Örneğin önünüze üç farklı meyve koyuldu. Sevdiğiniz olanı almanız tesadüf olmayacaktır. Peki ya neden o meyveyi seviyorsunuz? Örneğe aynı meyveler üzerinden farklı kişileri eklersek, seçilen meyvenin kişiye göre değişeceğini biliyoruz. Kodlarımız geçmiş-anlık zaman aralığına yardımcı oluyor olabilir mi.

Farklı konulara bakalım. Bir kişinin Fransayı çok sevdiğini ve özel hisleri olduğunu varsayalım.
*sevgi konusunu açmakta fayda var. Merak etmekten, gezme isteğinden çok daha öte bir sevgi olmalı. Sevgiden bağlılık yoluna gidercesine. Marşını öğrenmek isteyecek kadar. Belkide Fransaya gitmiş, oraya ait olmasa bile o kültürü içinde hissetmeye devam ediyordur. -kültür karmaşası değil-

Düşüncelerim anti tez tarafınada bakmama yardımcı oluyor. Birçok kişi Fransaya karşı bu tarz duygular hissedebilir. Kenya yada akla gelebilecek finansal açıdan düşük, sosyo-kültürel anlamda kapalı olan ülkelere karşı sevgi taşıyan kişi sayısı neden az? Elbette Kenya'ya karşı "sevgi" hisleri taşıyan birileri olacaktır, fakat güçlü olan ülkelere göre daha az olacaktır. Burada mantığımı devreye sokarak düşünüyorum. Düşük seviyede olan bir ülkeye karşı sevgi hisseden kişi sayısının fazla olmayacağı sonucuna varıyorum. Muhtemelen kodlarımız Kenya tecrübesini hatırlasa da, iyi anıları olmadığı için "sevgi" hislerini çokta aktif etmiyor olabilir.

Bahsettiğim duygular bu noktaya kadar sevgi ile ilgiliydi. Alanımızın konseptini değiştirelim. Çok yakın arkadaş olduklarımız ve dost olarak gördüklerimiz. Etrafımızda binlerce insan varken sınırlı sayıda seçtiğimiz kişileri neden seçiyoruz? Belki bu konuda biraz sevgi ile ilgili. Ancak meyve veya ülke örneklerinden farklı bir sevgi. Çok iyi bir örnek olacak; bazen tanıştığımız kişilere karşı ön yargımız olmadan çok samimi ve içten buluruz. Veya yüzlerce ünlü varken bazılarını takip etmeyi seçeriz. Kısacası yapılan minimal seçimlerin önceki yaşantımızla alakası olabilir. Konuşmamın hiçbir yerinde reenkarnasyonun olup olmadığını tartışmadım ancak böyle durum varsa yaptığımız seçimlerde kodlarımızın geçmiş tecrübelerini bizlerle paylaştığını düşünüyorum. Varsayım örneklerinin sonu yok, geri çekilme ve sessiz kalma tecrübelerini de yaşıyoruz. Örneğin bir kişi resime ilgi duyuyor fakat kendisini harekete geçirmiyor. Sergilere gidiyor, sosyal medyada çizerleri takip ediyor fakat iş "kişinin" yapmasına geldiğinde hep bir tıkanıklık yaşıyor. Burada geçmiş kodlarımızın yaşadığı kötü bir tecrübe bizi engelliyor olabilir mi? -tembellik muhabbetine girmeyelim tembellik örneğim değil-

Düşüncelerimi doğru bir şekilde nasıl aktarabilirim bilmiyorum ama yakınlık veya uzaklık duyduklarımıza karşı itici bir gücün olduğunu düşünüyorum. Elbette herşeyi öncesinde yaşamadık. Kodlarımız hala yeni tecrübeler kazanmaya devam ediyor.

Japonyada Koronavirüs Sebebiyle Evsizler Baskı Altında

| Tarih:
Pazar, Mayıs 10, 2020

Japon hükümeti koronavirüs sebebiyle gönüllü olarak dükkanların kapatılması için ricada bulundu. İnsan yoğunluğunun fazla olduğu internet kafeler dükkanlarını kapattı.

İnternet kafeler kapandıktan sonra birçok evsiz, tekrar sokaklarda kalmaya başladı. Moyai Dernek Başkanı Ren Ohnishi; 2020 Yaz Olimpiyatları ertelendiği için sporcuları konaklayacak Olimpiyat alanlarının evsizlere açılması için çağrıda bulunarak çevrimiçi bir şekilde 53.000'den fazla imza topladı.

Olimpiyat alanları yaklaşık 11.000 sporcuyu konaklayabilecek kapasiteye sahip.

Japonyadaki internet kafeler kuruldukları dönemde sadece internet hizmeti verirken isteğe bağlı olarak konaklama, özel kabin, duş sistemi gibi hizmetler de vererek popüler bir hale gelmiştir.

Hükümetin bildirisine göre internet kafeleri uyumak, duş almak için kullanan en az 4.000 kişi bulunuyor.

Şehir yetkilisi Kazuo Hatananaka, "Kapanan internet kafelerden dolayı sokaklara dönmek zorunda kalan evsizler için yaklaşık 500 oda hazırladık. İlerleyen dönemde oluşacak yığılma içinde hazırlıklıyız." dedi.

Tokyo Valisi Yuriko Koike'de; Konaklama alanlarının ortaklık içeren gayrimenkul girişimi olduğunu söyleyerek birçok bölümünün satışa sunulduğunu, hastanelerde yoğun bakıma ihtiyaç duymayan hastaların barınması içinde uzun süredir bu alanların kullanıldığından bahsetti.