Image Slider

Hasta: 5

| Tarih:
Cumartesi, Haziran 13, 2020

Juri kargaşası; olduğum noktadan çıkıp evime dönmemi sağladı. Ancak geri dönüşüm, problemlerin peşimden gelmesini engelleyemedi.

Evin içinde turlarken salonun sol köşesinde kalan banyodan mutfağa doğru aynanın yansımasını görüyordum. Her geçişimde farklı tiplemelere olan geçişlerimi gösteriyordu. Mutfak, koridor, salon ruh hallerime tanık oluyordu. Mutfaktan salona doğru giderken sinirli, dönerken denizaltı kaptanının bilmesi gereken herşeyi biliyordum. Eksik olan tek şey koordinatlardı. Aynanın başka ne görevi olabilir ki?

Biraz oturmaya ihtiyacım var. Hala juri kargaşasına gülüyorum, komedi filmlerinde görebileceğiniz bütün unsurları taşıyordu.
Bounty satan yer kaldı mı? 
Hastanedeki yemekleri özleyecek miyim.
Yemeklerin olmayan tatları, boşboş düşünmeyi hızlandırıcı bir özelliğe sahip.
Hiçbirinin "tat"ları yoktu....
Uyuya kaldığım sırada aniden televizyondan bir ses geldi. "tat ketçap" reklamının oynadığını gördüğümde bilinç altımın sıkıntılar yaşadığını fark ettim. -en azından bilinç altımın durumunu anlamaya başladım.-

Evin eşyalarını aldığımdan beri ilk kez bu koltuklarda uyuya kalıyordum. Hiç eskimemişlerdi. Tekrar normal yaşamı 'tadan' insanların olduğu dünyaya geri dönmüş, nereden başlayacağımı bilmiyordum. Eski odamda tüm caddeyi gören, eleştiri camım yerine, sizlere göstermek istediğim yeni camım. Buradaki cam hiçbir şey göstermiyor. Üç yıl önce taşınmak zorunda kaldığım, kısaca zorla götürüldüğüm evimde böyle bir camın olduğunu hiç hatırlamıyorum. Cama yaklaştıkça adımlarım yavaşlıyor ve soğuyordu. Uzaktan buhulanmış gibiydi. Küçük adımlarla yaklaşırken üst kattan yürüme sesleri duydum. Bilinç altım mı? Gerçek mi? Yeni odamda eski odamdaki sanrıları mı yaşıyorum? Ayak sesleri boğuk bir şekilde yankılanırken olduğum yerde kaldım. Vücudum isteğimin dışında hareket ediyordu. Adımları tekrar duydum fakat bu seferki çok daha gürültülüydü. Banyodaki ayna ve cam arasında kesişen noktada birşeyler oluyor, burada başkası olsaydı o bile hissedebilirdi. Anlatılamayanı nasıl anlatabilirim ki? Eğer yapabilseydim!

Üst kattan gelen sesin verdiği ürpertiden kurtulabildiğim de camın buhulanmış olduğunu fark ettim. Hiçbir şey görünmüyor diyebilirim heralde. Arka tarafında minik su parçacıkları sağa, sola yavaş yavaş kayıyordu. Bu noktada farklı bir gezegenin saati ve mantığı işliyor. Kesişme noktasına getirdiğim kollarım elastikleşen bir yapıda kopacakmış gibi bir görüntü alıyordu. Korkutucu. Tüm gücümle dokunduğum an gözlerimin önüne binlerce saat görüntüsü geldi. Hepsi farklı saatlerde durmuş. Aynı zaman içerisinde farklı zamanlara, dakikalara parçalanıyor gibiyim. Aslına bakarsanız kocaman bir buzdolabının buzluk bölümünde temizlenmeyi bekleyen, dışarı doğru fırlamış buzlara dokunmuşcasına bir his. Büyük bir duruluk, sessizlik.. "Camın arkasında yaşadığını sandığım insanlar aslında yaşamıyor." Bunları konuşmak için çok erken. Böyle konuşmaya devam edersem muhtemelen kendi evimden kendimi kovabilirim. Yaşayamıyorlarmış! Gülüşmeler artık kulaklarımdan gidebilir mi? Yaşayamıyorlarmış!! Rahatsız edici. Bugün yeterince herşeyi biliyor rolü yaptım. Zihnim bile dalga geçiyor. Zihnim 'bile'. Ayna ile camın arasındaki bağı kavrayabilirsem; denizaltı kaptanlığıma, bilinmeyen konumumdan devam edebilir miyim.

Eski doktoruma yaşadıklarımı söyleseydim; yavaşça gıcırdayan koltuğuna oturup arkasına yaslanırdı. Bir iki dakika konuşmalarımı dinler ve tamamen bitmesini bekledikten sonra her zamanki gibi kendi kendine mırıldanmaya başlardı. Konuşmasına ara vermeden koltuğunun çokça aşağısında kalan bilgisayar kasasına doğru hafifçe eğilerek bilgisayarını açar sonra; denizaltı hakkında. Aramasını yapıp tüm konuyu üstlenirdi. Neler yapabileceğini az çok anladığınızı biliyorum.

Size iki adet arama önerisinde bulunsam birinde anlamsız, diğerinde de korku taşırdınız. Buyrun: ch-1 ve ch-2. Sözde çok zeki olan doktorunuza da bahsedin ki nasıl bir işin içine girdiğini anlayamasın. Muhtemelen aynı aramayı だいいちごうがたくせんてい yada 第1号駆潜艇 olarak yaptırsaydım çok daha farklı sonuçlarla karşılaşırdınız. Aratmak istediğim konu ch-1'e geri dönerdi. Bugüne kadar Harucomic Muragummy'nin kitaplarını okuduğumda, bildiği konuları -herşeyi- gözüme soktuğunu hissederdim. Bu gerçekten onun için utanç verici olmalı. Aynı utancı bende bugun anılarımı okuyan hastane ziyaretçilerime karşı yaşamak istiyorum.

Hasta: 4

| Tarih:
Pazar, Temmuz 14, 2019

Gömleğimi iliklediğim sırada hiçbir zaman tam anlamıyla kapanmayıp, özel hayatımızın olduğunu hissettirmeyecek yarı aralık kapımdan içeriye doğru aynı ritimle söylenen "is my rii nını is my rii" melodisine benzeyen seslerin geldiğini fark ettim. Neden bana gömlek verildi? Ve neden gömleğimin düğmelerini ilikliyorum. İki sorunun da cevabını bilmeden üzerim yarım iliklenmiş ve salaş gömlekli tarzımla sese doğru gitmem gerek. Her korku filminde olduğu gibi gidilmemesi gereken yere doğru gitmem lazım.

'Bu parkelerin üzerinden tek bir düzlükte hızlıca gittiğimde arabayla gidiyormuşum gibi oluyor'. İlk vardığım oda bizim katın herkese açık olan lavabosu! Sesi hala duyuyorum fakat orada değilim. Boğuk ambiyans ile gelen bir ses var ve hala aynı tonda. Ama sanki sözleri biraz daha iyi duyuyor gibiyim. Her açtığım kapı beni biraz daha sese doğru yaklaştırıyor ve işin ürpertici boyutu, sesi çok daha gürültülü duymaya başlıyorum. 4. kat görevlisi aniden beni kolumdan çekip 'ses falan yok, üzerindeki ile bu şekilde gezemessin' dediğinde ona sesten bahsettiğimi hatırlamadığımı fark ederek, neden gidiyorum? bu gömlek ile gezilemez? kafamın içerisinde düşünmeye başlıyorum. Hiç durmadan ilerlerken neyin ne olduğunu anlayamaz oldum.

Çok yoruldum.
Anlamsızca bir sese doğru gidiyorum ve bu eski püskü delirmemişler hastanesinde asansör adına hiçbir şey yok.
Ne ara 4. kata geldim onun bile farkında değilim. Dinlenmem gerek.

Melodi olmayan bazı başka seslerde duymaya başladım, ne oluyor diyorum ne oluyor!!

Cama doğru yönelip aşağıya baktığımda bir kafesin içerisinde Puma görüyorum. Sanırım bu delirmemişler hastanesi beni sonunda delirtti diye düşünürken rengi olmayan bir aracın içinden sevgili Okan B. iniyor. Burada herkes delirmiş olmalı. Artık bu sese doğru gitmek zorundayım. Her adımımda daha fazla yaklaşıyorum. Son adımımı attığımda bir kalabalığa doğru geçiyorum ve duyduğum melodi artık daha net. "Serkan is my girl, serkan is maa gooorl, serkan is my girl". Anlamadığım ise sevgili Okan B. nasıl burada olur ve bu tipler neden bu havalı gömlekleri ile 'Serkan is my girl' şarkısını söyleyerek karşımızda duruyorlar.

Şüphesiz bugün hastanemizin sezonluk kıyafetlerinin değişim günü. Bizlerde yeni kıyafetleri deneyen birer futbolcu gibiyiz. Muhtemelen kafesin içerisinde getirilen Pumada bizim maskotik imgesel sponsorluğumuz. Kayıtsız şartsız sözleşmesini sonsuza kadar imzaladığım hastanemin bir numaralı hasta olmayanı ve kıyafet tanıtımını yapan bir modelim. Ama ne modeliyim hala onu anlamadım. Kapımın arasından püfür püfür esen kış esintisi ile ne yaptığını bilmez insanları rahatça eleştirebilecekken her sezon değişime uğramayıp tabiri doğru oluyor ise eğer; Makinede yıkanıp önümüze tekrar tekrar sunulan, yeni bunlar diye yutturulan bu kıyafetler.. Aman tanrım!

Bir dakika. Ben jüriymişim?

Hasta: 3

| Tarih:
Cumartesi, Nisan 06, 2019

Düz yolda bile insanların geriye gittiğini düşünürken; Düz yol sonuçta ileride gidersin geride diyebiliyorum. Çok fazlada düşünmemek lazım aslında. Nasılsa düşünülmeden genç neslin bütün duygusunu sömüren basın ve kitap gibi iki büyük mecra var. Düz değil mi sonuçta? Yeni duygular yaşamak isteyen bir yere, eskiyi isteyende geriyi seçecektir. Ama yazdığım bu minik kağıtta geriye gittiğimde tekrar sayfanın başına geliyorum.

Bir saniye...
Gerçekten bir saniye dediğimde insanların kafasında zamansal bir süreç mi geçer yada bir saniye kavramı neden duruma göre değişkenlik gösteren bir zaman dilimidir. Bir saniye üstümü değiştirmem gerek dediğimde onun saniye değil dakika olduğunu hissettirebiliyorum, tabi daha sonrasında bana suratlarını devirerek bakıyorlar çünkü burada kıyafetlerimizi değiştirmeyi biz seçmiyoruz yani buradaki bir saniye "aslında" yok. Peki ya olsaydı dakika'ya varan bir süreç mi olurdu işte onu hala kararlaştıramadık. Bunu doktoruma söylediğimde bence senin buradan çıkman gerek bizimse tedavi olmamız dedi. Hala temizlenmeyen bu yerlerde beni tekrar tekrar deli ediyor.

Boşver kafanı bunlarla doldurma ne gerek var sanki.
Ben üzerimi değiştirip geleyim.
Eskiden kalma alışkanlıklarım işte. Gerçekten uzun süredir seni dinleyemedim ama o karşı odada ki sevmediğim tipler kapımızı dinlemeyi bırakırlarsa seni dinlemek istiyorum. En sevdiğin içeceği yürümeyi sevdiğin yerleri değişmeden önce bahsettiğin tüm sokakları.

Günaydın;
Sonunda anlayabildin.

Sayın doktorum ve bana gelen tüm ziyaretçilerim bu konuşmayı yapıyorum -bana söylenenleri yerine getirmeliyim, bir numaralı kural asla unutma! sadece deliler hasta olduklarını kabul etmezler- Yanlız oldum çünkü bu benim hatamdı. Sosyalleşmeyi seçtim sayın doktorum. Beni düzelten sizlere teşekkürlerimi iletmek istiyorum. -bu noktada ilaçların işe yaradığı bilinecek ve benim gibi olan bütün hastalarda asla buradan kurtulamayacaklar- Fakat bu çiçeği neden yediğim hakkında en ufak bilgim yok.

Bir dakika ben mektup mu yazıyorum yoksa doktorumla mı konuşuyorum,
*Bir saniye?

Hasta: 2

| Tarih:
Perşembe, Kasım 01, 2018

Bir süre sonra herkes yalan söylüyor (gibi.) Görüyorsun, görüyorsun... Ve tekrar görüyorsun. Farklı düşündüğünü sanıp eleştirerek sende yalan söylüyorsun. Birçoğu da çıkarların için. Onlarla biraz daha durabilmek için yalan söylüyorsun. Elbet işine yararlar değil mi. Neden ben doğru olmaya çalışıyorum ki. Nefesimi tutup tüm yalanları içime çekerek yaşayabilecekken. Gerçekten nefesimi tutarsam buradakiler beni engeller mi. Muhtemelen evet. Yalancı oldukları gibi başka özellikleri de taşıyorlar.

Düzelecek mi?
Sanmıyorum. Ama söylemek isterim ki üç kere 'hiç sanmıyorum' yazıp sildiğimi biliyorum. Herkes gibi ben bilirim diyerek yalan söylemeye başla sende. Hemde ilk yalanı kendine söyleyerek. 

Gerçekten sakince konuşalım; Nasıl hiçbir cümlenin bir öncekiyle bağlantısı yoksa da hepsi temelinde 'yalanı' eleştiriyor (gibi.) Bu yazıyı yazarken bende yalan söylüyor olabilirim. Belkide dikkatini çekebilmek için iki kere (gibi.) kelimesini parantez içine aldım. 

Artık söylediklerini dikkate alarak penceremi açıp tekrar sokağı izlemeliyim. Daha önce söylemişmiydim bilmiyorum ama karşı odada ki insanları hiç sevmiyorum. Bütün gün horlayıp konuşacaklarımı unutmamı sağlıyorlar. Buda bana kocaman kaldırımda üç arkadaşın yan yana yürüyerek arkalarından gelen bütün insan yığınının geçmesini engelleyip, öfkesini toplamalarını hatırlatıyor.

Hasta:olduğum süre boyunca bütün rahatsızlıklarımın ben dahilinde değilde karşı taraflı olduğunu hissettim. İyi bir antrenör olabilmek için koçluğunu yaptığınız spor dalında başarılı bir sporcu olmanız gerektiğini söylüyorlar. Ozaman iyi doktor olabilmem içinde tam bir deli olmak zorundayım. Yani bugün hastayı değilde doktoru oynayabilirim.

Hep birşeyler açmak zorundaymışım gibi açtığım pencereye geri dönüp bu sefer onu kapatmak istedim, çünkü gereksiz dolabımın kapaklarını da açmak istiyorum. Gördüğüm tek şey; İnsanların yüzlerindeki anlamsız ifadeyle 'aman siz okuyun bizim gibi olmayın' demeleri. İki çift muhabbet etmek zorunda kalıyorsun onda da karşındaki yalancı soytarının konuşmalarında ki abestliği dinlemek zorundasın (gibi). Okuyun bizim gibi olmayın nâraları. Hep bir memnuniyetsizlik, küstahlık ama kazandığı parayı sorsak ekmek parasına çalışıyordur. Kapağı kafasına sertçe kapayıp girişteki lobiye doğru yuvarlanasım geliyor. Tabi bu esnada tüm hastaların kafalarını kapı kirişlerinden meraklı ifadelerle uzatmalarına maruz kalmamalıyım. Sonuçta bugün tam bir deli doktoruz. En iyisi suratlarındaki yalancı ifadeleri görmekten kaçınayım. Neden kaçınıyorsam.

Hasta:1

| Tarih:
Çarşamba, Şubat 07, 2018

Otururken izlendiğimi biliyorum. Halbuki sadece saksılarla dolu beyaz bir odada yanlız başıma camdan dışarıyı izlemek istiyordum. Yapmak istediklerimi yapmak için değil de bir inatmış gibi bakıyorlardı. Arkamdaki kapının önünde üç kişinin beni izlediğini, hangi şekilde durduklarına kadar biliyorum. Kendi yarattıkları dünyada, sadece kendi doğrularının olduğunu sanıyorlar ya işte. Bu odanın çok daha beyaz olması gerekmez miydi. Yerdeki fayansların arasındaki gri çimento izleri beni çok fazla sinir ediyor. Herşey bu kadar beyaz ve parlak olabilecekken neden inatla zıtlığını vurgulamak zorundaydı ki? Üç çok bilmiş kapının kenarından sadece kafaları görünecek şekilde izliyor ne komik.

Saksılarda sadece kaktüslerin olmasını istiyorum. Yeşil içinden beyazlığın çıkabileceği tek bitki kaktüsü düşünebildim. Hiç değilse iğneleri beyaz. Sessizce durmanın verdiği rahatlıkla camdan gördüğüm herşeye hakim olmak istiyorum. Rüzgarın perdeyi yavaşça sallaması, güneşin tüm parlaklığıyla ışıldaması, sokakta insanların bağırarak konuşması ve kaldırımlarda yanyana durarak işgal edip, arkasından gelenlere inatla yol vermeyen insanlara kadar herşeye hakim olmak istiyorum. Ayrıca artık siz, lütfen beni dinlemeyi bırakır mısınız. Arkamı döndüğümde iyi şeyler olmayacak. Üç kendini bilmez yüzünden, neden tehtidler savurmak zorundayım ki. Aklımdan geçenleri bırakıp odaklanmak istiyorum. Bu oturduğum yer ne kadar rahat. Çok fazla düşünen insanlar mı deli oluyor hep, olduğum yere ait hissedebilsem belkide hiç mutsuz olmayacağım. Yerdeki beyazlar içerisindeki fayansların arasındaki gri renk gibi olmaktır belkide yaptığım hata. Ama ben genede burada beyaz koltuğumda oturup sabırsızca kornaya basan taksi şöförünü izlemek istiyorum.

Biri bana artık bu dolabın içinde neden tek birşey olmadığını söylesin, hey! Sabahtan beri beni izliyorsunuz. Sessizliği oynamak istediğinizi biliyorum, durmayıp bana yardım etseydiniz herşey daha farklı olabilirdi. Buradan çıkıp kendi deliğime gittiğimde farklı birşey yaptığınızı sanacağınız o dakikalarınız olacak mı. Buna inanıyorsanız hemen oraya geri dönebilirim.

Bundan sonraki her yazı, bu seriden olan diğer yazının başlamasına sebep olacak.

Siyah Elmas Kahkül Ve Bugün Tedirgin Bir Gün -Deneme Yazım-

| Tarih:
Çarşamba, Mayıs 01, 2013

Sabah kalktım, kendimi çok soğuk ve yorgun hissediyordum, nasıl olduysa bu kadar saat uyuduktan sonra bile. Yavaşca yataktan uzanıp elimle perdeye yöneldim sabah olmuştu, telefonuma bakındım ama bulamadım. Tekrar yatıp derin nefes alarak tavana baktıktan sonra yatakta oturur pozisyon aldım, anlamadığım bir şekilde kendimi hiç iyi hissetmiyordum. Tam bu sırada telefonumun çaldığını duydum sessizce durarak zil sesinin nereden geldiğini dinlemeye çalışırken yorganımın altında kaldığını fark ettim ve hemen açtım arayan Atsuko'ydu..

-Kou.. Bugün okula gelecekmisin?
-Evet, yani sanırım evet. Kendimi hiç iyi hissetmiyorum.
-Beraber gidelim mi? Seni bankların orada bekleyeceğim 15 dakika içinde gel, lütfen...

Dedi ve hemen kapattı onunla konuşurken nefes alışını, tedirginliğini hissediyordum, o böyle birisi değildi telefon elimde olayın düşüncesine dalmışken hemen üstümü giyinip oraya gitmem gerektiğini hatırladım. Odama koşup büyük bir hızla okul formamı giyip dışarı çıktım, ama hep böyle zamanlarda aksilik gene beni buldu, çantamı evde unuttuğumu fark ettim ve tekrar girip aldım, ayrıca eve ayakkabılarımla girdim muhtemelen annem uyansa beni öldürecekti biliyorum neyse ki fark etmeden tekrar çıktım.Yolda giderken aklıma Atsuko'nun konuşması geldi, uzun yıllardır tanıyordum ve her zaman samimiydik bu şekilde konuşan birisi değildi, mutlu ve eğlenceliydi. Hatta geçen sene babasını kaybettiğinde bile hala bize moral vermeye çalışıyordu. Bunları düşünürken yolda dalmışım ve bankların önünden geçerken Atsuko arkadan bana -Kou nereye? diye bağırdı, kendime geldim ve biran duraksayıp döndüm Atsuko bana doğru koşarak gelip sarıldı. O kadar içten ve samimi sarılmıştı ki sanki ikimizin o an tek bir beden olduğunu hissettim onun tüm hislerini, sıcaklığını, düşüncelerini herşeyini fark ediyordum. Hatta o kadar güzel bir duyguyduki bu, onun kırılganlığını ne kadar hassas olduğunu onunla ilgili herşeyi hissediyordum. Ayrıca bana sarıldığında burnuma çok güzel şeker veya tam fark edemediğim tarzda bir çilek kokusu yayıldı, tam bu anda bende yorgunluğumun azaldığını hissettim. Bu koku beni adeta mutlu ediyordu Atsuko uzun zaman sonra ilk defa okul eteğini giymişti ve parfüm sıktığına görede bir şekilde kendisini mutlu etmeye çalışıyordu. -telefonda sesi kötü geldiği için böyle düşündüm- Uzun süredir çeşitli sebeplerden dolayı fazla görüşemediğimiz için, biraz birbirimizin suratına konuşmadan baktıkdan sonra eski günlerde olduğu gibi kafasını yavaşca sevip kahküllerini düzeltmeme izin verdikten sonra bana gülümsedi ve okula doğru yürümeye başladık. Atsuko sürekli birşey anlatmak istiyor gibi bir hali vardı, sanki çekiniyordu bunu iyice fark ettikten sonra ben konuşmasını sağlamayı denedim ve hemen söyledim;