Image Slider

Japon Usulü Tasarruf (Setsuyaku - 節約)

| Tarih:
Pazar, Haziran 16, 2019

Setsuyaku, Japoncada bir ekonomileşme (ekonomiyi iyi hale getirme) kelimesidir. Ekonomiyi düzeltmek için birçok yol bulunmakta. Ana fikir olarak; Enerji tasarrufu ve para tasarrufudur. O halde bizde Japonyadaki farklılıklarına ve şekillerine bakalım.

*Kyoto Protokol bildirileri, yaptırımları ve sera gazındaki düzenlemelerin 1997 yılında kabul edilmesinden sonra Japonya dünyayı daha yeşil bir geleceğe taşımak için öncü olarak çalışmalarına başladı.

Yapılan çalışmalara rağmen enerji tüketiminde ciddi bir düşüş gözlemlenmedi ancak 2011 yılında yaşanan Tohoku depremi sonrasında Japonya büyük bir değişim için birlik oldu. Tohoku depremi Japonya'nın doğu bölgesindeki enerji alanlarının tahrip olmasına neden olmuş ve devlete ait enerji şebekelerinde sıkıntı yaratmıştır. Bu süreç tüm şehirlerin enerji akışında yoğunluk yaşanmasına neden olmuştur. Problemden kurtulmak hemde doğaya karşı pozitif eylemler katabilmek için Japon halkı setsuden adında bir kampanya başlattı. 2011 Temmuz ayından itibaren daha az enerji kullanan bir yaşam tarzı benimsenerek setsuden ulusal bir harekete dönüştü.

Hükümet ise tasarruf konusunda çılgınca adımlarına ve başarılarına devam ediyordu. Artık ofis binaları içerisinde çalışan klimaların 28C'de sabitlenmesi için CoolBiz adında teşvik edici projeleri başlatarak bazı yasal yürürlülükler çıkarttılar.

*CoolBiz Japon çevre bakanlığı tarafından elektrik tüketimini azaltmaya yönelik yardımcı olmayı çabalayan bir yasal yardım kampanyasıdır. (2005 yılında yürürlüğe girmiştir.)


Aslında Japonlara göre enerji tasarrufu ve para tasarrufu eş anlamlı. Onlar için ikiside birlikte gerçekleşiyor. Tokyo dışarıdan çok pahallı bir şehir imajına sahip olsa da, yerel halk ellerindeki bütçeyle en az harcama yaparak yaşamanın bütün sırlarını biliyor.

Parayı düzgün harcamanın en önemli yollarından bir başkası ise süpermarketlerde başlıyor. Japonyada ki marketlerin içinde günlük olarak gelen hazır yemekler bulabilirsiniz. Pirinç kekleri, sandviçler gibi. Bu tarz yemek ürünleri akşam vakitlerinde %50 indirime girerek satılmaktadır. İndirimler tamamen günlük olarak tüketilmesi gereken yemek oldukları için bozulmaması adına yapılan indirimlerdir. Hem ertesi güne bayat bir ürün kalmıyor, hemde daha ucuza beslenebiliyorlar. Ya da hazır ürünler yerine daha az para harcamak istediklerinde yabancı restorantlar yerine yerel ev yemekleri yapan yerleri tercih ediyorlar. Ortalama 800 ¥ (Yen) ile ciddi bir menü alınabiliyor. Her ne kadar Türkiye için bu rakam şuan 45TL'ye tekabül etse de onlar için çok ucuz rakamlar. (Pet şişe su fiyatları 150-350 ¥ arasında olduğunu düşünürsek.)

Giyim içinde tasarruf yapabileceğiniz birçok alan var. Modaya uygun kıyafetleri çok ucuz bir maliyetle satın alabiliyorlar. Tokyo'da neredeyse sınırsız kıyafet satan dükkanlar var ve bunların içerisinde ikinci el satan yüzlerce dükkan bulunmakta.

Japon halkı kullandığı herşeye değer vererek dikkat ettiği için ikinci el ürünlerde hiçbir deformasyon yada sıkıntı bulunmuyor. 2. el dükkanlar özenle yıkanmış, temizlenmiş ve korumaya alınmış kıyafetlerle dolu. Kıyafet satın aldıklarında birgün satabileceklerini ve onlardan sonra başkasınında giyebileceğini bilerek hareket ediyorlar. Ek olarak internet üzerinden de birçok satış platformunda aktif bir şekilde Japon halkı duruyor. Genel olarak sağlam bir moda ve kıyafet bilincine sahipler.

Setsuyaku farklı yorumlara açık ve çok yönlü bir kelimedir. O yüzden herkesin tasarrufu farklı şekilde gelişebilmekte. Unutmamakta fayda var; Setsuyaku modern şehir yaşantısının ayrılmaz bir parçasıdır.

*Kyoto Protokolü: Kyoto Protokolü, sera etkisi yaratan gazların salımlarını (emisyon) kısmak üzere sanayileşmiş ülkelere çeşitli hedefler belirleyen uluslararası bir anlaşma. Sera etkisi yaratan gazlar, kısmi de olsa, küresel ısınmanın, yani küresel ısının yeryüzündeki hayatı tehdit edecek derecede artmasının nedenleri arasında gösteriliyor.

Anlayamıyorum.

| Tarih:
Perşembe, Haziran 06, 2019

Yaşadıklarımı anlayamıyorum. Eğleniyorlar, birşeyler yapıyorlar. Bense geriye gidiyorum gibi. Yada acaba benim gibiler de mi geriye gidiyor? Kimsenin mutluluğunu, hayatını kıskanmadığıma eminim. İç geçirip keşke bende böyle olsaydım şunları yaşasaydım gibi etkinlikleri içimden geçirmiyorum. Fazladan okumak mı, büyüdükçe okumaya devam etmek mi zarar verdi anlayamıyorum. Reklamlar, hayatlar insanlar hep neşeli herkes memnun gibi görünüyor. Açıkcası ekonomiye, yaşıma, boş boş okumalarıma, hala askerlik yapmamış olmama, seçimlere, bakabileceğim herşeye baksamda olmuyor anlayamıyorum. Anlayanın da olduğunu sanmıyorum! reklamların, televizyonun hayatı kandırdığını bilmezmiş gibi konuşmuyor mu. Teknoloji iyiydi güzeldi de hayatın içine edip başka bir tarafından çıktı. Fotoğraf çekmenin bile verdiği mutluluk vardı. Çocukken zar zor çekerdik. Kartuşları fotoğrafçıya götüreceğiz de, çıktısını verecekler de, parıl parıl albümlere koyacağızda. Ha! Sen sanki çok mu gördün. Senin gençliğin de herkesin elinde Nokia 6600 vardı diyeceksin, evet oda doğru ama hiç değilse fastfood gibi hayatın içinde büyümedim zaten anlayamıyorsakta o yüzden heralde? (Heralde!!) Nedir yani hızlı yaşam, hızlı yaşam yemek ye, iç, yat, kalk sonra okula mı gidiyorsun işe mi gidiyorsun akşam bir iki saat anca vakit bulur oturursun arkadaşlarınla. Pat ailen arar tadını kaçırır. Var ya bu dünya'ya tek geleceksin aslında ama olmuyor işte onu çözmek mesele. (İyide ailem bana karışmıyor ki ben neden yazdım bunu) Birşey olur peşinden bütün aksilikler gelir seni bulur. Plan yaparsın o plan tarihine denk gelir herşey. Hayatın döngüsü bile fakiri daha fakir, zengini daha zengin yapıyor. Anarşistler bu noktada hata yapıyorlar olabilirler. Esmeyen rüzgarın bile hesabını sorabilirlerdi. Biraz daha kendi içimdeki sorgulamaları arttırır ve derinleşen muhabbete girersem muhtemelen hasta konseptimi başka boyutu taşıyıp deli konseptine bürüneceğim. ANLAYAMIYORUM diyip gitmek istiyorum.

Yenilebilecek En İyi Ve Acı Dört Noodle!! (Ramen)

| Tarih:
Perşembe, Mayıs 30, 2019
Soğuk günlerin "Acaba içimizi ısıtır mı" sorusunun cevabı; Yorgun günlerin kaçış yemeği; Hasta olduğumuzda "Belki iyileştirir" diyerek alınan noodler hakkında konuşalım.

Ne yazik ki ülkemizde satılan çoğu noodle yada ramenler dandik. Adeta birer sanayi atığı gibi tatları mevcut. (paket olanlar.) Fakat Asya kıtasında inanılmaz lezzetli bir şekilde paket olarakta satılıyorlar.

Noodle (Ramen) Nedir?

Çin kökenlidir. Sulu çorbamsı şekilde sunulur. Japonyadaki eriştenin genel adıdır. Çoğunlukla et suyu ile yapılmakta olup yanında dilimlenmiş et, kurutulmuş gıdalar, deniz yosunu, yeşil soğan, mısır gibi ürünlerle sunulur. Birçok türü bulunmaktadır. Ramen çeşitleri kalın, ince, uzun veya daha kısa hatta kurdele şeklinde yada dümdüz olabilmektedir.

Endonezya > Çin > Malezya > Güney Kore'de satılan en acı dört ramen hakkında bilgi sahibide olacağız.
(niye Japonya yok kardeşim orasıda Asya kıtası değil mi yooav.)


JML - Acı Baharatlı Sığır Etli Noodle (Çin)



Ürün diyorki: Biber acısını yolluyorum arkasından özenle çekilmiş karabiberi bastırıyorum. Zencefil sarımsakla beraber sığır etli noodle'ını güzelce yiyorsun. Biber aroması kesinlikle yiyen kişinin dudaklarında iğne acısı bırakacak kadar güçlü.

MyKuali Penang - Beyaz Körili Noodle (Malezya)



MyKuali'nin bu ürünü için ünlü Lucky Peach yemek kitabı "Piyasada bundan iyisi yok" demiştir. Aslında beyaz körili noodle için normal bir yemek yerine ağır baharatlı kalın noodle yemeği diyebiliriz. Sıcak su koyulduğunda acı salçasıyla beraber yoğun et suyu karışmaktadır.

Pokémon Dedektif Pikachu / 2019 (Azıcık Spoiler İçerebilir.)

| Tarih:
Pazartesi, Mayıs 13, 2019



Pokemon ile büyüyen 1990~1997 neslini çekmeyi başaran film. 2004 yılından sonra Türkiyede vizyona girmiş bir Pokemon filmi (veya animasyon) hatırlamıyorum. Büyük hasretimize Warner Bros son vererek hepimizi Pokemon için sinema salonlarına davet etti.

Dedektiflik hikayesi ile ilk kez karşımıza çıkan Pokemon evreni artık tamamıyla insanlarla iç içe yaşamaktadır. Ryme şehrinin ünlü, özel dedektifi Harry Goodman gizemli bir şekilde ortadan kaybolur ve oğlu Tim olayı çözmek için babasının rolünü üstlenir. Dedektif arkadaşlarının oğlu Tim'e ulaşıp bilgi vermesiyle Tim babasının yaşadığı eve gelir. Bu esnada babasının ortağı yani Dedektif Pikachu ile karşılaşarak yeni maceralara atılır.

Çok büyük bir Pokemon sever olup bütün serileri bilmeyenlerdenim. Hala takip ederim ürünlerini satın alırım ama ilk 3 nesil dışındakilere alışamıyorum, sevemiyorum. Kendi tanıdıklarımdan yola çıkarak (ooo bizde dedektif olduk.) söylüyorum ki aslında 90 neslinden kimse yeni nesil Pokemonları sevmiyor. Yapımcılar da bunu fark etmiş olmalı ki çoğunlukla 1. nesil Pokemonlardan oluşan evren yaratılmış. Bulbasaur, Lickitung, Jigglypuff, Eevee, Psyduck, Mr.Mime, Mewtwo ilk akla gelenler. İzlerken ilk nesil Pokemonları görünce çok mutlu oldum. 8-10 yaşlarıma dönüp tasoları üst üste vurduğumuz dönemlere gidip geldim. (hastalıktan geberirken bile nintendo color alacağım anne, Pokemon oynamak istiyorum beni götürrr dönemimde olabilir.) Kısaca: Dedektif Pikachu gişe rekorları kırarsa muhtemelen bizim gibi olanlar sayesinde olacaktır!!

Hikaye olarak fazla sarmadı. Vasat diyemem ama; İnanmıyorum bunu nasıl düşünmüşler diyemedim. Mr.Mime sahnesi hariç. Çok iyi tasarlanmış insanı kitleyen bir sahneydi. Filmi izlemeyecekseniz bile internetten bakın.

İnsanlar ikiye ayrılmış şekilde bazıları aynı animedeki gibi Liglerde kullanıp savaştırıyor, bazılarıysa Pokemonların savaşmasına karşı olup insanlarla iyi bir şekilde yaşaması gerektiğini düşünüyor. İyi düşünülmüş. (sanki evcil hayvanlarımız Pokemonlarmışta, kötü insanlar hayvan dövüşleri yapıyor diğerleri de hayvan haklarını savunuyor hissiyatı gibi. Böyle düşününce gereksiz oldu sanki. Şimdi de basit geldi.) Acaba diyorum Pokemon anime filmlerine diss mi atıyor. Oradaki savaşlar çok toz pembeyken Dedektif Pikachu'da darkside gibi. (kendi kendine diss???)

2000'li yıllarda Pokemonun bizleri ağlatacak kadar iyi animasyon filmleri çıkıyordu. Ama bu filmde başka açıdan bakılmaya, 90'lı nesile selam verilmeye, Pokemon hala ölmedi ayakta duruyor unutmaya başladınız hadi yeni çıkarttığımız Dedektif Pikachu kartlarından satın alın dercesine göz kırpıyor.


Sahne tasarımları ve Pokemonların animasyonlarına 10/10 veriyorum. Pokemonların hiçbiri sırıtmamış keşke Bulbasaur daha çok görünseydi. Sadece Gengar'ın yüz tipini çok benzetemedim daha iyi yapılabilirdi.

Kötü kötü kötü: Karakterler istedikleri her yere şart ne olursa olsun girebiliyorlar. Terk edilmiş yer olsun, kapatılmış gizli bölge olsun. NE OLURSA OLSUN!! Bu kadar da olmaz yani biri de çıkıp dur kardeşim nereye falan desin. Hadi girsin gene ama azıcık zorlansınlar. Telleri keserler, çatıdan bacadan atlarlar ama gireceklerse girerler, bu kadar da olmaz. Yanlız telleri kesip girdikleri sahnede binaya yukarıdan girerlerken çok iyi kamera açısı verilmişti. O açıyı casus filmlerinde bile göremessiniz. Dikkatli izleyin kamera oyuncuyla birlikte bizim açımızdan dönüyor. Değişik tasarlanmış iddialı kamera hareketlerini seviyorum.

Bir taş attım pencereye tık dedi: Torterra ve Pikachu sahnesinin basitliği. Ormanda koştuklarını sanarlarken birden kendilerini Torterra'nın sırtında buluyorlar. Burada sorun yok ama aşağıya düşüşleri ve kaçışları esnasında tek bir çizik bile almamaları ve ufacık bir taşın Pikachu'ya çarpmasıyla Pikachu'nun anında EX olması aşıırıı derecede basitti. (sen git Charizard ile savaş, Pokemon dünyasının en sevilen Pokemonu ol ama göğsüne mıcır taşı çarpsın ve nakavt ol.)

Hikaye sıradanlıktan çıkartılıp daha fazla Pokemon odaklı, daha çok Pokemon'un olduğu bir hale getirilebilirdi. Kötü adamların sahnesindeki Eevee'nin evrim geçirmesi yeterli gelmedi. Yada Psyduck'un o patlayan özel yeteneği. Tabi bunun ayarını tutturmakta zor. İstediklerimi yapsalar belki bu seferde animedeki gibi Lig savaşlarının olduğu Pokemon dövüşlerine dönebilirdi.

En azından şunu gördük artık öyle bir çağa geldik ki istenirse Pokemon tekrar nasıl geri dönebilirmiş. Nintendo + GameFreak ve Warner abime söylüyorum bir tanede iddialı kavgalı dövüşlü Pokemon filmi çıkartın bakın gişeler nasıl patlıyor.



Ek değil Ekstra: Son dönemlerde başrollerin siyahi olmasını fark ettiniz mi? En son çıkan Spiderman animasyon filminden beri sayıları hızla artıyor. Acaba Hollywood içerisinde siyahi effect mi başladı?


Bu olayıda yazıyı yazarken gördüm ve çok üzüldüm. Kalmış mıdır bilmiyorum. Bazı cinemaximum salonlarında 10'lu yeni Pokemon kartleri hediye olarak verilmiş. Tabi gittiğim salonda yoktu, İstanbulda çok az var daha çok doğu illerimizi seçmişler. Oralarda oturuyorsanız hala vaktiniz olabilir bakın derim. ( Detay İçin: TIK )


Senaryonun vasatlığı, Pokemonların iyi tasarlanışı, Gengarın Blastoise'i yenmesi (nihahah) ve tabiki çok fazla şey yapılabilecekken yapılmamasından ötürü sana puanım 10/6 !!
Mewtwo'yla ilgili gerçeklere inanamayacaksınız. Kendimi çok zor tutuyorum.
Psyduck? Psyduck?
???????????????????????

Bütün Bilgisayar Tamircilerinin Aynı Olması

| Tarih:
Salı, Mayıs 07, 2019

Nereye gidersen git iyi bir sonuç alamayacağın mecra.

Şu güne kadar 5-6 kez bilgisayar tamircisiyle uğraşmışımdır. Net olarak söyleyebilirim ki hepsi aynı! Garanti servisi, mahalle tamircisi, küçük dükkanı, yetkili servisi hiçbiri mi şaşmaz?

İnsan bu kadar sorun yaşayınca kendi işimi kendim yapmalıyım mantığıyla yola çıkıyor. Bu yolda bilgisayarımı çok güzel bir şekilde topladım. Geçen haftaya kadar da herşey sorunsuzdu. Fakat lanet bölgedeki voltaj iniş-çıkışları yüzünden evdeki teknolojik aletler bozulmaya başladı. Masaüstü bilgisayarımda bu durumdan nasibini almadan bırakmadı bizleri. ALMAZ OLUR MU???

Bozulması en zor parçalardan biri 'anakart' nasıl durup dururken yanabilirsin ki. Ne overclock yapmışım ne de fanım yetersiz. Emek verip yapmışız seni. Güzel güzel toparlamışız hangi akla hizmet bozuluyorsun!! Garanti süreleri bitince dandik tamirciye vermeyeyim diye adını söylemek istemediğim ama kendilerini tanıdığımdan beri nefret ettiğim, kod adı HAYALET olan markanın franchising tadındaki yetkili bayisinden; bu sefer sorun yaşamayabilirim diye gitmemle en berbat sorunları yaşadım.

PC son kez kontrol edilir bilgiler tekrar tazelenir ve sorun düşünülür. Açılmayınca sandım ki PSU bozuldu. Dükkana girince sorunlarımı anlatıp PSU değişirsek bence sorun kalmaz dedim ve kontrol ettiğinde oda bu sonuca vararak PSU sipariş etti. Belkide benim gazımla siparişi verdi fakat sen oranın çalışanı değil misin, kontrol de ediyorsun daha ne? Akşam alırım diye verdiğim bilgisayar PSU'nun gelmesiyle çalışmayınca işin uzayacağının haberini vermiş oldu. Birde hafta sonu araya girmek istedi. Al sana tatil..

Acele ettirince işlemci arıza yapmış denildi ve güya işlemci getirttiler. Ama bana işlemciyi söylerken anakart model isimleri söylüyor ve sanki ben bilgisayar mühendisiymişim gibi modeli söylediği an yorum yapmam beklendi. Hadiii diyelim kötü niyeti yoktu. Anakart mı bozuk, işlemci mi bir karar verin. Dışarıda beni şaşkınlığa düşürüp bilgisayarınıza uyumlu 675TL'ye bir model bulduk deniliyor. Bende sorgulamıyorum ki bana uygun birşey mi. Alıyorlar, tamam diyorum.

Anlık sinir patlama kısımı.

KARDEŞİM BEN ÖZÜRLÜMÜYDÜM DE BİLGİSAYARI TOPLARKEN USB 3.0 DESTEKLİ KASA ALIYORUM. SEN GİDİP MİLATTAN ÖNCE KALMIŞ 2.0 PORT DESTEKLİ ANAKART TAKIYORSUN....!

Biliyorum pahallı model alalım dediğinizde birçok kullanıcı almıyor ama sen sordun mu paran var mı yok mu, yada bak böyle düşük kalacak kabul ediyor musun diye. Nereden biliyorsun kabul etmeyeceğimi. Hadi ben sorunu çözemesem de az çok anlıyorum. Anlamayan kimlerin hakkına girdiniz siz?

Bomba bölüm: Birçok arama ve görüşmeden 9-10 gün sonra herşey çözüme kavuşuyor ama bomba bir şekilde. PSU + İşlemci durumu > Anakart değişimi ve bana ait olan PSU'nun onarımıyla sonuçlanıyor. Hani PSU bozuktu sipariş etmiştin, işlemci bozuktu anakart getirdin?? Bilgisayarın 3.0 Portu var. İyi bileşenleri var çoğu parça MSI. Hepsi özenle 'black edition' olarak alınmış ve arkadaşımız gelip bu bilgisayarı rezil etmiş. Hep birlikte alkışlıyoruz braavoo.

Bitti mi? HAYIR! Bir haftadır işlerim kalmış sinirle bilgisayarı almak zorunda kalıyorum. Tabi o ara İstanbulda değilim, babamı arayıp almasını rica ediyorum oda kırmayıp alıyor fakat adamlara "vereceğiniz başka parça var mı?" sorusunu sormasına rağmen karşılık olarak "hayır" cevabını alıyor. Sabah geldiğimde gördüğümse 300TL değerindeki NOCTUA markası arka petek fanımın olmaması. Yahu siz manyak mısınız? Sabah dükkana gidiyorum başlıyorum aynı sinirimi orada da çıkartmaya. Herşeyi anlatıyorum. Dandik takılan anakarttan, fanın nerede olduğuna kadar. Aldığım tek cevap "bilmiyorum ki", "valla bilmiyorum ki", "biz bakmıştık, biz bilmiyorum ki."

Utanmazlar, anlamıyoruz biz salakmışız gibi fanın da üzerine yatmışlar. Bende hata. En sonda olsa PSU değişecekken aniden onaralım sonucunu duyunca iyice delirip o gün akşamı olay yapmam lazımdı. Kendimi tutuyorum patladığımda çok fazla kalp kırıyorum diye. Gerçekten çok yazık her geçen gün PC işleriyle ilgili birşey yapmadığım için çok üzülüyorum. Kimlerin, nelerin haklarını yemişlerdir. (Ortam gerildikten 1-2 saat sonra fanımı bulup beni arıyorlar.)

Sinir etti deve kuşu gibi yürüyerek; BİLMİYORUMMMM Kİ VALLA BİLMİYORUMMM Kİ.

Yarım yamalak kalan bilgisayar ve PC'den soğumamla sonuçlandı. Dava açsan dert, kavga etmesen dert. Bıktırdı, bıktırdı.