Image Slider

Decided To Start The Day With My Own Suicide

| Tarih:
Çarşamba, Ekim 18, 2017



Gökyüzüne baktığımda artık aklıma gelen tek şeyin; Acaba yıldızların suçu neydi de yanlız olmadıkları halde yanlız kaldıklarını düşünmek olduğunu fark ettim.

Yaşamaya çalışıyorsun, herkes tarafından görülüyorsun fakat köşende hep yanlızsın. Söndükçe küçülüyor daha da kendine çekiliyorsun. Anlamıyorlar, ısrarla karanlık tarafını dönmeye başlıyorsun. Sanıyorlar ki hep öyle kötü tarafın kalmış parçalanmışsın. Aslında bir zamanlar parıldıyor gülümsüyordun. 

Peki acaba o tatlı yıldızın suçu neydi.
Elinde olmayan umutların peşinde koşmak mı. Mutsuz olacağını bilsede mutlu olacağına inanarak yaşamaya çalışmasımıydı. Belkide 'takım yıldızı' olmayı seçip herkes gibi olabilirdi. Ama o genede herkes olmaktan uzak yanlız ve mutsuz yok olacaktı.

—Every star was once darker than the night, before it awoke.

Japonya'da Anime Sever Penguen'in Ölümü İçin Yas Günü

| Tarih:
Pazar, Ekim 15, 2017


Saitama hayvanat bahçesindeki penguen -anime karakterinin karton figürüne aşık olduktan sonra Japonyada ünlü olmuştu- geçtiğimiz perşembe günü 21 yaşında vefat etti.

Tobu hayvanat bahçesi yetkililerine göre insan yaşıyla kıyaslanırsa 80 yaşlarında bir penguen.

2017 yılının başında, Humboldt eşi tarafından terk edildikten sonra psikolojisinin çok fazla bozulmaması için Tobu hayvanat bahçesi yetkilileri "Kemono Friends" animesinden Hululu karakterinin figürünü Humboldt'un yaşadığı bölüme koydu. Daha sonra yetkililer hüzünlü penguen'in yanlızlığını gidermek için saatlerce Hululu'ya baktığını gözlemledi.

Romantik penguen'in bu davranışı bir viral haline dönüştü ve farklı ülkelerden milyonlarca hayranın hayvanat bahçesini ziyaret etmesini sağladı.




Tobu hayvanat bahçesindeki penguen bakıcısı Eri Nemoto gazetecilere; "Humboldt'un Midori adında eşi vardı fakat terk edildi. Onu rahatlatmak için bu karton figürü koyduk" şeklinde açıklamalarda bulundu.

Humboldt 171013 ~

Hislerinizi Dinleyin

| Tarih:
Pazartesi, Eylül 25, 2017


Bir kaç ay önce acayip şekilde daralıp bazı kötü hisler içine giriyordum. Tabi hiçbirinin birşeyle bağlantısı olduğunu düşünmeyip tamamen kafamda kurduğum olaylardan olduğunu düşünürken hislerim iki, üç gün aralıklarla gördüğüm mesaj veren rüyalara dönüşmeye başladı. Rüyalarımın hepsinde farklı ortamlar durumlar olsada bir konuyla ilgili bütünlük sağlıyordu. Beni korkutan ve çıkmazın içine sürükleyende buydu, belki olayları farklı şekilde görüyordum ama yaşadığım sonuç hep aynıydı. Kafamda çok büyüttüğümü düşünürken aynı zamanda hislerimden de bahsetmeye başladım. Kısa sürede olmasada -belki hislerimin bana karşı olan ısrarı sayesinde- aylar sonra, gördüğüm hissettiğim durumun olduğunu öğrendim. Çok garip değil mi?

Hislerimin iyi olduğunu hatta bazı duyularımın açık olduğunu düşünüyordum fakat bu kadar beklemezdim. Artık mesaj verdikleri seviyeye ulaşmıştı. His olgusunun kişiye verilmiş bir ödül olduğunu düşünüyorum. Eğer ki açık, yalansız ve gerçekleri söyleyen biri olursanız hayat size karşılığını veriyor. Kötü birşey yaşamassınız demiyorum. Fakat bir acı yaşayacaksanız bu en olgun karşılayabileceğiniz şekilde olabiliyor. İyiliğinizin karşılığı olsa gerek. Yaşadıklarınızı söylemekten çekinmeyin, hislerinize güvenmeyip ruhunuzun derinliklerine atıp size karşı kırılmasını sağlamayın, açık sözlü olup cümlelerin ağzınızdan birer birer çıkmasını sağlayın.

Daha iyi bir olmaya çalıştıkça sanki hisleriminde geri dönüş yaptığını fark ediyorum.
İyi olmak değişir. Sizin doğrularınız sizin iyiliğinizdir. Doğrularınızdan vazgeçip kendinizi bastırırsanız birçok şeyde sizi bastırır. Buradaki iyilik yardım etmek veya öldürmek değil.

Özellikle bir yıldır konuşulanların ne olacağını hissediyor gibiyim hatta bazen cümleleri tamamlaya başladım. Veya birşeyleri tahmin ederken çoğunlukla doğru biliyorum. Bazen bunuda bilirsem yok artık diyip bu sefer kendi algımı kapayıp sallama metoduna geçip bilememezlikten geliyorum. Böyle olması şimdilik daha iyi çünkü üst seviyesinin görmek istemediklerimi göstereceğini biliyorum.


Asya Serüvenim #2 Tokyo'ya Gidiş, Heyecan Ve Gezilesi Yerler (2 Gün)

| Tarih:
Cuma, Eylül 01, 2017
Japonya'ya aktarmalı uçak bulamadığımız için ilk üç gün Koreye gitmek zorunda kaldık. Şimdi daha fazla zarara uğramadan Japonyayı gezme vakti. (Japonya gezisinden sonra tekrar Koreye döneceğiz.)

Benim için çok heyecanlı oldu. Kendimi bildim bileli Japonya'ya gelme hayaliyle yaşamıştım. Her sene "Gitmek kolayda dönmesi zor olur, gitmeyeyim" "Giderim ama bazı sebeplerden ötürü gitmemek en iyisi" "Gidince oranın yüküyle yaşayabilecek miyim" sözlerini kurmayı bir kenara bırakıp artık gitme kararını verebilmiştim. İndiğim an duygulandım. O günde şansımıza One Direction grubudan bir üye Japonya'ya geliyormuş. binlerce liseli, küçük yaşlarda çocuklar arkada aileleri ellerinde one direction posterleriyle bekliyorlardı. Tıklım tıklım olunca kaybolacağız diye biraz korktuk. Kore'ye göre daha az ingilizce kelimeli tabelalar vardı. Japonca azıcık biliyorumdaaaaa o Kanjiler yok mu.. Ufak çaplı korkumuzu atlatınca metroyla otelimize direkt gidişin olduğunu öğrendik. Havaalanı içerisinde hızlı trenlerin bilet satış yerleride mevcut.

Biletimizi aldıktan sonra saatine yetişmek için tren yerine hızlıca geldik. Geldiğimizde biletimizde yazan tren numarasıyla aynı tren durakta bekliyordu fakat iki treninde rotası farklıydı. Ablamla binsek mi, binmesek mi bakışlarımızdan sonra dayanamadı yanımızda bekleyen bir Japona sordu. Unuttuk tabi high class ülkeye geldiğimizi. Saatinde gelecek öyle bineceksiniz bu başka yere gidiyor dedi. :') Alışmışız...

Uzun süren yolculuk sonrasında -1.5 saat sürdü- indik. Japonya'da mahallelere kadar her yere metro çıkışları var. Bu yüzden binmek veya inmek mesele değil doğru yerden çıkışı yapabilmek mesele haline gelmişti. İnternetimiz yok, her yer kanji. Çat pat bilgimle haritalardan birşeyleri anlamaya çalıştım ve yukarı doğru çıktık. Fakat adamlar öyle bir yapmış ki metro + yeraltları tamamen yaşam alanlarına dönüşmüş. Minik avm'lerden tutun yiyecek restorantlarına kadar herşey yerin altında var. Sokaklarda bir o kadar sessiz sakin.

İlk otelimiz 'Chūō'da bulunuyordu. Burası Tokyo'nun merkezine 30 dakika uzaklıkta. Nüfusu yaklaşık 200bin. Kore'ye göre çok daha bakımlı temiz ve sessiz bir yerdi. Şehrin ortasında da büyük bir nehir bulunuyor iki tarafa ayırmış durumdaydı. İlerleyen günlerde diğer tarafında kaldık ama orası merkeze daha uzak kalıyor.


Otele yerleştikten sonra görseldeki makinalardan ulaşım sorununuzu halletmenizi tavsiye ederim. Bilet olarak almak pahallıya geliyor hemde bileti heryerden alamıyorsunuz. PASMO / Suica isimli iki tane kartları var. Anladığım kadarıyla pasmo biraz daha yaşlıların kullandığı ve her yerde geçmeyen kart. Suica ile gidemeyeceğiniz hiçbir yer yok. Kartı alırken yanlış hatırlamıyorsam 1.000 Yen depozito alıyor. Kartıda makina anında veriyor. Doldurma işlemide bu makinalardan. Tabi öğrenci veya Japon vatandaşı olsak eminim daha karlı daha ucuz ulaşım kartları mevcuttur. Şanslıyız ki makinada az da olsa ingilizce seçeneği var.

Koreden Japonya'ya gitmek kısa gibi görünsede +2 saat sürüyor ve uçak fiyatlarıda ucuz değil. Bu yüzden olacak ki kalktığı an yemek veriyorlar. Şansıma ablamın midesi bulanıyordu ve onun yemeğinide yemiştim asdgsadgsdgs. İşin garip tarafı gezide bir türlü doymuyordum, saatlerce yürüyoruz deli gibi acıkıyorum. İndiğimizde trenle gelirkende acıktığım gibi.. Oteli hallettikten sonra "HADİİ YEMEEEK" diye söylenmeye başlamıştım. Ablamda tam Türk kahvaltı manyağı ekmeksiz, çaysız, peynirsiz, domatessiz kahvaltı yapamaz. Bu ülkelerde kahvaltı seçeneğiniz kocaman "0" Her yer et restorantları, domuz restorantları veya geleneksel pirinç, ramen tarzı restorantlarla dolu. (Şaşırmaya gerek yok.) Yapacak birşey yok diyerek dışarıdan tatlı görünen yemek yerine kendimizi attık. Yumurtalı körili etli pirinç menusu alıp hayvan gibi yemeğe başlamıştım. İlk yediğim yemeğin fotoğrafı;

Otogar ve Havaalanları Arasındaki Kalite Farkı (Fiyatlar?) ÇÖZÜM.

| Tarih:
Pazar, Ağustos 20, 2017
Yıllar önce otogarların halini hatırlıyorum. Otogarın çevresi, otobüsler her saat tıklım tıklım olur fiyatlarda buna göre kalite / performans açısından uygun olurdu. Tabii o senelerde uçağa binmek lüks. "Uçağa o kadar para vereceğime, üç kere x şehrine gider gelirim" denirdi.

Aradan geçen 7-8 yıl sonra hayatında iki kitap okumuş insanlar bile zamanın daha önemli olduğu çağa geçmiştir. Fakat insanların düşünme seviyesinin artışıyla otogarların iş ahlakı doğrusuz orantısız düşüşte. Cahiliye döneminde bile şöförler firmaların vermiş olduğu tek tip kıyafetleri giyerken 2017 yılında çalışanların daha kabalaştığını, kıyafetleride -özellikle şöförlerin- kendi isteklerine göre seçtiklerini görüyoruz. Otogarda muavinlere soru sormaya bile çekinir hale geldik.

Doğrusuz orantısız düşüşün yanında, gelişen teknolojiyle uçak fiyatlarının 'doğru orantılı' olarak ucuzladığını GÖZLERİMİZLE görüyoruz.

Fakat otobüs fiyatlarında artış yaşanmaya başladı. Örneğin yaşadığım yakın zamanlı durumdan bahsedecek olursam, senenin başında izmite 17TL vererek giderken aradan 1 yıl geçmemiş olmasına rağmen 21TL vermeye başladım. Oluşan saçma uçak / otobüs fiyat dengesizliğine bakalım.

7 Gün İleri Tarihe Uçak Bileti / İstanbul - Ankara Fiyatı



7 Gün İleri Tarihe Otobüs Bileti / İstanbul - Ankara Fiyatı



Otobüs için 200 gün ileri tarihede alsanız ödeyeceğiniz fiyat değişmiyor. Uçak içinse ne kadar uzak tarihe alırsanız o kadar ucuza alıyorsunuz yani eğer 1 ay sonraya alacak kadar planlı biriyseniz 40TL ye bile gidebilme şansınız var.  -Otobüs saatlerine dikkat edin-

Otobüs sektörü bu kadar eski olmasına rağmen, her şehirde tonlarca otogar varken, fiyatlarınında bu kadar artmış olmasına rağmen neden bu sektör çağ dışı kalmış ve 'keko' ortam haline dönüşmüştür? 69TL uçakla gittiğiniz yerde bir sürü aramadan geçer güvenliğiniz korunur. Havaalanlarında çalışan her kişinin kıyafeti düzgün belirlidir. Saygı üst seviyededir. Uçağa binersiniz uçak çalışanları saygıyla davranır tek tek "Hoşgeldiniz" der. -zorla yapılıyor olsa bile, yapılıyor-

Otogar;
"ANGARA ANGARA ANGARA ANGARA ĞUĞAUĞAUAĞUAĞUĞA BİN ABİ NE BEKLİYORSUN BİN İŞTE OTUR. GALKIYOS ABİ"

"BAŞGA OTOBÜS GÖRÜYOR MUSUN BU İŞTE SORUP DURMA GALKCAS BİRAZDAN"

"X NOKTASINA BIRAKACAĞIMIZ SERVİZ VAR DENMİŞ OLABİLİR FAGAT BENİM PROBLEMİM DEĞİL, SERVİZ YOK ŞUVAN BİLEDİ SATANLARLA KONUŞUN."

Muavin otobüsün kapısında ayakta beklediği sırada yere tükürür, otogarın içindeki yamyam kekolardan bahsetmek bile istemiyorum.

DURUM / ÇÖZÜM

Fiyatların neden bu hale geldiğinide söyleyeyim size. İnsanlar gerizekalı değil biletlerini önceden alıp uçakla gidiyorlar. Koltuklar boş kalınca otomatik olarak fiyat artışı gerçekleşiyor. Genç nesil otobüs işini yapmak istemiyor buda yeni muavin ve otobüs şöförlerinin çıkmamasına sebep oluyor. Yapanlarada el mahkum olunca eskisi gibi düşük ücrete çalışmak istemiyorlar. Yüksek ücretle çalışıyorlar. Sonuç; ÇALIŞANLARIN KALİTESİNDE DÜŞÜŞ.

Ülkenin tonlarca sorunu olduğu için hiçbir milletvekilinin konuyu araştırdığını neler döndüğüyle ilgili soruşturma yapmadığını da biliyorum. Yapmayacaklarda... Onlara göre "saçma ve basit" olaydır. Nasıl benim MV adayım oluyor onuda bilmiyorum. Bu konudan şikayetçiyim, kim takacak beni? 


Çözümüde kolay. Büyük otobüs markaların, küçük markalarla birleşmesi sağlanacak otobüs boyutlarında küçültmeye gidilecek böylelikle sefer sayıları eskisi gibi artabilecek. Bilet fiyatlarında düşüş olacak, taşıtlarda mazotu daha az yakacak. Birbirini tetikleyen zincir halkası gibi.

-Firma sayısı asla 1-2'ye düşmeyecek şekilde (5-6 olabilir), büyük firmalara parasal destek sağlanarak anlaşmalı şekilde küçük firmalar zarara uğratılmadan birleşmeleri sağlanabilir. Kalitede artışa da sebep olacak.

-Demir yollarına yatırım arttılıp hızlı tren olgusu gelişmiş ülkelerdeki seviyeye getirilmeli. Kore ve Japonyadaki metro, tren hatları 5-6 saat yolculuk yapacak kadar uzun.

İstanbuldan - Ankaraya hızlı tren, yatırımlar yapılarak sağlanabilir. Böylelikle insanlar daha güvende yolculuk yaparlar. Sapık otobüs çalışanları, ucuz mazot alımından dolayı oluşan yangınlar, yetişicem diye yapılan kazalarında önüne geçilmiş olur. (Örneklerim İstanbul - Ankara olduğu için hep o şekilde bahsettim. Başka şehirlerimiz arasında da bunlar sağlanmalı. Bu konuda çok geri kaldık.)