Image Slider

Hasta: 3

| Tarih:
Cumartesi, Nisan 06, 2019

Düz yolda bile insanların geriye gittiğini düşünürken; Düz yol sonuçta ileride gidersin geride diyebiliyorum. Çok fazlada düşünmemek lazım aslında. Nasılsa düşünülmeden genç neslin bütün duygusunu sömüren basın ve kitap gibi iki büyük mecra var. Düz değil mi sonuçta? Yeni duygular yaşamak isteyen bir yere, eskiyi isteyende geriyi seçecektir. Ama yazdığım bu minik kağıtta geriye gittiğimde tekrar sayfanın başına geliyorum.

Bir saniye...
Gerçekten bir saniye dediğimde insanların kafasında zamansal bir süreç mi geçer yada bir saniye kavramı neden duruma göre değişkenlik gösteren bir zaman dilimidir. Bir saniye üstümü değiştirmem gerek dediğimde onun saniye değil dakika olduğunu hissettirebiliyorum, tabi daha sonrasında bana suratlarını devirerek bakıyorlar çünkü burada kıyafetlerimizi değiştirmeyi biz seçmiyoruz yani buradaki bir saniye "aslında" yok. Peki ya olsaydı dakika'ya varan bir süreç mi olurdu işte onu hala kararlaştıramadık. Bunu doktoruma söylediğimde bence senin buradan çıkman gerek bizimse tedavi olmamız dedi. Hala temizlenmeyen bu yerlerde beni tekrar tekrar deli ediyor.

Boşver kafanı bunlarla doldurma ne gerek var sanki.
Ben üzerimi değiştirip geleyim.
Eskiden kalma alışkanlıklarım işte. Gerçekten uzun süredir seni dinleyemedim ama o karşı odada ki sevmediğim tipler kapımızı dinlemeyi bırakırlarsa seni dinlemek istiyorum. En sevdiğin içeceği yürümeyi sevdiğin yerleri değişmeden önce bahsettiğin tüm sokakları.

Günaydın;
Sonunda anlayabildin.

Sayın doktorum ve bana gelen tüm ziyaretçilerim bu konuşmayı yapıyorum -bana söylenenleri yerine getirmeliyim, bir numaralı kural asla unutma! sadece deliler hasta olduklarını kabul etmezler- Yanlız oldum çünkü bu benim hatamdı. Sosyalleşmeyi seçtim sayın doktorum. Beni düzelten sizlere teşekkürlerimi iletmek istiyorum. -bu noktada ilaçların işe yaradığı bilinecek ve benim gibi olan bütün hastalarda asla buradan kurtulamayacaklar- Fakat bu çiçeği neden yediğim hakkında en ufak bilgim yok.

Bir dakika ben mektup mu yazıyorum yoksa doktorumla mı konuşuyorum,
*Bir saniye?

Random Post:2 Telefon Bağımlılığı / Neden Youtuber Olmak İstiyoruz?

| Tarih:
Perşembe, Mart 21, 2019

Bazılarının şöyle dediğini duyarsınız; "Gençlerin elinde telefon, tıktıktık basıyorlar beyinleri boş oldu artık. Sadece onlarda değil aileleri de böyle."

İnsanlar neden telefona yada internete gömülüyor? Aradığımız ulaşmak istediğimiz ve hatta olmak istediğimiz herşey çok yakın gibi görünen kocaman bir uzaklıkta işte orada duruyor. Açılan yeni sosyal platformlar, uygulamalar bizleri başka bir hevese doğru götürürken hem yönetiyor hemde hayatımızı şekillendirmemize yardımcı oluyor. -yada biz öyle sanıyoruz- Düşündürücü bir bilgi: Facebook döneminin başlangıcında akraba ilişkilerinin arttığını fark ettiniz mi. O dönemde 'akraba' kısımına aile bireylerimizi ekler ve hatta dostlarımızıda koyardık. Bekletilen akraba istekleri tepkiyle karşılanırdı. Akraba ilişkileri eski yüzyıllardaki gibi mi oluyor derken -kinaayeee- Instagram insanları 'elit' bir hale soktu. Yersen! Bu dönemde meşhur yemek paylaşım furyasının çıktığını da unutmamak lazım. Aynı süreç içerisinde insanların özel hayatlarını daha fazla paylaşmasıyla, konum bildirimlerini paylaştıklarınıda görüyoruz.

Neden internete gömüldüğümüzü sorgularken, yeni çıkan herşeyi ne kadar hızlı sömürüp tükettiğimizide görüyorum. Çılgın gibi 'vine' çeken akım ne oldu? -hani şu belirli saniye içerisinde kendimizi yada olayları yorumladığımız yer- Sömürülen araçlar bir sonrakine değişim ve yenilik sağlayarak yol açıyor. İşte bu noktada diyoruz ki eskiden bu imkanların hiçbiri yoktu. Sadece etrafımızdan duyduklarımızla, bildiklerimizle geçiniyorduk. Benden önceki nesil daha iyi bilir ama bende kıyısından köşesinden yetişmiş biri olarak söyleyeyim 10-15 sene önce bilgilere ulaşırken bile ansiklopedilere bakardık. Hey gidi gazetelerin hediyeler vermek için kapıştığı dönemler. En son bir gazete delirip araba hediyesi vermişti de ondan sonra altından kalkamadılar.

Bu noktada herkesin görebileceği milyonlarca farklı düşünce ve fikirler çıkmaya başladı. -1.5tl ile gün geçirmek konu başlığına sahip youtube videoları kadar dahice değil tabiki- Hislerimize yakın kişiler arıyoruz. Hissettiğimiz bu müthiş benzer duygulara sahip kişiler bizim ortağımız oluyor ve onların birer takipçisi belkide özentisi + bağımlısı oluyoruz. Ve bunların hepsi ellerimizin altındaki telefon yada siz ne demek isterseniz işte oradalar. Bana kalırsa bağımlı yaşamak bir hata. Önemli olan gördüklerimizle beraber bizimde birşeyler yapabiliyor olma çabamız. Hangimiz yapıyoruz dersek kendimide örnek vereyim, yapmıyoruz. Zaten o baktıklarımız, takip ettiklerimiz ve hatta olmak istediğimiz şey ne ise onlarda bu 'ne yapıyoruz' olgusunu başarabilenler.

~
Eskiden herkes ünlülere laf söyler içten içe ünlü olmak isterdi. Yattığı yerden para kazanıyor iki oyuna çıkıp milyonları götürüyor! Bir dönemde de çocuk kitlesi iddia bahisleri çıkmadan önce futbolun 'futbol' olduğu yıllarda futbolcu olmak için hayatlarını feda ederdi. (bahislerden sonrası)

Son dönemde de meşhur Youtuber kelimesi hepimizin zihnine yerleşti. Değişmeyen tek şey çoğumuzun onlara laf diyerek 'içten içe' Youtuber olmak istemesi. Çünkü o kadar iğrenç bir düzen yaratmışız ki bu düzenden ne kurtulabiliyoruz nede birşey yapabiliyoruz. Elimiz kolumuz bağlı. Fakat Youtuber olarak görülen kitle herkesin gözünde rahat yaşam süren, havadan para kazanan, tatil günü bol, istediği saatte uyanan bir kitle. Bu yüzden imreniyoruz. "Havadan para kazanmak" dışındaki tüm sözlere katılıyorum. Ne söylerseniz söyleyin kimse parayı havadan kazanamıyor. Zeka seviyesi düşük hareketlerde yapsa süreç, kurgulama, işin alt metni yani senaryosu ve bunu sunmak bir emektir. Tabi bir madencinin veya uzağa gitmeye gerek yok asgari ücretle çalışan kadar bir emek var mı? Yok. Daha uzun süre çalışıp saatlerce kurgu yapıp kafa patlatsa bile yok. Ama emek var. Yeterliliği sorgulanabilir. Konudan çokta uzaklaşmadan neden Youtuber olmak istiyoruz? sorusuna cevap aramaya devam edelim. Yaratılan tek düzeylilik insanları bıktırdı. Kimse sabah 8:00 Akşam 18-19:00'lara kadar çalışmak istemiyor. Artık yaşamak istiyoruz, gezmek istiyoruz, araştırmak, bilmek, dokunmak, adımızdan bahsedilmesini ve herşeye ulaşmak istiyoruz! Nasıl güzel yukarıda bahsettiğim "internet" ile bütünleşti fark ettiniz mi. Dünyanın teknolojik olarak gelişimi, insanların kültürlenmesi, tüketim bakışının değişmesi, ekonomik sorunlar, yaşam koşulları birbirine kenetlenmiş büyük bir olgu olmaya başladı ve herşeyi değiştirmek istiyoruz. Aradan sıyrılabilenler ya Youtuber oluyor yada bundan 10 sene sonra hiç düşünmediğimiz başka birşey adına istediğinizi dersiniz. -neden her Youtuber ya aptal saptal davranıp kitle toplamak zorunda yada özel hayatını paylaşıp kendisini etiket etmek durumunda kalıyor? bunlar olmadan tutulmaz mı, elbette tutulur ama bir potansiyel sayısı oluyor. yani asla aşamayacağı bir nokta var ondan sonrası için iki maddeden birisini yapmak zorunda kalmış, acaba diyorum sanal dünya, internet ortamı yada biraz daha daraltalım youtube ortamınada mı istemeden de olsa yavaş yavaş yazılı olmayan kurallar koyuyoruz. ne kadar çok düşünecek şey var-

Alita: Battle Angel Hakkında / 2019 (Azıcık Spoiler İçerebilir.)

| Tarih:
Pazartesi, Mart 04, 2019

Uzun zamandır kız arkadaşım ile birlikte Alita filminin çıkışını bekliyorduk. Veeee sonunda gidebildik! Aslında gitme sürecimiz bile bayağı meşakkatli oldu. Bir haftalık erteleme sonucunda gidelim kararını verdiğimiz gün kar yağsada "Hayır artık hiçbir şey engel olamaz" diyerek filme gittik.

Söylemeliyim ki Alita filmi manga serisinden geliyor. 1993 yılında mangasından esinlenilerek anime filmi yapılmış ve "Gunnm" adını vermişler. 2019 yılında da Robert Rodriguez ve James Cameron neden gerçek filmini çekmedik diyerek Alita: Battle Angel filmini çektiler. İsimler bu noktada çok önemli çünkü James Cameron yönetmenlikten daha çok; Senaryo, yapımcılık ve görüntü anlamında yardımcı olurken asıl yönetmenliği Robert Rodriguez üstlenmiş. James için; Avatar, Titanic, Terminator filmlerinin yapımcısı diyebilirim.

Alita için Avatar 2 film çıkış tarihinin ertelendiği söylenmekte.

Filme dönecek olursak belkide yapıtın en önemli 'artısı' tamamıyla mangaya sadık kalarak çekmeleri. Genelde re:make yaptıklarında saçmaladıklarını düşünüyorum. Bu şekilde yapmaları daha basit kalıyor yada dönemin vermiş olduğu yavanlığı devam ettiriyor diyebilirsiniz ama marvel filmlerinden çok daha iyi senaryosu olduğunu söyleyebilirim.

Konu olarak sıkıcı değildi. Oturup bir daha kaç kere izlerim.. Çok fazla izlerim diyemem. İzlediğime pişman oldum mu? Hayır. Hani bazı filmler vardır olması gerekir azıcıkta olsa birşeyler katar ve keşke şöyle bir film olsaydı yaaa dersiniz içten, işte tamda öyle bir film.

Atmosfer: En çok hoşuma giden atmosferiydi. Küçüklüğümden beri 'Cyberpunk' ortamını çok seviyorum. Bu nedir? Çağ çok ileride uzay çağına geçilmiş kadar ve bir yandan da renkli ama basık bir hava var, insanlar aşırı tedirgin. Genelde halk birkaç gruba ayrılmış. (fakirler, devrimciler, zenginler, yöneticiler.) Bu ileriye dönük teknolojiye adapte olmaya çalışıyorlar. Yada büyük bir kesim olmuş başka bir büyük kesimde olamamış halde. Bu türe Ninja Kaplumbağaları örnek verebiliriz. Hatta ilginç bir örnek olacak ama Stevan Spielberg'ün AI filminide örnek verebilirim.

Alita'da ise insanların yaralanmaları sonucunda robotlaşarak hayata tutunabilmelerini, hatta halkın arasında yaşayan robotik insanların bile olduğu yeni dünyayı bizlere gösteriyor. Bununla birlikte halk zengin ve fakir olarak ikiye ayrılmış. Zenginler aynı dünya içerisinde daha yukarıda fakirlerse aşağıda yaşıyor. Hükümet halk üzerinde askeri bir şekilde yoğun baskı kurmuş. Robot askerler görüldüğünde herkesi ezebilecek hatta cevap dinlemeden öldürebilecek kadar üst konumda.


Kapitalist sistem çok iyi bir şekilde işlenmiş. Birçok bilgiden ve duyarlılıktan uzak orta sınıf her zaman daha üste gidebilmek için birbirini ezebilecek kadar acımasız. Yeraltına kadar düşenlerin para için herşeyi yapabilecek olmaları ve bütün haberlerden uzak, rahat yaşam süren zenginlerin yukarıda başka bir dünyayı yaşıyor olmaları ancak bu kadar iyi verilebilirdi. Ha birde unutmamakta fayda var orta kesimle beraber yaşayan ama zengin olanlar. -günümüzde ki gibi- Orta ve alt sınıfa umut vaad ederler ve orada ekonomik olarak en iyisi olurlar. Fakir olmaktansa kendilerini tatmin edebilecekleri bir ortam her insanı mutlu eder, öyle değil mi?

Film net olarak tamamlanmadığı için mutlaka devamı gelecektir. Yönetmen bu tarz bir göz kırpması yapmış. Tabi Avatar filmlerinin ertelenmesini ve bu sene çıkmış olmasına bakarsak muhtemelen 2 sene içerisinde gelmez.

Dövüş sahneleri ve robotların detaylandırılması iyiydi. 3D çok iyi şekilde değerlendirilmiş. James Cameron'un yeteneğine bağlayabiliriz boşuna yıllarca bu türe emek harcamamış adam.

Klişeleri: İyi, kötü karakterlerin aynı ortamlarda bulunması ve o bölgelerde sanki hiçbir sorunları yokmuş gibi davranmaları özellikle Chiren ve Dr.Ido'nun bu durumu beni çok rahatsız etti.

Kötü yada "avcı savaşçı" olarak adlandırılan mesleki gruba üye kişilerin para ödülleri karşılığında adam öldürmesi biraz basit kaçmış. Evet belki bu senaryoda vardı ama bu kadar sadık kalmakta doğru olmayabilir. Yıllarca birçok filmde kullanıldı, hatta sırf kötü karakterlerin para ödülleri karşılığında turnuvalara çıktıkları, halkı eğlendirdikleri bir ton film var. Kötü karakterlerin gece ortaya çıktığı, karşılarında iyi olanlarla savaşıp güçlerini sergiledikleri senaryolar beni baydı. İlla ki iyi-kötü savaşları olacak ama biraz daha alt metini güçlendirilmeli.

Alita'nın bilmediği yeni dünyada Hugo ile tanıştığı sahnede Dr.Ido aşırı tutucu davranarak Hugo'ya gözdağı veriyor. Hatttaaaaaa beraber iş bile yapıyorlar. Fakat ne işse ilerleyen süreçte Hugo ve Alita'nın yakınlaşması herkes tarafından bilinsede Dr.Ido hiçbir şekilde karışmıyor. -Alita'nın davranışları yediği yemeğe kadar değişsede??? Kızı sebzeyle beslerken çikolata yiyen bir ergene dönüşmesini bile takmadı. Ozaman neden gözdağı verir gibi hareketler yapıyorsun be adam??-

Alitayı önceki yaşamında eğiten "Marslı" olarak adlandırılan ekibin Zalem'e saldırdığı geminin tarihi eser gibi durması ve hiçbir yetkilinin onu araştırmaması da biraz ilginçti. Arkadaşlar kendi aralarında; "Bu gemiyle saldırmışlardı çok iyi değil mi" diyerek Alita'nın gemiye hisleriyle gidip içeriden Cyborg kıyafetine ulaşabilmesi bayağı büyük hata bana göre. Aşağıda yaşayanları izleyen Nova nasıl oluyor da bunu görmüyor? Sorgularım.

Aşırı Spoiler vermemek için söylemediğim bir ton klişede mevcut.

Aşırı klişelere rağmen kötü karakterlerin iyi yapılmış olması, gelecekte olabilecek bir sporun bizlere verilerek merak uyandırması, dövüş sahnelerinin iyi olmasından ötürü benim puanım: 
10/7 olarak kayıtlara geçiyor. 
O yüzden koşun izleyin!



Tokyo'da Sevgililer Günü Karşıtı Yürüyüş Gerçekleştirildi (Romantik Kapitalizm)

| Tarih:
Çarşamba, Şubat 13, 2019


14 Şubat sevgililer günü perşembe gününe gelmiş olsada Japon hükümetinin kapitalist yaklaşımıyla verdiği mesajlar halkın sevgililer gününü cumartesi kutlaması gerektiği yönünde. Yapılan indirimler ve etkinliklerde cumartesi gününe denk getirilmiştir. Buda devrimci bir örgüt olan "Sevilmeyen erkekler" örgütünün romantik kapitalizme karşı bir yürüyüş yapmasına neden olmuştur.

Katılımcılar toplandıktan sonra polis eşliğinde Shibuya sokaklarında yürüyüşe geçtiler. Örgütün lideri olan Akimoto'nun megafondan "Sevgililer gününü bitirin", "Romantik kapitalizmi ezin!", "Üreticilerin komplolarını desteklemeyin, bizleri kontrol ediyorlar" şeklinde beraberce bağırdıkları gözlemlendi.

Akimoto'nun ismi size tanıdık gelmişse hafızanızı biraz zorladığınızda hatırlayacaksınızki, aynı devrimci hareketini Noel arifesinde de yapmıştı.

Pankartları tutan ve etraflarında olan birkaç kişinin çaktırmadan güldüğünü görebilirsiniz, ancak Akimoto'nun anlatmak istediği gerçeklerde çok yanlış sayılmaz. Çünkü yürüyüşün devamında "İnsanları sevgililer gününde kaç tane çikolata aldığına göre değerlendirmeyin", "Sevilmeyen, sevgilisi olmayan insanlarla dalga geçmeyin" diyerek bağırmıştır.

Grup ilerleyen dakikalarda insanları yönlendirdiğini düşündükleri çikolata markaları olan "Godiva" ve "Black Thunder" markalarınıda eleştirip uzun bir süre sessiz durma prostestosu yapmıştır.

Sevilmeyen erkekler örgütünü ciddiye almak zor çünkü etraflarındaki insanlar yaptıkları işin komikliğinin farkındalar, etraflarına bakıp ne kadar saçma bir iş yapıyoruz deselerde Akimoto'nun ifade etmek istedikleride ortada. Bunun yanısıra toplanan grup arkadaşlıklarından gayet mutlu bir şekilde Shibuya sokaklarında protestolarını gerçekleştirdi.

Video Linki: [TIK]

Evlilik Manifestom -1

| Tarih:
Çarşamba, Şubat 06, 2019

Evlilikten beklentiniz, hayatınıza kattığınız kişiyle en iyi yerlere gelebilmek mi, yoksa arkanızı toplatacak keyfiniz istediğinde konuşacak birini bulmak mı. Şüphesiz ki manifestomu hazırlarken yaşadığım tüm olaylar ve etkilerden uzaklaşmadan yazıyorum.

Dikkat: Okuduklarınız sizi etkileyebilir. Yazılan tüm içerikler KavunPann tarafından yazılmış olup tamamıyla onun fikirlerini kapsamaktadır.

Sevgili bulma sürecinden evliliğin en üst noktasına kadar insanların dikkat etmesi gereken kurallar vardır. Örneğin bir kişi cinsel ilişki yaşamamış sevgili istiyorsa aynı davranışı kendisi de sergilemelidir. Yada hergün sağda solda gezip tozan bir eş istemiyorsa oda bu kurallar içerisinde yaşayıp adil olmalıdır. Fakat insanların anlaşmadan, tanışmadan, tecrübe yaşamadan gerçek sevdiğini bulamayacağı da bir gerçek. Bu yüzden sevgili edinmeden gerçek sevgiliyi bulmakta imkansız olacaktır.

Sevgili olduğumuz süreçte; O kişi gerçekten gelecekteki eşimiz mi olacak, yoksa bir tecrübe sürecimi? Bilemediğimiz için davranışlarımıza dikkat etmeliyiz şeklinde düşünenlerdenim. Yani sevgilim var ve onunla her istediğimi yaparım, koptuğu yerden de kopar demek yerine dikkatli bir ilişki yaşamalıyım ve sonucunda kimse zarar görmemeli demeliyim. [1] Tecrübe insanların hayatlarını tamamıyla değiştirebilecek çok yararlı bir yapı. Yaşadıklarımı yaşamasaydım, ders almasaydım şuanda da aynı hataları yaparak başka olaylara sebep olabilirdim.Yaşayarak dayanmayı, güçlü olmayı da öğrendim.

Her zaman sevgilimle yada eşimle* olmak isteyen bir o kadar da bensizken çekemeyecek yapıdayım. Birçok insanında bu hazda olup gerek sosyo-kültürel yapısından, başlangıçtaki hatalarından, gerekse kaybetme korkusundan ötürü duygularını bastırdıklarını düşünüyorum. Sizce insanların sevgili yada evlilik süreçlerinde karşı cinsden başka bir bireye ihtiyacı var mıdır? -ailesi dışında- Yoktur. Ne iş konusunda ne de yaşam konusunda. -bundan sonra söyleyeceklerimi sevgili olarak değil, eşim olarak diyeceğim ne de olsa evlilik manifestomu yazıyorum- eşimin başka bir erkekle muhabbet etmesini, harekette bulunmasını istemem. Düşününce bile rahatsız olurum. Orada olmayacağım ve eşim başka bir erkekle öğlen iş arasında karşılıklı bakışarak muhabbet edecek, espiriler yapacak ve samimi dakikalar geçirip akşam eve gelecek. Bakıldığında çok yobaz bir düşünce ama uygulamada dikkat edildiğinde "gerçek". Açıklamak istiyorum: Çalışamassın demedikçe, günlük yaşamına 'erkek konusu dışında' kıskançlık yapılmadığı sürece, mutlu etmek için herşey deneniyorsa, ve erkek başka kadınlarla muhabbet etmiyor aynı ölçüde kendisini sınırlıyorsa bunun neresi yobazlıktır? Yani diyebilirizki; Erkek ve kız tarafı da karşı cinsden başka kimseyle hareket halinde değil ve iki tarafta bunu aynı şekilde baskı olmadan uyguluyor. Bu konuda gerçekten onlara yobaz mı deriz yoksa olması gereken gibi davranıyorlar mı.

Eşimin başka erkeklerle muhabbet edip bütün gününü geçirdiği, akşamda bana bütün sinirini döktüğü yada dökmüyorsa da 3-4 saat muhabbet edip, yatıp ertesi güne uyandığı robotikleşmiş yaşamı çekmek için mi evleniyoruz. Ben ne bunun için evlenmek isterim ne de sizin bunun için evlenmenizi tavsiye ederim. Gerçek evlilik -ki burada manifestonun en derin kısımına geçtiniz- eşlerin birbirlerine hem aile, hem dost, hem sevgili, hem eş, hem arkadaş aklınıza gelebilecek her türlü ilişki içerisinde oldukları kurum olmalıdır. İnsanlar bu saçma yaşam döngüsü yüzünden birbirlerini tanımadan evlenmek için evlenerek sonrasında "ıııııııııııı birbirimizi tanımadık yaa" konuşmasına giriyorlar. Başka bir sebebi yok.

Birey ve eşi karşılıklı olarak birbirlerini en üst yere taşıyarak mutlu bir hayatı seçmelidir. Hiçbir şekilde gocunmadan eşimin masajını da yapabilirim, yemeğinide yapabilirim, her konuda elimden gelen herşeyi yapmalıyım. Bu da evliliğin zirve yaptığı noktadır. Unutmamakta fayda var herşey karşılıklıdır fakat işi yobaz evliliğe sürmeyin. Ben eşimi eve kapatırım başka biriyle konuşturmam. Kendim sokağa çıkar istediğimi yaparım magandacılığı değil. O yüzden yapılabilecek en iyi şey beraber aynı işlere girerek hayatın tamamını beraberce geçirmektir. Biliyorumki her insan bunları kaldıramaz, yada kabullenemez. Bu noktada manifestomun doğru olduğu tamamıyla ortaya çıkıyor çünkü dünyayı o hale getirdik ki sanki evlenmek zorunluymuş gibi yaşıyoruz. Nasıl ki herkes futbolcu olamıyorsa, şarkıcı olamıyorsa veya x işini yapamıyorsa, herkes de evlenebilecek yapıya sahip olmak zorunda değil.

Kim bilir insanın boşluğa düştüğü her an ikinci bir manifestonun doğmasına sebep olabilir.

[1] Zarar fiziksel veya tek taraflı olmak zorunda değil. Gelecekte eşiniz olmayacak kişiyle yaptığınız üst düzey ilişki hareketleri hem sizin gerçekten olacak eşinize karşı bir hatanız, hemde onun gelecekteki kişiye karşı yaptığı bir hata olabilir.