Image Slider

Stranger Things: Hakkında (1-2. Sezon - Sadettin Teksoy İçerir.)

| Tarih:
Çarşamba, Ağustos 14, 2019

Popüler dizileri izlemeyen duygularım Netflix'in promosyonlarına yenik düştü. 'Sadettin Teksoy'un kullanıldığı promosyon videoları sayesinde Stranger Things izlemeye başladım. Popüler yayın izlemem derken 90'neslinin yakından tanıdığı Sadettin sayesinde ne hale geldik! Videoları gördüğüm an yarın başlıyorum dedim yahu. Sadettin'i yokluğunda özlememiştim fakat sarı yağmurluğu ve yaptığı el hareketlerini görünce beynime kazınan bütün duygular ortaya çıktı.

Fazla konuşup kafa şişirmekte istemiyorum yorumlarda bulunarak hem tavsiye edeceğim hemde yorum yapmış olurum. 

Stranger Things'i anlamak için önceden araştırma yapmalı ve içeriğini bilmelisiniz ya da ne dönüyor? Söylentilere göre "Montauk, MKUltra" gibi projelerin neler yaptığını ve neler yapabileceğini bizlere göstermeye çalışıyor. Bu projeleri yaratanlarda; İnsanların beyinlerini tam olarak kullanabildiğinde ne yapabileceklerini görüyorlar. Tabii bu kullanım şekli öğretme yolu ile değil baskı, şiddet, uyuşturucu ve bunun gibi illegal yöntemlerle iyi olmayan koşullarda gerçekleştiriliyor. Acaba daha düzgün yol ile gerçekleşebilseydi 'özel insan' olmayı başarabildiğimizde yapacaklarımızın sınırı olur muydu. Kendi gücümüzün ne kadar farkındayız. (Zihin kontrol edebilir, telekinezi yapabilir, etkileşim yoluyla başkasının ne yaptığını öğrenebiliriz.)

Projeler Amerikada'ki 51. bölgeden, uzay araştırmalarına kadar birçok zinciri barındırıyor. Ne konuşursam konuşayım birçok bağlantı yoluna gittiğimde telekinezi, güç gibi kavramlar beni 'paralel evren' yapısının gerçekliğine yakınlaştırıyor. Her ne kadar bu an içerisinde var olsakta aynı şekilde başka bir çizgide farklı bir benliğimiz ile "bağ" içerisinde olabiliriz. Yaaanii belkide 'Upside down' gibi.. (Hiç alakası yok ama yaşadığımız yerlerde bile binlerce yıl öncesinde başkaları yaşıyordu. O anları görmek yıllarına göre seçmek, bakmak çok isterdim diyeceğim ama alakasız bir yere doğru giderek iyice akıl karıştırdım.)

1. SEZON: Dizi kültürüne sahip olmadığım için net bir kıyaslama yapamıyorum ancak bildiğim çekimlere göre bir dizi için yeterli hatta üst seviyede çekim açılarına sahip. Oyunculuklarda çocuk dizisi tadında değil kaliteli. Kaldı ki bu kadar çocuğun oynadığı bir diziye göre gerçekten iyi diyebiliriz. Oyunculuğun 'sırıtabileceği' durum riske alınmış ve başarılı olarak sonuçlanmış. Muhtemelen "11" karakteri gelecekte birçok dizi ve filmde yer alacaktır. Rahatsız olduğum tek konu dönüp dolaşıp popüler olmasına laf demem ile sonuçlanacak. Yürüdüğünüz her yoldaki billboardlarda Stranger Things fotoğrafı görmek rahatsız edici. Aşırı kalitesiz izleyici kitlesinin oluşmasınada neden olabilir.

Spoiler vermemeye çalışacağım fakat yazının bu kısımından sonra spoiler içerik olabilir, olursa da merak uyandıran olur. Oturup diziyi yazmak istemiyorum.

Çok fazla karanlık çekim var, çıkıp canavarlı filmi yaz kumsalında çekelim diyemeyeceklerine göre eleştirmemde saçma olabilir. Var yani haberiniz olsun!!! Klasik amerikan yapılarını göreceksiniz.. Gençlerin kendilerine ait bir çadırları, klübeleri olur ve orada toplantılar yaparlar, oyunlar oynarlar. Üst level olarak ülkemizde TRT bile Tozkoparan dizisinde bunu yapmayı başardı. Benimde hayalimdi valla çocukken öyle ortamımız olsun da kimse bize karışmasın aman aman. Bir ara mahalle yaşamını görmüş birey olarak bende arkadaşlarımla tahtalardan kapalı ortam yapıp içerisinden gene kendimizin yaptığı borular yoluyla sivrilttiğimiz kağıtları diğer mahallenin çocuklarına birer avcıymışız gibi üflüyorduk. Bunun telsiz ile iletişimi olan, çadırlarda yaşayan, rpg oyunlar oynayan versiyonunu göreceksiniz. Klasiğimizin devamında; aileleri aşırı rahatlıktan çocuklarının odalarına bile bakmıyor olması devamında odalarında temizlik bile yapmayan bu neslin eve biri mi girmiş, yoksa biri mi kalıyor kimsenin umrunda olmadığı bir ortam.. Bunların yanına "Upside down" öğeleri yerleştirilince klasik falan demeden birden dizinin içinde buluyorsunuz kendinizi. Ama şerif abimiz (Hooper) keşke bütün eyaleti biliyor diye her olayın arkasından çıkmasaydı. Sherlock Holmes'a döndü adam.


Oyuncular dizi için en iyi seçilebilecek oyuncular. Resmen "cuk" oturmuşlar. Diziye hiç yakışmamış diyebileceğiniz karakter yok. Bu kadar giriş konuşması yaptım. Ufak ufak bahsettim ama hala "iyi de dizinin konusu tam olarak ne" diyorsanız; Amerikan yaşantısında mutlu mesut yaşayan bir kaç aile ve çocukları vardır. Hiç sıkıntı çıkmayan eyaletimizde herkes günlük yaşamını rahatça yaşarken nüfusun az olmasından faydalanan bir kuruluş bölgede ana girişte bahsettiğim projelerini gerçekleştirirken bütün olayı ellerine yüzlerine bulaştırarak bir canavarın dünyaya salınmasına neden olmuştur. Şirket sadece bunu yapmakla kalmaz, Amerikaya düşman ülkeler için bir adım öne geçmek amacıyla deneyler, testlerde yapmaktadır. Burada kötü deneylere maruz kalan ve özel güçleri olan bazı çocuklar vardır. "11" isimli kızımız yaşadıklarına daha fazla dayanamaz ve buradan kaçar. Herşeyin koptuğu anda buradan başlar. 11 ile tanışan kimsenin hayatı artık eskisi kadar iyi olmayacak. Birinci sezonun konusu tam olarak bu'dur diyebilirim. Unutmayın canavarımız muhtemelen bir yüze ve göze sahip değil ancak kan kokusunu çok iyi alıyor.

2. SEZON: İlk sezona göre gerilim ve stres olgusu biraz daha azalmış. Muhtemelen izleyici tarafından gelen baskı sonucunda üçüncü sezonun olacağı netleştirilince, ikinci sezon biraz daha karakterler hakkında bilgiler veren sezon haline gelmiş. Birinci sezon giriş, ikinci sezon gelişme olmuş diyebilirim. Üç yeni karakter ile tanışacağız Max > Billy ve Bob. (Bahsetmediğim başka karakterlerde var. Çocukların aileleri, ablaları kardeşleri vb.) Gelen iki karakter 'klasik' okula yeni gelen havalı çocuklar. Bölümler ilerledikçe onlara da ısınacaksınızdır diye düşünüyorum. İlk başlarda çok itici duruyorlar.

Erkek karakterlerimiz Max'a aşık olurken, okulun kızları da Billy'e aşık oluyor. Doğal olarak okuldaki en eski havalı çocuğumuz Steve kendi gücünü göstermek zorunda. Aslında Billy'de kendisini kanıtlamak için Steve ile bir münakaşa yaşıyor. Billy'nin gücü daha ağır basınca, ilk sezonda hiç sevilmeyen Steve aniden seyirci tarafından korunacak, bağrımıza bastığımız bir konuma getiriliyor. Serserilikten çıkmış, iyi bir çocuk gibi. Burada şey hissettim, sanki Steve hep böyle gidecekti ama üçüncü sezon olacak denince yeni bir hikaye uydurmak için rollerde değişiklik oldu. Hemde bir karakteri seyirciye kazandırmış oldular. Hergün bir kız ile yatan Steve en sevilen 'abi' rolüne kadar geldi. Ama söylemeden geçemeyeceğim Eleven'ın Max'ı kıskanıp üzerinde güç kullanması gerçekten ÜBEEEEEEER KLASİK BİRŞEY!! Yabancı yapım dizide beklemiyor insan. Kıskanmak doğru, olması gereken bir eylem ama ne bileyim hiç gittimi böyle kültürde yetişmiş insanlara. (Gülme efekti.) Eleven bu sezon içerisinde tek olmadığını öğrenecek "8" numara bir karakterimizi daha görüyoruz, aynı şekilde onunda özel güçleri bulunuyor. Acaba 1-11 arası kişiler mi var? Bunlar bende hala oturmadı. Olayları çok iyi takip edin Eleven hayatı hakkında ciddi kararlar alıyor. Ortaya çıkışını, neler yaptığını göreceksiniz.

KİMİLERİ İÇİN ÜZÜCÜ OLABİLECEK ÖLÜMLÜ BİR SAHNE GERÇEKLEŞECEK. ŞİMDİDEN KENDİNİZİ HAZIRLAYIN. 

İki sezon arasında çok fark var mı dersek, fazla yok. Hemen hemen yakınlar. Yeni yaratıklar ortaya çıkıyor. Will kardeşimiz asla ve asla onlardan kaçamıyor ve böyle devam ederse saçma olabilir. Her sezon yeni birşey mi çıkacak Will üstünden. Başka birinden çıkartsalar ne köymüş yaav diyebiliriz bu yüzden risk alert. Umarım üçüncü sezonda gene Will üzerinden birşey olmaz. Hiç değilse biri üstünden olmasın artık uzaklardan başka köşelerden birşey çıksın. Yada en mantıklısını diyeyim hiç birinden çıkmasında olayların arkasında birimi var birşey mi var onu görelim de onlar yapsın mücadele olsun yetter.


Kyoto Animasyon Stüdyosuna Saldırı (KyoAni)

| Tarih:
Cuma, Temmuz 19, 2019

18 Temmuz 2019 tarihinde Kyoto'da bulunan Kyoto Animasyon stüdyosuna şüpheli bir saldırı gerçekleşti. Şuan itibari ile saldırı sonucu 33 kişi hayatını kaybetti, 41 kişi yaralandı.

Kyoto polisine göre 1989 yılından beri en yüksek ölümle sonuçlanan kundaklama saldırısı.

Stüdyo'ya saldırı esnasında "ÖLÜN" şeklinde bir adamın bağırdığı ihbar edildi. Yaralanan 41 kişi bölgedeki yerel hastanelere sevk edildi. Saldırı sabah 10:35 civarında gerçekleşti ve bu saat içerisinde binada +70 kişinin olduğu söyleniyor.

Bildirilere göre 10 ceset binanın 2. katından çıkarıldı. (5 kişi yangından haberi olmadan merdivenden yukarı çıkarken ateşlerin arasında kaldı.) Yangından ötürü itfaiye yetkilileri bina içerisinde arama yaparken zorlandığını ve çok fazla cesedin bulunduğunu söylüyor.

Etrafta bulunan kişilerce; kundaklama sonrası büyük bir patlama gerçekleşti. Binadan ciddi derece siyah dumanlar çıktı.

59 yaşında Japon bir kadın; "Saldırıdan sonra uzun saçlı ayakları çıplak ve kanlı görünen bir adam şarkı söyleyerek yere uzanıyordu" dedi. 

Saldırganın 41 yaşında bir erkek olduğu söyleniyor. Kyoto Valiliği Polis Sözcüsü, beyaz bir sıvı dökülerek binanın ateşe verildiğini onayladı.

Kyoto Stüdyosu'nun (KyoAni) bugüne kadarki önemli işleri: 'K-On', 'Suzumiya Haruhi No Yuutsu', 'A Silent Voice', 'Clannad' ve 'Kobayashi-san Chi No Maid Dragon'


Olayın etkisi azaldıktan sonra KyoAni şirketinin başkanı Hideaki Hatta "Kalbimize büyük bir yara verdi, şiddete başvurmanın sebebi nedir, ne yararı var?" şeklinde konuştu. 

Anime hayranları ve saldırıya uğrayan kişilerin aileleri sosyal medya üzerinden başsağlığı mesajları gönderip #PrayForKyoAni etiketini başlattı. Hayranlar şirkete yardımcı olmak için öğlen 14:00'dan sonra yardım kampanyası başlatarak an itibari ile 950,000$ dolar topladı.

Japon başbakanı Shinzo Abe twitter hesabında "Çok fazla insan öldü ve yaralandı. Bu çok korkunç söyleyecek bir söz bulamıyorum" dedi.

Halk saldırıyı yapan kişinin ölüm cezası ile çarptırılmasını istiyor. (Japon anayasası içerisinde net bir şekilde uygulanmasada kasıtlı olarak ahşap evleri ateşe verip zarar veren kişilerin ölüm cezası ile çarptırılabileceği maddeler bulunuyor. Nitekim 2008 yılında Osaka'da benzer bir olayda 16 kişinin ölmesine sebep olan kişi idam cezası aldı.) 

Yaşanan saldırı yüzünden Japonya, anime ihracatında sponsor desteğinin azalacağını düşünüyor.

Waseda Üniversitesi yangın uzmanı NHK'ya verdiği röportajda, binanın içerisinde döner bir merdiven olduğunu bu sebeple yangının hemen yayıldığından bahsetti. 

~ ~


19 Temmuz 2019 - Binanın yakınlarında iki benzin tenekesi, bir sırt çantası, bir el arabası, 5 adet uzun bıçak bulundu.

Saldırganın polis ile geçen diyaloğunda bağırarak kendisinden birşey çalındığından bahsettiği söylendi. Bugünkü görüşmelere göre KyoAni stüdyosu saldırganın mangalarını çalmış. Soruşturma devam ediyor.

Hasta: 4

| Tarih:
Pazar, Temmuz 14, 2019

Gömleğimi iliklediğim sırada hiçbir zaman tam anlamıyla kapanmayıp, özel hayatımızın olduğunu hissettirmeyecek yarı aralık kapımdan içeriye doğru aynı ritimle söylenen "is my rii nını is my rii" melodisine benzeyen seslerin geldiğini fark ettim. Neden bana gömlek verildi? Ve neden gömleğimin düğmelerini ilikliyorum. İki sorunun da cevabını bilmeden üzerim yarım iliklenmiş ve salaş gömlekli tarzımla sese doğru gitmem gerek. Her korku filminde olduğu gibi gidilmemesi gereken yere doğru gitmem lazım.

'Bu parkelerin üzerinden tek bir düzlükte hızlıca gittiğimde arabayla gidiyormuşum gibi oluyor'. İlk vardığım oda bizim katın herkese açık olan lavabosu! Sesi hala duyuyorum fakat orada değilim. Boğuk ambiyans ile gelen bir ses var ve hala aynı tonda. Ama sanki sözleri biraz daha iyi duyuyor gibiyim. Her açtığım kapı beni biraz daha sese doğru yaklaştırıyor ve işin ürpertici boyutu, sesi çok daha gürültülü duymaya başlıyorum. 4. kat görevlisi aniden beni kolumdan çekip 'ses falan yok, üzerindeki ile bu şekilde gezemessin' dediğinde ona sesten bahsettiğimi hatırlamadığımı fark ederek, neden gidiyorum? bu gömlek ile gezilemez? kafamın içerisinde düşünmeye başlıyorum. Hiç durmadan ilerlerken neyin ne olduğunu anlayamaz oldum.

Çok yoruldum.
Anlamsızca bir sese doğru gidiyorum ve bu eski püskü delirmemişler hastanesinde asansör adına hiçbir şey yok.
Ne ara 4. kata geldim onun bile farkında değilim. Dinlenmem gerek.

Melodi olmayan bazı başka seslerde duymaya başladım, ne oluyor diyorum ne oluyor!!

Cama doğru yönelip aşağıya baktığımda bir kafesin içerisinde Puma görüyorum. Sanırım bu delirmemişler hastanesi beni sonunda delirtti diye düşünürken rengi olmayan bir aracın içinden sevgili Okan B. iniyor. Burada herkes delirmiş olmalı. Artık bu sese doğru gitmek zorundayım. Her adımımda daha fazla yaklaşıyorum. Son adımımı attığımda bir kalabalığa doğru geçiyorum ve duyduğum melodi artık daha net. "Serkan is my girl, serkan is maa gooorl, serkan is my girl". Anlamadığım ise sevgili Okan B. nasıl burada olur ve bu tipler neden bu havalı gömlekleri ile 'Serkan is my girl' şarkısını söyleyerek karşımızda duruyorlar.

Şüphesiz bugün hastanemizin sezonluk kıyafetlerinin değişim günü. Bizlerde yeni kıyafetleri deneyen birer futbolcu gibiyiz. Muhtemelen kafesin içerisinde getirilen Pumada bizim maskotik imgesel sponsorluğumuz. Kayıtsız şartsız sözleşmesini sonsuza kadar imzaladığım hastanemin bir numaralı hasta olmayanı ve kıyafet tanıtımını yapan bir modelim. Ama ne modeliyim hala onu anlamadım. Kapımın arasından püfür püfür esen kış esintisi ile ne yaptığını bilmez insanları rahatça eleştirebilecekken her sezon değişime uğramayıp tabiri doğru oluyor ise eğer; Makinede yıkanıp önümüze tekrar tekrar sunulan, yeni bunlar diye yutturulan bu kıyafetler.. Aman tanrım!

Bir dakika. Ben jüriymişim?


Steins;Gate Animesinin Akihabara'daki Gerçek Yaşam Yerleri

| Tarih:
Cuma, Temmuz 05, 2019
Steins;Gate Animesini çok seviyorsunuz ve gerçek yaşamda yerleri bulunuyor mu? Nereden esinlendiler diye düşünüyorsanız aradığınız cevapları görselli bir şekilde alacaksınız!!

1) Akihabara İstasyonu (Akihabarada 2 istasyon bulunuyor).
Bunlar; Akihabara JR ve Akihabara Tokyo Metro'su. Her ikiside aynı lokasyonda bulunuyor fakat Tokyo Metro'sunun çıkışları Akihabaranın merkezine çok daha kısa bir yürüyüş mesafesindedir. İkiside sizi bu istasyon noktasına götürecek.


2) Rukako'nun Evi.
Adres: 2 Chome-25−1 Kanda Sudacho, Chiyoda-ku, Tokyo-to 101-0041
[GOOGLE MAPS TIK]



Japon Usulü Tasarruf (Setsuyaku - 節約)

| Tarih:
Pazar, Haziran 16, 2019

Setsuyaku, Japoncada bir ekonomileşme (ekonomiyi iyi hale getirme) kelimesidir. Ekonomiyi düzeltmek için birçok yol bulunmakta. Ana fikir olarak; Enerji tasarrufu ve para tasarrufudur. O halde bizde Japonyadaki farklılıklarına ve şekillerine bakalım.

*Kyoto Protokol bildirileri, yaptırımları ve sera gazındaki düzenlemelerin 1997 yılında kabul edilmesinden sonra Japonya dünyayı daha yeşil bir geleceğe taşımak için öncü olarak çalışmalarına başladı.

Yapılan çalışmalara rağmen enerji tüketiminde ciddi bir düşüş gözlemlenmedi ancak 2011 yılında yaşanan Tohoku depremi sonrasında Japonya büyük bir değişim için birlik oldu. Tohoku depremi Japonya'nın doğu bölgesindeki enerji alanlarının tahrip olmasına neden olmuş ve devlete ait enerji şebekelerinde sıkıntı yaratmıştır. Bu süreç tüm şehirlerin enerji akışında yoğunluk yaşanmasına neden olmuştur. Problemden kurtulmak hemde doğaya karşı pozitif eylemler katabilmek için Japon halkı setsuden adında bir kampanya başlattı. 2011 Temmuz ayından itibaren daha az enerji kullanan bir yaşam tarzı benimsenerek setsuden ulusal bir harekete dönüştü.

Hükümet ise tasarruf konusunda çılgınca adımlarına ve başarılarına devam ediyordu. Artık ofis binaları içerisinde çalışan klimaların 28C'de sabitlenmesi için CoolBiz adında teşvik edici projeleri başlatarak bazı yasal yürürlülükler çıkarttılar.

*CoolBiz Japon çevre bakanlığı tarafından elektrik tüketimini azaltmaya yönelik yardımcı olmayı çabalayan bir yasal yardım kampanyasıdır. (2005 yılında yürürlüğe girmiştir.)


Aslında Japonlara göre enerji tasarrufu ve para tasarrufu eş anlamlı. Onlar için ikiside birlikte gerçekleşiyor. Tokyo dışarıdan çok pahallı bir şehir imajına sahip olsa da, yerel halk ellerindeki bütçeyle en az harcama yaparak yaşamanın bütün sırlarını biliyor.

Parayı düzgün harcamanın en önemli yollarından bir başkası ise süpermarketlerde başlıyor. Japonyada ki marketlerin içinde günlük olarak gelen hazır yemekler bulabilirsiniz. Pirinç kekleri, sandviçler gibi. Bu tarz yemek ürünleri akşam vakitlerinde %50 indirime girerek satılmaktadır. İndirimler tamamen günlük olarak tüketilmesi gereken yemek oldukları için bozulmaması adına yapılan indirimlerdir. Hem ertesi güne bayat bir ürün kalmıyor, hemde daha ucuza beslenebiliyorlar. Ya da hazır ürünler yerine daha az para harcamak istediklerinde yabancı restorantlar yerine yerel ev yemekleri yapan yerleri tercih ediyorlar. Ortalama 800 ¥ (Yen) ile ciddi bir menü alınabiliyor. Her ne kadar Türkiye için bu rakam şuan 45TL'ye tekabül etse de onlar için çok ucuz rakamlar. (Pet şişe su fiyatları 150-350 ¥ arasında olduğunu düşünürsek.)

Giyim içinde tasarruf yapabileceğiniz birçok alan var. Modaya uygun kıyafetleri çok ucuz bir maliyetle satın alabiliyorlar. Tokyo'da neredeyse sınırsız kıyafet satan dükkanlar var ve bunların içerisinde ikinci el satan yüzlerce dükkan bulunmakta.

Japon halkı kullandığı herşeye değer vererek dikkat ettiği için ikinci el ürünlerde hiçbir deformasyon yada sıkıntı bulunmuyor. 2. el dükkanlar özenle yıkanmış, temizlenmiş ve korumaya alınmış kıyafetlerle dolu. Kıyafet satın aldıklarında birgün satabileceklerini ve onlardan sonra başkasınında giyebileceğini bilerek hareket ediyorlar. Ek olarak internet üzerinden de birçok satış platformunda aktif bir şekilde Japon halkı duruyor. Genel olarak sağlam bir moda ve kıyafet bilincine sahipler.

Setsuyaku farklı yorumlara açık ve çok yönlü bir kelimedir. O yüzden herkesin tasarrufu farklı şekilde gelişebilmekte. Unutmamakta fayda var; Setsuyaku modern şehir yaşantısının ayrılmaz bir parçasıdır.

*Kyoto Protokolü: Kyoto Protokolü, sera etkisi yaratan gazların salımlarını (emisyon) kısmak üzere sanayileşmiş ülkelere çeşitli hedefler belirleyen uluslararası bir anlaşma. Sera etkisi yaratan gazlar, kısmi de olsa, küresel ısınmanın, yani küresel ısının yeryüzündeki hayatı tehdit edecek derecede artmasının nedenleri arasında gösteriliyor.