Image Slider

DERS: HAYATTAKİ DEVAMSIZLIK

| Tarih:
Pazartesi, Kasım 18, 2024


Eski cutemelonism sonradan devşirme kavunmedia her zaman yayınlanan bir dergi gibi benim için. Şaka gibi 30 Kasım 2012'de başladım. Şaka gibi olan başladığım tarih sanıyorsunuz ama şakanın alt sekmesi 2012'de blog yazısı yazmak üst tabaka işiydi. Şuanda blog yazmak yada okumak yeni nesil için sıkıcı. Artık şaka olan 2012 de başlamış olmam mı yoksa 12 yılda olan değişim mi?


    Ordan oraya atlayacağım yazı tarzımla konuşmak istiyorum. 

   -Çalışma Hayatı ve Genç Görünüm; Çalıştığınız süre ile kişisel görüntünüz arasında bir etkileşim var. Çalışmaya ne kadar erken başlamışsanız yaşlı ne kadar geç başlamışsanız genç görünüyorsunuz. Başlarda inanmıyordum. Çalışma hayatına çok geç başladım ve nereye gidersem gideyim herkes istisnasız genç göründüğümden bahsediyordu. İki bağlam arasında gerçekten bir etkileşim olduğunu gördüm. Maalesef çalışmaya geç başlayanlar erken başlayanlara göre daha genç görünüyor. Peki çalışma hayatına geç başladığım için pişman mıyım? Evet hem de çok. Kendinizi çözebilmiş biri değilseniz okul okurken bile çalışmanızı tavsiye ederim. Okul bittiği gün hayatta tek kaldığınız gündür, asla unutmayın. Hayatın gerçeklerini o gün göreceksiniz. Hocalarınız "bu sıraların değerini bilin" der ya işte o gün anlayacaksınız. Eğlenmek, şakalaşmak, gezmek olarak algılıyordum fakat hayatımı kurtarmam gerektiğini anlayamamıştım.

    -Üniversite Yılları: Boşluk mu, Geleceğin Köleliği mi?Bir boşluk. 2 yıl okuyanlar meslek sahibi, 4 yıl okuyanlar geleceğin kölesi. 4 yıllıkların maalesef staj, deneyim, torpil peşinde ter döktüğünü göreceksiniz.


    -Doğru Deyim; Deyim ve klişe sözlerden pek hoşlanmam. Ama bir tanesi sessizce düşünmeme, kendi kendime gülmeme sebep oluyor. "Fazla tevazu'nun sonu vasat adamdan nasihat dinlemektir." Çok zıt veya susturucu karakter değilseniz yazdığım deyimin gerçeklerini yaşayacaksınız. Yaşamamaya çalışın. Yoksa bir noktada sizden bin kat aptal kişilerden tavsiye alacaksınız.

    -Başarının Etkileri; Ne yaparsan yap bir şeyler başarmaya çalış. Takdir edilmesen de, değersiz görsen de kendi kendine bile olsa bir şeyler başarmaya çalış. Mesela hiçbir şeyim olmasa bile büyüttüğüm tonlarca yazı yazdığım bir bloğum var diyebiliyorum. Dalgamı geçiyorlar, geçsinler. İster sosyal medyada ister evinde. Bir şey başar.

    -Yatırım; Muhtemelen en saçma ve sen artık yaşlanmışsın dedirtecek madde. Şuan öyle geliyor peki ya sonra? Basit bir örnek ile anlatacağım. Yazı yazmaya başladıktan 2 sene sonra Google hissesi alsaydım 2014'de 28$ 2024'de 165$ %490 artış demektir. 10 yıl önce yapacağınız minik yatırım 10 yıl sonraki sizi çalışmaktan kurtaracak. Eminim ki bu yazının %sayıca.çok.kişice gülünç geleceğinden.

    -AŞKHayatı; Aileniz sizi dünyaya getirdiği için önem verir ama sevdiğiniz kişi sizi seçtiği için önem verir. Ailenizin isteklerini yapmadığınızda muhtemelen hayırsız olacaksınız ama sevdiğiniz için yapacaklarınız size gerçek bir aile kurmanın yollarını açacaktır. Aile olmayı seçtiğiniz doğrular ile gerçekleştirin seçili olanlar ile değiştirmeye çalışmayın.

Yaşlandım mı? Belki evet. Birkaç konu dışında heyecanımı hala hissediyorum. Evin ortasında çocuk gibi dinazor sesi çıkartarak gülebilirim. Hayatta korktuğum 2 şeyden çok kez bahsettim. Belki birini düzeltmek elimde ama en önemli olanı durdurmam imkansız -güya imkansız diye bir şey yoktu- Cahit Sıtkı Tarancı'nın ölüm korkusu ile bendeki yaşlanma korkusu. Durduramıyorum. Kendim ile çözemediğim tek olgu. Psikolojisinden çıkamıyorum. Birçok konuda başarısız oldum, iş tecrübeme göre olmam gereken konumda değilim. Gülerek yada amaan diyerek unutabiliyorum. Yaşlanma konusunda olmuyor. Yaşlanma konusunun ölüm korkusu ile bir alakası da yok. Yarın öleceğimi bilsem korkmam. Ölümden sadece "başarısız" kişiler korkar. Yapabildiklerini yapamamak, ağırlaşmak, eski tat duygunu kaybetmek, görme duygularını kaybetmek, kulaklarının burnunun büyümesini hissetmek. Korkunç olan bunlar. Daha da korkunç olanı durduramıyor olmak. Özel gücüm olsa aynı kalmak isterdim.

Yaşlandığınızın ilk hissiyatını nerede anlıyorsunuz biliyor musunuz. Bundan 7-8 sene önce karmaşık şeyleri çözmeyi ve uğraşmayı çok severdim ama artık karmaşık bir oyuna girdiğimde bile hiç uğraşamam diyerek siliyorum. İşler karışık, bu yaşlar ergenlik döneminden bile tehlikeli. Neyse çok takılmak istemiyorum. Çook çook uzun zamandır sağlam bir hikaye yazasım var Hasta: serisi'ninde ötesinde belki devam yada çok daha farklı bir hikaye ile. Bu sene başarabilir miyim sanmıyorum. Ama 2025'de tekli rakamlara giriyor oluşumuz ve şansımın döndüğü senelerden birine denk gelmesi ile neden olmasın diyorum.

Bir Şeyler Ters Gidiyor:

| Tarih:
Cumartesi, Şubat 12, 2022

Depresyonda veya herhangi bir psikolojik sorunum olmadığını vurgulayarak başlamak istiyorum.

Etrafıma bakıyorum, anılara bakıyorum hayata bakıyorum. Gerçekten bir şeyler ters gitmiyor mu? Sıkıcılık arttı yaptığımız her şey sıradanlaştı. Örneğin ben yılbaşını çok severim. Küçükken Amerikanvari yılbaşı kutlamalarını yaşadım. Çam ağacı alınır aileler toplanır hediyeler koyulur güzel bir yemek masası gece yarısına kadar sohbet muhabbet. Belirli bir yaştan sonra kendi evim olsun eşimle çocuğumla bunu yaşayayım hediye alayım, yılbaşı müzikleri dekorları çok istiyordum. İçimde kalmıştır hep. Belki 90'larda hem aileden görmem hem de Amerikan yapımı yılbaşı filmlerden etkilenme durumum olabilir. Çok istiyorduk işte. Fakat son 2 yıldır bunu bile istemez "amaan" moduna girdim. Ya bu kadar mı zevk alamaz sıkıcı bir hayata geçtik anlamıyorum. Kar yağıyor gezelim edelim değil de, akşam her yer çamur olacak bir ton rezillik diye kafamda canlanıyor. Özellikle bunları son 4-5 senedir yoğun bir şekilde yaşıyor gibiyim. Yazarken de bir yandan düşünüyorum yaşla alakası var mı yok mu diye. Sanki yaşsal bir sıkıntı değil, hala oyuncak dükkanları gezen oyunlar oynayan garip biriyim. Değişen bir şey yok o tarafta.

Ülkenin sıkıntılı durumu bunu tetikliyor olabilir mi diye düşünürken tam bu sıkıntıların başlangıcı ile iş hayatına atılmam yorucu dönemlerin başlaması ve yaşımın büyümesi de denk geldiği için hangisinden olduğunu kestiremiyorum. Belki de hiç biri, tüm dünya aynı hisleri yaşıyor. Özellikle 2000-2012 yılları hayatımın en "doruk" yılları. Acayip keyifli muhteşemdi. İşte tam bu yaşlarda aslında benim ergenliğimin yılları. Maddi düşüncem yok. Kafa karışıklığının başladığı noktada şu; bu yıllar benim en eğlenceli yıllarım fakat yaşça benden büyük kişilerin bir çoğunun da keyifli olduğu yıllar arasına aynı yıllar denk geliyor.

İki; Dünyada ki ekonomik ve yönetimsel sistemlerin insanları dümdüz yapmasından kaynaklanıyor olabileceği. Kapitalist sistem çok işlevsel ve sonu kolay kolay gelmeyecek bir yapı. Ancak çarkın tıkanması gördüğüm kadarıyla sonu getirebiliyor. Mesela ikinci dünya savaşı sonunda kapitalizmin artması insanları ne kadar parasal sıkıntıya itse de mutlu ediyordu. Çamaşır makinesi çıkıyor onu aldıktan sonra, bulaşık makinesi çıkıyor onu alıyor başka markalar giriyor onlardan alıyor sonra ilk aldığı bozuluyor rekabet var derken çalış çalış kendine bir şeyler al, çalış çalış eve bunu yap, şunu yap diye kendini revize ediyordu. Ama artık herkes doyum noktasına ulaştı. Yeni bir şeyler yok. 1970'lerden beri ufak yenilikler dışında büyük gelişme gösteren teknoloji hayatımıza girmedi. Ozaman da araba var bu zamanda var değişen tek şey fiziksel özellikleri ve uyumlulukları. Ev eskiden tahtadan ise şimdi daha yenilikçi fakat ikisi de = EV. Metaverse vb oluşumların çıkmasını da buna bağlıyorum. İnsan sürekli yeni şeyler isteyen, öğrenme kabiliyeti çok yüksek bir canlı. Yeni görünen her şey sadece bir öncekinin kopyası. Eskiden olan tahtadan ev ile metaverse içindeki ev benim için aynı. Kafam onu değiştirmiyor, kısa süreli oyalanma fırsatı yaratıyor.

Anlayamıyorum.

| Tarih:
Perşembe, Haziran 06, 2019

Yaşadıklarımı anlayamıyorum. Eğleniyorlar, birşeyler yapıyorlar. Bense geriye gidiyorum gibi. Yada acaba benim gibiler de mi geriye gidiyor? Kimsenin mutluluğunu, hayatını kıskanmadığıma eminim. İç geçirip keşke bende böyle olsaydım şunları yaşasaydım gibi etkinlikleri içimden geçirmiyorum. Fazladan okumak mı, büyüdükçe okumaya devam etmek mi zarar verdi anlayamıyorum. Reklamlar, hayatlar insanlar hep neşeli herkes memnun gibi görünüyor. Açıkcası ekonomiye, yaşıma, boş boş okumalarıma, hala askerlik yapmamış olmama, seçimlere, bakabileceğim herşeye baksamda olmuyor anlayamıyorum. Anlayanın da olduğunu sanmıyorum! reklamların, televizyonun hayatı kandırdığını bilmezmiş gibi konuşmuyor mu. Teknoloji iyiydi güzeldi de hayatın içine edip başka bir tarafından çıktı. Fotoğraf çekmenin bile verdiği mutluluk vardı. Çocukken zar zor çekerdik. Kartuşları fotoğrafçıya götüreceğiz de, çıktısını verecekler de, parıl parıl albümlere koyacağızda. Ha! Sen sanki çok mu gördün. Senin gençliğin de herkesin elinde Nokia 6600 vardı diyeceksin, evet oda doğru ama hiç değilse fastfood gibi hayatın içinde büyümedim zaten anlayamıyorsakta o yüzden heralde? (Heralde!!) Nedir yani hızlı yaşam, hızlı yaşam yemek ye, iç, yat, kalk sonra okula mı gidiyorsun işe mi gidiyorsun akşam bir iki saat anca vakit bulur oturursun arkadaşlarınla. Pat ailen arar tadını kaçırır. Var ya bu dünya'ya tek geleceksin aslında ama olmuyor işte onu çözmek mesele. (İyide ailem bana karışmıyor ki ben neden yazdım bunu) Birşey olur peşinden bütün aksilikler gelir seni bulur. Plan yaparsın o plan tarihine denk gelir herşey. Hayatın döngüsü bile fakiri daha fakir, zengini daha zengin yapıyor. Anarşistler bu noktada hata yapıyorlar olabilirler. Esmeyen rüzgarın bile hesabını sorabilirlerdi. Biraz daha kendi içimdeki sorgulamaları arttırır ve derinleşen muhabbete girersem muhtemelen hasta konseptimi başka boyutu taşıyıp deli konseptine bürüneceğim. ANLAYAMIYORUM diyip gitmek istiyorum.

Dünyanın Düzenini, Moderniteyi Oluşturduk -Olmayan Topluluk.

| Tarih:
Salı, Mayıs 01, 2018

Topluluk kendi içinde; inanmalısın, giymelisin, şunu yapacaksın gibi hiç bir yaptırımda bulunmuyor. İnsanlar yemek, sevgi ve temel ihtiyaçları için çalışıp yaşam mücadelesi veriyorlardı. Bir grup olgusu vardı fakat herkesin ortak amaçlarla açlık adına yaşam mücadelesi verme isteğiyle. Böyle bir toplumda kim yobaz, kim dinci, kim "yollu" olacak.

Herhangi bir sapkınlık yok. Herkes istediği eşi, tamamıyla hür iradesiyle karşlıklı olarak seçebiliyor. Yemek yerken kimse izin almıyor. Sembolize ettiğim"üçlü" etikete maruz kalmıyordu. Elbette çok çalışanın, güçlü olanın daha iyi seviyede olacağı gerçeği ne o zaman nede bugün değişmedi fakat birçok şeyi ellerimizle değiştirdik. Herkesden daha zeki 'birisi' dünya ya geldi ve güçlerine, yeteneklerine göre onları ayırdı. Bunu yapabilirsin, sense hiçbir şey. Ama diğerlerinden daha güzelsin. Yeni ürünler yapılmaya, keşfedilmeye başladı ve "kıyafet" gerekliydi. Kültürler oluşuyordu. Kalıba uymazsan başkasıydın, az yemek yersen cılız çok yersen obezdin. Seni bir sınıfa sokan kişiye cevap verirsen isyankardın. Fikirler oluşmaya, yeni ülkeler ve yeni yasalar çıkmaya başladı. İnsanlar sürekli bilgi akışına maruz kalarak "yenilik" olgusuna kapıldı. Tekrar tekrar programlandılar. Sonra ne mi oldu?
Etiksel (ahlaki) egoizm: Bireylerin her zaman kendi çıkarlarına uyan şeyi yapmalarının doğru olduğunu savunan doktrin.
Psikolojik egoizm: Bireylerin her zaman kendi çıkarları için hareket ettiği savunan doktrin.
Rasyonel egoizm: İnsanların kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmesinin rasyonel olduğunu savunan doktrin.
Fordizm'in doğuşu ve sosyal devletin ön plana çıkışına baktığımızda da insanları programlama amaçlarını görüyoruz. Saydığım toplumdan sonra oluşan orta toplum yani 'modern kitle toplumları' homojen, standart ve ölçek ekonomisiyle şekillenirken fordizmin oluşturmaya çalıştığı toplumdaysa; Yavaş yavaş, toplumların parçalandığını kalıcı gruplaşmaya gittiklerini görüyoruz. Toplulukları -grupları- kontrol edilebileceğini fark eden en büyük isim Henry Ford'dur. -günümüzde mark zuckerberg, steve jobs demek istiyorum ve dedim- Fakat bu toplulukların öncekilerden farkı kapitalizme geçecek olmaları ve bu zemininin hazırlandığını fark etmemeleri çok ilginçtir. İnsanlara iş olanakları sağlanır, mutlu olmaları para kazanmaları hedeflenir. Aynı zamanda kadın ve çocuklarında yaşam haklarında gelişmeler olur. -iş bulma olanaklarına kadar-

Toplulukların aşırı gruplaşmaya gitmemesi için büyük fabrikaların kurulduğunu düşünün ve içlerinde binlerce işçi çalışıyor. Yanlarında da yeni çıkmaya başlayan teknolojik robotlar, fakat o robotlar sadece binlerce çalışan işçiye bağlı birer 'yardımcılar'. Yani şuanki teknolojik üretim araçları gibi zeki değiller. Binlerce işçi aynı fabrikada aynı parayı kazanıyor, aynı saatlerde çalışıyor ve aynı yaşam standartlarına sahipler. Kadınlar erkek işçilerin yanında çalışabiliyor evlerine para götürüyorlardı. Mesela ford fabrikasında erkekler araç, motor ile uğraşırken kadınlarda koltuklarını dikip kılıflarını yerleştiriyorlardı. Peki bu dönemde üretilen herşeyin tek-tip olduğunu biliyor muydunuz? Araba üretiliyordu; Hepsi aynıydı, renginden içerisinde barındırdığı koltuklara kadar. Ürünler çıkıyordu ama herkesin aynıydı, aynı fiyattaydı ve her evde aynı ürünler vardı.

İşçilerin tüm hakları ellerindeydi. Bir sürü sendika işçilerin haklarını savunuyordu. Olumsuz durum gerçekleştiğinde iş durdurmaya kadar büyük grevler oluyor ve 'şirket sahipleri' olayların büyümemesi için herşeyi yapıyorlardı. Peki başka seçeneği olmayan seri üretimde ki amaç neydi?
Post-Fordizm; tüketim taleplerini karşılayabilmek için üretimin esnek bir modelde yerine getirildiği, işgücü ve makineleşmede esnek uzmanlaşmanın sağlandığı, bilgi ve iletişim teknolojilerinin üretimde yaygın olarak kullanıldığı bir üretim ve birikim rejimidir.
Herkes birer birer bölündü, ömürlerini verdikleri emeklerini yok pahasına sattıkları tüm işler değişti. Hazırlanan zemini fark edenler ya şirket kurabildiler yada hayatlarını başka çalışma alanlarına çevirdiler. Ama artık yeni oluşumda niteliksiz hiçbir işçinin yeri yoktu. Emeklerini tercih edip hayatını eğitim üzerine kuramayan, para dışında kendisine bir şey katamamış herkesin yok oluşunu izlediler. Zaten o günden sonra sosyalizm oluşumunun 'neden' çıktığını herkes kara kara düşünerek 70'ler sonrasına koşar adımlarla geçmek istedi.

Piyasa insana ve ürünlere doyunca sistem krize girdi. Fakat bu kriz kapitalizmi isteyen büyük patronlar için değil çalışanlar için oluşacak krizdi. Okuyup hayatını eline alanlar için sorun yoktu. Nitelikli bir işçi olarak küçük işletmelerde iyi tasarımcılar, teknolojik uzmanlarla birlikte çalışarak hayatlarına devam ettiler. Buda ürünlerde çeşitliliğin artmasına sebep oldu. İşletmelerde ve üretimde değişiklikler gerçekleşince teknolojik alanda da gelişmeler sağlandı. Fakat çalışan işçi sayısındaki azalma ve robotların 'akıllanması' insanlar arasındaki dayanışmayı kırdı. Buda büyük patronların para kazanma güdüleriyle çıktıkları yolda yaptıkları ilk hatadan kurtulmalarını sağladı. Bir daha asla o hatayı yapmadılar. Sosyalizm'le oluşan toplumların sonuda bu şekilde gelmiş oldu. Bundan sonra oluşan toplum ve toplulukları tek tek anlatmak gereksiz olacaktır. Zira günümüzde birlikte görünen, aslında tamamen ayrışmış olan toplum'cuk'ları konuşmak daha gerçekçi olur.

[Random Post] Toplumun Psikolojisi / Üniversite / Sınavlar & Hayat

| Tarih:
Cuma, Kasım 17, 2017

Toplumun garipleştiğinin farkında mısınız? İnsanlar herşeye karışır, her olaya el atar herşeyden anladığını sanar bir yapıya büründü. Bunun en büyük etkisi sosyal medya > ülkenin yönetimi > kötü yaşam koşulları.

Birşeyi de bilmeseniz ne olur?

O kadar alışmışlar ki internette, sosyal medyada herşeye atlamaya her ağzına geleni söylemeye ve bilumum konuda fikir sahibi olduklarını sanmaya.. Yemek istemezsin yanındakiler atlar; Aman ne yiyorsun ki zaten... Sokağa çıkmak istersin; Hergün dışarıda iyice şey oldun sende... Bir ton iş yaparsın tam oturursun tembel uyuşuk görülürsün. Size ne? Karışmayı bırakın artık. Kendinize göre "bir insan nasıl olmalı?" sorusuna cevap verip o şekilde yaşayın. Başkasıda kendine göre..

İstediklerini yapmazsın bu seferde aykırı olan sen olursun. Ne saçma iş.
Tabi bunlar neden oluyor sanıyorsunuz, saydıklarımdan. Atıyor yorum internette, cevap görüyor onada atlıyor sen böylesin, şöylesin.. Yavaş yavaş sosyal hayattada bu şekilde yaşayabileceğini düşünüyor. Bittimi? Hayııır.. Siyasiler, halkı yönlendiren kişiler ekranlarda benzer fikirleri poh pohluyorlar. Bunları duyan o "akıllı" kişilerde sokakta böyle davranmaya başlıyorlar.


İnsanlar propagandaları sünger gibi çekmeye, dışarıda da bunları boşaltmaya başladı. 

Kötü yaşam koşullarına, kıskançlık, çekememezlik, ekonomik sıkıntılarıda ekleyin alın size insanları yönlendirmeye çalışma, etki altına alma sebepleri. EN DOĞRU BENİM, SENSE TAM BİR VASIFSIZ HİÇ BİR İŞE YARAMAZ VARLIKSIN, HAADİİİİ EYV.

**

Üniversitelerin gereksiz şekilde uzun olduğunu düşünüyorum. Hatta meslek yüksek okulları dışındaki üniversite sisteminin değişmesi gerektiğini de savunuyorum. Sadece teorik olan okullar insanları yeterli şekilde eğitemiyor. Aylarca okula gidiyoruz, ne dersleri tam dinliyoruz ne ders çalışıyoruz (büyük çoğunluk böyle) Sınav haftası geliyor, herkes bir hafta öncesinden sınav sonuna kadar  kadar ders çalışıp sınavlarından geçiyor yada kalıyor. Haksız mıyım?

Sınav döneminde okulun hademesiyle muhabbet ediyorum; Bıkmış artık sıra üstlerini, duvarları silmekten. "Heryer kopya, ne ders çalıştığınız var ne okula geldiğiniz, sınav zamanı geliyorsunuz. Biraz çalışıp kopya yazıyorsunuz ondan sonra dersi geçip diplomanızı elinize alıyorsunuz" diyor. Evet doğru. Bende böyleyim. Sende böylesin ve eminimki en az %85 üniversite öğrenciside böyle. ÇÜNKÜ ÇOK GEREKSİZ!

Üniversite 2 yıl olmalı. İlk yıl bölümün teorik bilgileri öğrencilere alt yapı hazırlayacak. -belki hazırlık sınıfı olabilir- Sınavlarda şuanda olduğu gibi ilk sene teorik bilgi sınavları gerçekleşecek. Sene bittiğindeyse, gelecek seneye okul her öğrencisine staj imkanları, mesleğini, öğretimini yapabileceği iş alanları konusunda yatırım yaparak iş hayatına yaklaştıracak.




"Bingöl'de Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi
öğrencileri, okulda yaptıkları işlerle okullarına yaklaşık 300 bin lira gelir sağladı."

Bu haftanın haberi. (13.11.2017) Bakın, bu işler böyle oluyor işte. Zamanında köy enstitülerini kaldıran güçler kimmiş neden yapılmış herkes biliyor. Neden tekrar gelmiyor çünkü yapılırsa başka rejimin başlangıcı olacağı düşünülüyor. Neden olsun ki. -Sanki ozaman öyleymişiz gibi.- Haberle ilgili site linkide vermiyorum. Yanlı konuştu oluyor. Alın başlığı kendi kaynaklarınızdan bakın gerçek mi değil mi. Öğrencilerin otomotivden, mobilyacılığa kadar yaptıklarını göreceksiniz.

Fakaat demiyorum ki öğrencilere zorla, ne istediğini bilmeden alan seçtirip öğretmenler kafasına göre okutsun. Öylede olmaz. Üniversite kısmını anlattım. Liseden itibaren konuşursam günler sürer sadece diyebilirimki, öğrenciler iş alanlarını, yapabileceklerini, meslekleri iyice bilip seçtikten sonra eğitimlerini alacaklar. Meslek diyince aklınıza sadece marangozluk, otomotiv, inşaat gibi alanlar gelmesin, grafik tasarım, sinema, çizim, edebiyat gibi alanlarda dediklerimi kapsıyor. Öğrenciler önce kendi yeteneklerini bilip tanıyacaklar. Meslekler hakkında bilgileri olacak ve yavaş yavaş hayatlarına karar verecekler.


Son sitemim: Üniversite öğretmenlerine. 20 yaşından büyük insanları zorla yoklama alma egonuz için sınıfta toplarsınız gelmeyeni yoklamadan bırakırsınız.. Sanki üniversite okumak zorunluymuş veya okuyan herkesin işsiz, güçsüz, amaçsız olduğunu sanarak. Ama sınav döneminden sonra akademik takvimde yazan "sınav açıklama" tarihini sarkıtarak geç okursunuz ozaman size kimse laf diyemez. Hep siz haklısınızdır. Sınıfa geç gelmeleri saymıyorum bile. Gerçekten üniversitedeki yoklama olayını hiçbir zaman anlayamayacağım.