Image Slider

Asya Serüvenim #2 Tokyo'ya Gidiş, Heyecan Ve Gezilesi Yerler (2 Gün)

| Tarih:
Cuma, Eylül 01, 2017
Japonya'ya aktarmalı uçak bulamadığımız için ilk üç gün Koreye gitmek zorunda kaldık. Şimdi daha fazla zarara uğramadan Japonyayı gezme vakti. (Japonya gezisinden sonra tekrar Koreye döneceğiz.)

Benim için çok heyecanlı oldu. Kendimi bildim bileli Japonya'ya gelme hayaliyle yaşamıştım. Her sene "Gitmek kolayda dönmesi zor olur, gitmeyeyim" "Giderim ama bazı sebeplerden ötürü gitmemek en iyisi" "Gidince oranın yüküyle yaşayabilecek miyim" sözlerini kurmayı bir kenara bırakıp artık gitme kararını verebilmiştim. İndiğim an duygulandım. O günde şansımıza One Direction grubudan bir üye Japonya'ya geliyormuş. binlerce liseli, küçük yaşlarda çocuklar arkada aileleri ellerinde one direction posterleriyle bekliyorlardı. Tıklım tıklım olunca kaybolacağız diye biraz korktuk. Kore'ye göre daha az ingilizce kelimeli tabelalar vardı. Japonca azıcık biliyorumdaaaaa o Kanjiler yok mu.. Ufak çaplı korkumuzu atlatınca metroyla otelimize direkt gidişin olduğunu öğrendik. Havaalanı içerisinde hızlı trenlerin bilet satış yerleride mevcut.

Biletimizi aldıktan sonra saatine yetişmek için tren yerine hızlıca geldik. Geldiğimizde biletimizde yazan tren numarasıyla aynı tren durakta bekliyordu fakat iki treninde rotası farklıydı. Ablamla binsek mi, binmesek mi bakışlarımızdan sonra dayanamadı yanımızda bekleyen bir Japona sordu. Unuttuk tabi high class ülkeye geldiğimizi. Saatinde gelecek öyle bineceksiniz bu başka yere gidiyor dedi. :') Alışmışız...

Uzun süren yolculuk sonrasında -1.5 saat sürdü- indik. Japonya'da mahallelere kadar her yere metro çıkışları var. Bu yüzden binmek veya inmek mesele değil doğru yerden çıkışı yapabilmek mesele haline gelmişti. İnternetimiz yok, her yer kanji. Çat pat bilgimle haritalardan birşeyleri anlamaya çalıştım ve yukarı doğru çıktık. Fakat adamlar öyle bir yapmış ki metro + yeraltları tamamen yaşam alanlarına dönüşmüş. Minik avm'lerden tutun yiyecek restorantlarına kadar herşey yerin altında var. Sokaklarda bir o kadar sessiz sakin.

İlk otelimiz 'Chūō'da bulunuyordu. Burası Tokyo'nun merkezine 30 dakika uzaklıkta. Nüfusu yaklaşık 200bin. Kore'ye göre çok daha bakımlı temiz ve sessiz bir yerdi. Şehrin ortasında da büyük bir nehir bulunuyor iki tarafa ayırmış durumdaydı. İlerleyen günlerde diğer tarafında kaldık ama orası merkeze daha uzak kalıyor.


Otele yerleştikten sonra görseldeki makinalardan ulaşım sorununuzu halletmenizi tavsiye ederim. Bilet olarak almak pahallıya geliyor hemde bileti heryerden alamıyorsunuz. PASMO / Suica isimli iki tane kartları var. Anladığım kadarıyla pasmo biraz daha yaşlıların kullandığı ve her yerde geçmeyen kart. Suica ile gidemeyeceğiniz hiçbir yer yok. Kartı alırken yanlış hatırlamıyorsam 1.000 Yen depozito alıyor. Kartıda makina anında veriyor. Doldurma işlemide bu makinalardan. Tabi öğrenci veya Japon vatandaşı olsak eminim daha karlı daha ucuz ulaşım kartları mevcuttur. Şanslıyız ki makinada az da olsa ingilizce seçeneği var.

Koreden Japonya'ya gitmek kısa gibi görünsede +2 saat sürüyor ve uçak fiyatlarıda ucuz değil. Bu yüzden olacak ki kalktığı an yemek veriyorlar. Şansıma ablamın midesi bulanıyordu ve onun yemeğinide yemiştim asdgsadgsdgs. İşin garip tarafı gezide bir türlü doymuyordum, saatlerce yürüyoruz deli gibi acıkıyorum. İndiğimizde trenle gelirkende acıktığım gibi.. Oteli hallettikten sonra "HADİİ YEMEEEK" diye söylenmeye başlamıştım. Ablamda tam Türk kahvaltı manyağı ekmeksiz, çaysız, peynirsiz, domatessiz kahvaltı yapamaz. Bu ülkelerde kahvaltı seçeneğiniz kocaman "0" Her yer et restorantları, domuz restorantları veya geleneksel pirinç, ramen tarzı restorantlarla dolu. (Şaşırmaya gerek yok.) Yapacak birşey yok diyerek dışarıdan tatlı görünen yemek yerine kendimizi attık. Yumurtalı körili etli pirinç menusu alıp hayvan gibi yemeğe başlamıştım. İlk yediğim yemeğin fotoğrafı;


Asya Serüvenim #1 - Hongdae, Seoul Gidiş (Güney Kore)

| Tarih:
Perşembe, Temmuz 27, 2017

Ablamla beraber uçağımızın daha ucuza gelmesi için aktarmalı şekilde biletlerimizi alıp Asya serüvenimiz için yolculuğa çıktık. Yolculuk aktarma dahil 14 saat sürdü. Aktarmasız alırsanız 9-10 saat sürmekte. Biz bin tl cebimizde kalsın 4 saat daha fazla vakit kaybedelim sorun olmaz seçeneğini tercih ettik.

Aktarmalı, aktarmasız ne olursa olsun o yolculuk bitmiyor. İlk iki saat heyecanı geçtikten sonra yavaş yavaş darlanma etkileri popo uyuşmaları başlıyor. Gece yarısı bacakları uyuşmuş Koreli amca ve teyzelerin uçak içerisinde yürüyüşlerine şahit olursanız korkmayın. Biz genciz daralmakla yetiniyoruz ama onlar bacaklarını çekiştirmekten bir hal oluyorlar. Daha önce bu kadar uzun uçak yolculuğu gerçekleştirmemiştim benim içinde çok zor bir yolculuk oldu.

Incheon'a indiğimizde ilk önce telaşlandık. Saat farkından jetlag olmuştuk, hemde kendimizi karışıklığın ortasında bulunca toparlanmamız uzun sürdü. Daha önceden araştırdığımız için havaalanı içinde 'T-Money' kartlarından satın aldık. Bu kart metro ve taşıt kullanımınızı sağlayacak hemde hat transferi yaparsanız turist kartı olduğu için ücretsiz hak tanıyacak. Ulaşımın pahallı olduğunu hatırlatmak istiyorum. Bazı hatlarda 12K Won çektiğini gördük. Yaklaşık 35Tl diyebilirim fakat metrolarından ilerleyen zamanlarda bahsedeceğim.

Havaalanında bulduğumuz ücretsiz internetle gideceğimiz otele olan uzaklığımızı ve hangi hatlardan geçmemiz gerektiğine bakarak Güney Kore içerisindeki ilk heyecanlı yolculuğumuza başladık.


Fotoğraftanda anlayacağınız gibi metro ve insanların durduğu yer arasında cam duvarlar var metro geldikten bir kaç saniye sonra kapılar açılıyor. İntihar olaylarının yüksek olmasına bağladım.

Incheondan metroya bindikten sonra Hongdae'ye gelmemiz yaklaşık 1-1.5 saat sürdü. Hongdae Seoul merkezine 20-25 dakika uzaklıkta bir semt. Semti tanımlamamı isterseniz öncelikle şunu söyleyeyim Güney Kore'de yaşayabileceğim ve sevdiğim tek yer. Burası k-pop'tan uzak, insanları daha marjinal, kültürlü ama bir o kadarda Güney Kore kültürünün içinde boğularak estetik yaptırmış kendini sergilemeye çalışan insanlarla dolu. Semtin tasarısı daha çok urban-indie tarzında. Sanırım hoşuma giden tarafı da bu oldu. Diğer şehir ve semtler gibi tek yemek kalıbında değilde meksika tacosundan tutun, Güney Kore'nin tatlı soslu tavuklarına kadar herşeyi bulabiliyorsunuz. Mağazalarına gelecek olursak tarzını burada da koruyor. İnanılmaz tatlı, farklı butik kafeler var. Veya kadıköyde ki gibi karşılıklı giyim mağazaları mevcut fakat hepsi urban-indie tasarımlarıyla. Butik mağazaların fiyatlarıda bizdeki gibi çok pahallı değil. Şehrin içinde iyi sayılabilecek Hongik Üniversitesi bulunuyor. Haritadan baktığınızda kuzeyinden güneyine kadar çok büyük görünsede büyütmemekte fayda var tüm semti bir saatte gezebilirsiniz. Birde komik olacak ama kadıköy gibi nereye giderseniz gidin ana merkezine çıkıyorsunuz. Kadıköyde de bir laf vardır kaybolursan denizi takip et merkeze gelirsiniz diye hep o geldi aklıma.