Japon Film Sektöründeki Gelişmeler (Evreleri) Sessiz Dönemden İtibaren

| On
Cumartesi, Mart 04, 2017
Çeviri ve düzenleme kavunmedia.com sitesine aittir. Kaynak göstermeden kullanmayınız!




Japon sineması 100 yıldan uzun süreyi kapsayan tarihe ve dünyanın en eski, en geniş film endüstrisine sahiptir. 2010 yılında üretilen film rakamlarıyla 4. en büyük olmuştur. 2011'de gişenin %54.9'unu kazanan, totalde 2.338 milyar dolar hasılat elde ederek 411 uzun metraj film üretmiştir. Japonya'da 1897'den beri film üretilmektedir. Sight & Sound'un yaptığı Asya'da üretilmiş en iyi filmler sıralamasında Japonya Tokyo Story filmi 1. sırada olmakla birlikte ilk 12'ye toplam sekiz film sokmayı başarmıştır. Japonya Oscar Ödülleri'nde En iyi 'Yabancı Film' ödülünü dört kez almıştır. Bazı önemli Japon filmleri;  Rashomon, Tokyo Story, Seven Samurai, Godzilla, Ugetsu, Yojimbo, Harakiri, The Woman in the Dunes, In the Realm of the Senses, Tampopo, Grave of the Fireflies, Akira, Ninja Scroll, Ghost in the Shell, Hana-bi, Battle Royale, and Spirited Away.

Sessiz Dönem
ABD'de Thomas Edison tarafından ticari olarak ilk defa 1894'te gösterilmiş Kinetoskop, Japonya'da 1896 yılında gösterilmiştir. Vitaskop ve Lumiere Kardeşlerin Sinematograf'larıda Japonya'da ilk olarak Inabata Katsutaro adlı işadamı tarafından 1897'de takdim edilmiştir.

Ancak Hareketli filmler Japonlar için tamamiyle yeni bir deneyim değildir, çünkü "gento (utsushi-e)" ya da "büyülü fener" gibi sinema öncesi aletlere sahip zengin geleneklere sahiptirler. İlk başarılı Japon filmi 1897'nin sonlarına doğru Tokyo'da gösterilmiştir. 1898'de bazı hayalet filmleri yapılmıştır: Bake Jizo (Hayalet Jizo) ve Shinin No Sosei (Bir cesedin dirilişi). İlk belgesel film olan Geisha No Teodori 1899'da yapılmıştır. Tsunekichi Shibata birçok erken dönem filmleri yapmıştır, bunlardan biri Momijigari adlı 1899 yapımı ve bilinen bir kabuki oyununun bir sahnesinin canlandırıldığı filmdir. İlk filmler kabuki ve bunraku gibi geleneksel tiyatrodan ilham almışlardır.




20.yy'da Japon sinemaları "benshi" adı verilen ve ekranın yanına oturup sessiz filmleri anlatan masalcıları tutmaya başlamıştır. Onlar kabuki ve kodan anlatıcılarının bir nevi torunlarıdır. Benshi'lere Batı sinemasının sessiz filmlerindeki gibi müzik eşlik edebiliyordu. 1930'larla beraber müziğin gelişi sonucunda Benshi'ler yavaş yavaş kayboldu.1908'de Japon sinemasının öncü yönetmenlerinden olarak görülen Shozo Makino, Honnoji Gassen ile kariyerine başlamıştır. Shozo, eski kabuki aktörü olan 'Matsunosuke Onoe' yapımlarında oynatmıştır. Onoe 1909-1926 arasında, çoğu kısa olan, 1000den fazla filmde oynamış, Japonya'nın ilk film yıldızı olmuştur. Bu ikili Jidaigeki (dönem filmi) türüne önderlik etmiştir. Tokihiko Okada da aynı dönemin popüler olmuş romantik başrolüdür. Profesyonel olarak filmde yer alan ilk Japon kadın, dansçı ve aktris olan Tokuko Nagai Takagi'dir. 1911-1914 yılları arasında, Amerikan tabanlı Thanhouser Company'nin dört kısa filminde yer almıştır. (Benshi görselleri: (x) (x) )

1910'larda entellektüeller arasında Japon sinema eleştirmenleri oluştu ve Japon filmlerini dönüşüme uğratan bir hareket haline geldi. Film eleştirmenliği  Katsudo Shashinkai (1909) gibi film dergileriyle başladı, 1914 Yasunosuke Gonda bir kitap yazdı ancak ilk eleştirmenler genellikle Nikkatsu ve Yenkatsu gibi çok fazla tiyatral olan hikayeler anlatmak için daha sinematik teknikleri kullanmayan film stüdyolarını eleştirmekle meşguldü. Bu eleştirmenlerden bazıları, örneğin Norimasas Kaeriyama, bu fikirleri The Glow of Life (1918) gibi filmler çekerek hayata geçirdi. Masao Inoue 1917'de The Captain's Daughter filminde yakın plan ve flashback gibi sessiz film dönemine yeni olan teknikleri kullanmaya başladı. Benshi sistemine dayanan Saf film akımı dönem filmi türünde ve senaryo yazımında çok önemli bir yerdeydi. Shochiku ve Taikatsu gibi reforma katkıda bulunacak yeni film stüdyoları 1920 gibi kurulmaya başladı. Taikatsu'da, film reformunun güçlü savunucusu olan kitap yazarı Junichiro Tanizaki tarafından senaryolanan filmler Thomas Kurihara tarafından çekilmiştir. 1920'lerin ortalarında aktrisler de filmlere dahil olmuşlardır. En çok tartışılan Japon kısa filmleri Kenji Mizoguchi'ye aittir ve son eserleri -The Life of Oharu gibi- hala çok önemli bir yere sahiptir.

The Life of Oharu'dan Bir Sahne



Japon filmleri 1920'lerin ortalarında yabancı filmlere karşı popülerlik kazanmışlardır. Bunun sebepleri arasında film yıldızlarının popülerliği, dönem film türündeki yenilikler vardır. Daisuke Ito ve Masahiro Makino gibi yönetmenler, 'A Diary of Chuji's Travels' 'Roningai' gibi içinde anti kahramanların, hızlı dövüş sahnelerinin barındığı eleştirmenler tarafından kabul gören ve ticari olarak başarı sağlayan samuray filmleri çekmişlerdir. Tsumasaburo Bando, Kanjuro Arashi, Chiezo Kataoka, Takako Irie ve Utaemon Ichikawa gibi bazı yıldızlar Makino Film Yapımları'ndan ilham alarak kendi bağımsız yapım şirketlerini kurmuşlardır. Hiroshi Inagaki, Mansaku Itami ve Sadao Yamanaka gibi yönetmenler de burada becerilerini göstermişlerdir. Yönetmen Teinosuke Kinugasa, 1926 yılında, Masao Inoue'nin başrolde oynadığı A Page of Madness adlı deneysel başyapıtını yapabilmek için bir yapım şirketi kurmuştur.

Sol görüşlü politik hareketin yükselişi ve işçi sendikalarıyla birlikte 1920'lerin sonlarına doğru solcu eğilimli filmler doğmuştur. Göze çarpan yönetmenler arasında Kenji Mizoguchi, Daisuke Ito, Shigeyoshi Suzuki, ve Tomu Uchida vardır. 35 mmlik filmlerin aksine, Japonya'nın Marxist Proletarya Film Derneği (Prokino) bağımsız olarak daha küçük çapta (9.5 mm ve 16 mm) ve daha radikal eserler yapmışlardır. Eğilimli filmler katı sansürlemelerle 1930'lara gelmiş, Prokino üyeleri tutuklanmış, bu hareket etkin bir biçimde bastırılmıştır. Bu dönemde yapılmış filmler; Sakanaya Honda, Jitsuroku Chushingura, Horaijima, Orochi, Maboroshi, Kurutta Ippeji, Jujiro, Kurama Tengu: Kyofu Jidai, ve Kurama Tengu'dur.

The Captain's Daughter filminin daha sonraki versiyonu, yapılmış ilk sesli filmlerden biridir. Bu film Mina Ses Sistemini kullanmıştır. Japon film endüstrisi daha sonra iki gruba ayrılmıştır; biri Mina Ses Sistemi'ni kullanan, diğeri de Tojo Masaki'nin filmlerini yapmak için bir Ses Sistemini kullanan gruptur.

1923 depremi, 2. Dünya Savaşı'nda Tokyo'nun bombalanması, zamanın doğal etkisi ve Japonya'nın yanıcı, çürüyebilen nitrat filmlere etki eden rutubeti bu dönemde büyük bir film kıtlığına neden olmuştur.

1930-1940'LAR
Batı'nın aksine 1930'larda Japonya'da hala sessiz filmler üretilmekteydi. Japonya'nın ilk uzun konulu metraj ve Mina Ses Sistemi'ni kullanan 'sesli' filmi Fujiwara Yoshie No Furusato 1930'da yapılmıştır. Bu dönemin önemli sesli filmleri arasında Mikio Naruse'nin Wife, Be Like A Rose! (Tsuma Yo Bara No Yoni, 1935) -aynı zamanda ABD'de gösterime giren ilk Japon filmlerinden biridir- Yasujiro Ozu'nun An Inn in Tokyo filmi -bu film'de neorealizm türünün öncülerinden biri olarak görülür- Kenji Mizoguchi'nin Sisters of the Gion (Gion no shimai, 1936), Osaka Elegy (1936), The Story of the Last Chrysanthemums (1939) ve Sadao Yamanaka'nın Humanity and Paper Balloons. (1937).

1930'larda Film Kanunu'nun kabulüyle beraber devletin sinema üzerindeki etkisi de artmıştır. Devlet, propoganda yada belgesel filmleri gibi sinemanın bazı formlarını desteklemiştir. Fumoi Kamei önemli belgesel yönetmenlerinden biridir. Realizm oldukça revaçtaydı. Hiroshi Shimizu ve Tomokata Tasaka tarz olarak güçlü bir şekilde gerçekçi filmler yapmışlardır.

2. Dünya Savaşı ve zayıf ekonomi nedeniyle işsizlik Japonya'yı etkisi altına almıştır. Ekonomideki bu zayıflık sinema sektörünede etki etmiş. Dönem boyunca, Japon devleti sinemayı Japon İmparatorluğu'nun görkemini göstermek için propoganda aleti olarak kullanmıştır. Bu nedenle bu dönemdeki çoğu filmde vatanseverlik ve askeri temalar işlenmiştir. 

1942'de Kajiro Yamamoto'nun Hawai Mare Oki Kaisen filmi daha küçük ölçüde yeniden yapılmış Pearl Harbor modeli ve Eiji Tsuburaya'nın özel efektleriyle beraber Pearl Harbor'daki saldırıyı anlatmaktadır. Akira Kurosawa kendi çıkış filmi olan Sugata Sanshiro'yu 1943'te yapmııştır. Kurosawa ve aktör Toshiro Mifune'nin ilk ortak çalışması olan Drunken Angel 1948'de ve Stray Dog 1949'da yaplmııştır. Eleştirmenlerce ve ticari olarakta başarılı olan Late Spring adlı Yasujiro Ozu filmi de 1949'da yapılmıştır. Mainichi Film Ödülleri 1946'da başlamıştır. Savaş dönemi devlet tarafından yasaklanan Amerikan animasyonları 2. Dünya Savaşı'nın bitimiyle beraber gösterilmeye başlamıştır.

Sugata Sanshiro'dan Bir Sahne

1950-1960'LAR
Japon sinemasının Altın Çağ'ı 1950'lerdir. Bu on yıllık süre içindeki üç film (Rashomon, Seven Samurai ve Tokyo Story) Sight & Sound'un 2002 yılında yapılan tüm zamanların en iyi filmleri Eleştirmen ve Yönetmen Anketine girmiştir. Amerikan işgalinden sonraki bu dönem, yükselen hasılatla beraber Toho, Daiei, Shochiku, Nikkatsu, Toei gibi fil stüdyolarının popülerliği sayesinde çeşitliliğin yükselişe geçmesine neden olmuştur. Bu dönem aynı zamanda Japon sinemasının dört büyük artistleri olan Masaki Kobayashi, Akira Kurosawa, Kenji Mizoguchi, and Yasujiro Ozu'nun yükseldiği dönemdir. Her bir yönetmen savaşın etkileri ve sonuçlarını kendi eşsiz, yenilikçi yöntemleriyle anlatmışlardır.

Kurosawa Akademi Ödüllerinde en iyi yabancı film ödülünü ve Venedik film festivalinde Altın Aslan'ı almış Japon sineması dünyaya tekrar tanıtılmaya başlamıştır. 1953'de Heinosuke Gosho'nun Entotsu No Mieru Basho filmi 3. Berlin Uluslararası Film Festivali'nde yarışmıştır. İlk renkli Japon filmi Keisuke Kinoshita'nın yönettiği 1951 yapımı Carmen Comes Home'dur. Bu filmin siyah-beyaz versiyonu da mevcuttur. Teinosuke Kinugasa'nın Gate of Hell filmi Eastmancolor kullanılarak yapılan ilk filmdir. Bu film aynı zamanda Japonya dışında gösterime girmiş ilk renkli Japon filmidir. Aynı zamanda 1954 yılı Akademi Ödüllerinde En İyi Kostüm ve En İyi Yabancı Film Onur Ödülü'nü ve Cannes Film Festivali'nde Palme d'Or ödülünü ilk defa alan Japon filmi olmuştur.
1954 yılında Japonya iki çok önemli filmi piyasaya çıkartmıştır. Bunlardan ilki Kurosawa'nın Seven Samurai'si, diğeri de Ishiro Honda'nın yönettiği anti-nükleer canavar-dram filmi Godzilla. Yine aynı yıl Kurosawa'nın Ikiru'su ve Yasujiro Ozu'nun Tokyo Story'si 4. Berlin Uluslararası Film Festivali'nde yarışmıştır.

Gate Of  Hell (1953)

Hiroshi Inagaki 1955'de Samuri üçlemesinin ilk bölümü ile Akademi Ödüllerinde En İyi Yabancı Film ödülünü, 1958'de Rickshaw Man filmiyle de Venedik Film Festivali'nde Altın Aslan'ı almıştır. Kon Ichikawa 1956'da, En İyi Yabancı Film adaylığı alan Burmese Harp'ı, 1959'da da Fires On The Pain filmlerini çekmiştir. Masaki Kobayashi The Human Condition Üçlemesi olarak bilinen filmlerinin ikisi olan No Greater Love (1958) ve The Road to Eternity (1959) çekmiştir. Bu Üçlemenin son filmi olan A Soldier's Prayer 1961de çekilmiştir.

1956 yılında ölen Kenji Mizoguchi başyapıt serileriyle kariyerini sonlandırmıştır: The Life of Oharu (1952), Ugetsu (1953) and Sansho the Bailiff (1954) Ugetsu ile Venedik Film Festivali'nde Gümüş Aslan almıştır. Mizoguchi filmlerinde çoğunlukla Japon toplumunun kadınlar üzerinde yarattığı trajedileri ele alır. Mikio Naruse Repast (1950), Late Chrysanthemums (1954), The Sound of the Mountain (1954) ve Floating Clouds (1955) filmlerini yapmıştır. Yasujiro Ozu renkli film çekimlerine 1958'de Equinox Flower ile başlamış, daha sonra  Good Morning (1959) Floating Weeds (1958) ile devam etmiştir. Mavi Kurdele Ödülleri 1950'de kurulmuştur. En İyi Film Ödülünü kazanan ilk film Tadashi Imai'nin Until We Meet Again filmidir.

Üretilen film sayısı ve sinema izleyicisi 1960'larda doruk noktasına çıkmıştır. Kurosawa bir klasik olan Yojimbo'yu 1961'de, Yasujiro Ozu son filmi olan An Autumn Afternoon'u 1962'de çekmiştir. Mikio Naruse geniş ekran melodramı olan filmi 'When a Woman Ascends the Stairs' filmini 1960'da, son filmi olan Scattered Clouds'u 1967'de çekmiştir. Kon Ichikawa 1964 Olimpiyatlarını konu alan 3 saatlik Tokyo Olympiad'ını çekmiştir. Seijun Suzuki 1967 yapımı surreal Yakuza filmi olan Branded to Kill ile "bir anlamı olmayan ve para getirmeyen filmler yaptığı" gerekçesiyle Nikkatsu tarafından kovulmuştur. 1960lar Japonyada Yeni Dalga akımının doruk yıllarıdır, 1950'lerde başlamış ve 1970'lere kadar devam etmiştir. Nagisa Oshima, Kaneto Shindo, Masahiro Shinoda, Susumu Hani, Shohei Imamura bu dönemde öne çıkan filmcilerdir. Oshima's Cruel Story of Youth, Night and Fog in Japan and Death By Hanging, along with Shindo's Onibaba, Hani's Kanojo to kare and Imamura's The Insect Woman bu akımın bilinen örnekleri olmuştur. Shinsuke Ogawa and Noriaki Tsuchimoto dönemin en önemli belgeselcileri olmuşlardır.

Teshigahara'nın 'Woman in the Dunes' filmi 1964te Cannes Film Festivali'nde Jüri Ödülünü kazanmış, Oscarlarda En İyi Yönetmen ve Yabancı Film adaylıkları almıştır. 1965 yılında Masaki Kobayashi'nin Kwaidan'ı da aynı şekilde Cannes'da Jüri Özel Ödülünü almış ve Akademi Ödüllerinde Yabancı Film adaylığı almıştır. Tadashi Imai'nin Bushido, Samurai Saga'sı 13. Berlin Uluslararası Film Festivali'nde Altın Ayı almıştır. Keisuke Kinoshita'nın 'Immortal Love' filmi ve Noboru Nakamura'nın 'Portrait of Chieko' ve 'Twin Sisters of Kyoto' filmleri de Akademi Ödüllerinde En İyi Yabancı Film adaylıkları almıştır. Yine Nakamura'nın 'Lost Spring' adlı filmi 17. Berlin Uluslararası Film Festivalinde yarışmıştır.

Tokyo Olympiad Filminden Bir Sahne (Video)

1970-1980'LER
1970'lerde televizyonun yaygınlaşması nedeniyle sinema izleyicisinde azalma yaşanmış, film şirketleri buna karşı çeşitli yöntemlerle savaşmışlardır. Örneğin televizyonda gösterilemeyecek kadar cinsel ya da şiddet içerikli filmleri arttırmak gibi. Bunun sonucunda Pink Film adı verilen endüstri, genç ve bağımsız filmciler arasında bir basamak haline gelmiştir. 70'ler aynı zamanda genç idollerin oynadığı film kuşağının başlangıç zamanlarıdır. Toshiya Fujita 1973'de intikam filmi olan 'Lady Snowblood'ı' çekmiştir. Ayı yıl Yoshishige 'Yoshida Coup d'Etat' adlı, 1936 yılındaki Japon darbesinin lideri Ikki Kita'yı konu alan filmi çekmiştir. Deneysel sinematografisi ve mizanseni, avant-garde müziğiyle beraber Japonya'da bu filme büyük bir eleştirel başarı getirmiştir.

1976'da Hochi Film Ödülleri kurulmuştur. İlk kazanan film Kon Ichikawa'nın 'The Inugamis' adlı filmidir. Nagisa Oshima'nın yönettiği 1976 yapımı 'In The Realm of the Senses' filmi 1930'larda yaşamış olan Sada Abe'nin tutku cinayetini detaylı şekilde konu almış ve müstehcen sahneleri nedeniyle Japonya'da hiçbir zaman sansürlenmemiş şekilde gösterilmemiştir. Kinji Fukasaku Yakuza filmleri serisi olan 'Battles Without Honor' ve 'Humanity' filmlerini tamamlamıştır. Yoji Yamada Tora-San serisini takdim etmiştir. Yeni Dalga akımı filmcileri olan Susumu Hani ve Shohei Imamura, her ne kadar Imamura uzun metraj film yapımına 1979'da dönüş yapmış olsa da, belgesel çalışmalarına devam etmişlerdir. Kurosawa'nın Dodes'ka-den ve Kei Kumai'nin Sandakan No.8'i Akademi Ödüllerinde En İyi Yabancı Film adaylıkları almıştır.

1980'ler önemli Japon film stüdyolarının ve onların bağlı olduğu salonların çöküşüne sahne olmuştur. Eski jenerasyon yönetmenlerinden Kurosawa 1980'de Cannes Film Festivali'nde Palme d'Or alan Kagemusha'yı ve 1985'de 'Ran' filmini çekmiştir. Shohei Imamura 1983'te The Ballad of Narayama filmiyle Cannes'dan Palme d'Or alıştır. Yeni yönetmenlerden olan Juzo Itami ilk filmi 'The Funeral'ı' 1984'te çekmiştir ve 1985'de çektiği 'Tampopo' ile de hem eleştirel açıdan hem de gişede başarı kazanmıştır. Anime önem kazanmaya başlamıştır. Her yaz ve kış kimi zaman anime dizilere dayanan filmler gösterime girmeye başlamıştır. Mamoru Oshii 1983'de 'Angel's Egg' yayınlanmıştır. Hayao Miyazaki 1984 yılında mangasıyla aynı adı taşıyan 'Nausicaa of the Valley of Wind'ı filme çevirmiştir. Ev sineması önem kazanmıştır.

Nausicaa of the Valley of Wind Animesinden Bir Sahne

1990-2010'LAR
Ekonomik geri çekilme nedeniyle 1960'lardan beri sinema salonlarında olan azalma 1990'larda düzelmeye başladı ve Multiplex Japonya'ya giriş yaptı. Takeshi Kitano önemli bir filmci olarak çıkış yaptı. Sonatine (1993), Kids Return (1996) Hana-bi (1997) -bu film Altın Aslan almıştır-. Shohei Imamura The Eel ile 1997'de Altın Palmiye'yi İranlı Yönetmen Abbas Kürayüstemi ile paylaşmıştır. Kiyoshi Kurosawa 97 yapımı Kyua ile uluslararası takdir toplamıştır. Takashi Miike da Audition (1999), Dead or Alive (1999) ve The Bird People in China (1998) filmleriyle iyi bir kariyer yakalamıştır. Eski belgesel filmcisi olan Hirokazu Koreeda da uzun metraj kariyerine Maborosi (1996) ve After Life (1999) ile devam etmiştir.

Bazı anime yönetmenleri geniş çaplı üne sahip olmuş ve animenin sadece bir eğlence değil aynı zamanda modern sanat olduğu düşüncesini de dile getirmişlerdir. Mamoru Oshii uluslararası kabul görmüş felsefi bilim kurgu filmi olan 'Ghost in the Shell'i 1996'da gösterime sokmuştur. Satoshi Kon 'Perfect Blue' adlı ödüllü psikolojik gerilim filmini yönetmiştir. Japonya'da gösterilen film sayısı yükselişe geçmiştir. 2006'da 821 film gösterime girmiştir. Japon TV dizilerinden uyarlanmış filmler özellikle bu dönemde oldukça popülerdir. Anime filmler Japon film üretiminin 60%ını kapsamaktadır. 90'lar ve 2000'ler Japon sinemasının ikinci Altın Çağı olarak görülmektedir, bunun en büyük sebebi Anime'nin hem Japonya hem de dünya çapındaki popülaritesidir.

2004'de Godzilla'nın 50. yıldönümünü kutlamak için 'Godzilla: Final Wars' gösterime girdi. Hirokazu Koreeda Distance ve Nobody Knows adlı iki filmiyle dünya çapında birçok film festivali ödülleri topladı. 2007'de kadın yönetmen Naomi Kawase'nin 'The Mourning Forest' filmi Cannes Film Festivali Grand Prix'sini kazandı.

GodZilla (2004)

Anime'de Miyazaki 2001 yılında Spirited Away'i yönetti ve Japon gişe rekorlarını kırdı. Bu filmi, 2004'te de Howl's Moving Castle ve 2008'de Ponyo filmleri takip etti. Mamoru Oshii de 2004'de 'Ghost in the Shell 2: Innocence' adlı filmi yayınladı ve bu film dünya çapında eleştirmenlerce takdir kazandı.Yönetmenliğini Amerikalı Michael Arias'ın yaptığı Studio 4C ortak çalışması olan olan Tekkon Kinktreet 2008'de gösterime girdi. Şubat 2000'de Japon Film Komisyonu Teşviki Kurulu kuruldu. 2001 Kasım'da da devletin film iletişim araçlarını korumak için yardım sağlamasını içeren kanunlar sunuldu. Bu kanunlar 30 Kasım'da kabul edildi ve 7 Aralık'ta yürürlüğe girdi. 

Büyük film festivallerinde yarışıp uluslararası üne sahip olmuş dört film bulunmaktadır: Caterpillar (Koji Wakamatsu yön.), Outrage (Takeshi Kitano yön.), Himizu (Sion Sono yön.) ve Hara-Kiri: Death of a Samurai (Takashi Miike) 

Takashi Miike'nin 'Hara-Kiri: Death of a Samurai' filmi 2012 Cannes Film Festivali'nde Palme d'Or ödülü için diğer yabancı filmlerle beraber rekabet içerisindeydi. Bu rekabetteki en önemli olaysa bu zamana kadar ilk kez 3D yayınlanan bir filmin Cannes film festivalinde sonlara kalarak başarı elde etti.

Hara-Kiri: Death of a Samurai Filminden Bir Sahne


Lütfen çeviri ve düzenlemeyi alıntı yapmadan kullanmayın. kavunmedia.com
İlk Yorumu Sen Yap !
Yorum Gönder

EMOTICON
Klik the button below to show emoticons and the its code
Hide Emoticon
Show Emoticon
:D
 
:)
 
:h
 
:a
 
:e
 
:f
 
:p
 
:v
 
:i
 
:j
 
:k
 
:(
 
:c
 
:n
 
:z
 
:g
 
:q
 
:r
 
:s
:t
 
:o
 
:x
 
:w
 
:m
 
:y
 
:b
 
:1
 
:2
 
:3
 
:4
 
:5
:6
 
:7
 
:8
 
:9